Sol Pencere
Haziran 3, 2026
Gündemdeme – 3, En Azındanlarımız
Haziran 3, 2026

Sırrın Aynası

İnsan, en çok kendi gürültüsünde sağırlaşıyor. Dışarının o bitmek bilmeyen uğultusu, kalabalıkların telaşı ve günün bitkinliği üzerimize çöktüğünde, asıl kaybolan şey zaman değil insanın kendi sesi. Oysa Simurg’un peşine düşen o efsanevi kuşların en büyük sınavı gökyüzünün bitmek bilmeyen yolculuğu değil vadilerin derin sessizliğiydi. Çünkü insan ancak her şey sustuğunda kendi içindeki o devasa boşlukla yüzleşiyor.

Modern çağ, bize sürekli bir yerlere yetişmeyi, hep kalabalıkların içinde bir silüet olmayı dayatıyor. Fakat gerçek dönüşüm, kalabalıkları ardımızda bıraktığımız o radikal yalnızlıkta. Dünyanın kapılarını dışarıdan kilitlediğimiz, nefesimizin ritmini dinlediğimiz o inziva anları, aslında ruhun kendi üzerinde çalıştığı bir atölye olsa gerek. Ateşin külü yaktığı, zihnin fazlalıklardan arındığı bir yalıtılmışlık hali… İnsan, günlerce süren bir sessizlik ve irade terbiyesiyle kendi heykeltıraşına dönüşüyor.

Bu sadece zihinsel bir seyir de değil; et ve kemiğin, ter ve çabanın da bu uyanışta payı var. Bedeni kendi doğal sınırlarına kadar zorlamanın, aslında ruhun sınırlarını genişletmeye de yaradığını söylesek sanırım yanılmayız. Kasların yandığı, nefesin daraldığı o kırılma anlarında insan en ilkel, en saf haliyle tanışıyor çünkü.

Bir insanın yüzüne uzun uzun baktığınızda, sadece teni ve çizgileri görmeyiz. Geçtiği yolları, yendiği korkuları, teslim olduğu zayıflıkları da okursunuz. Kendi iç dünyamızda verdiğimiz her savaş, yüzümüze, duruşumuza ve o sessiz bakışımıza kazınır. İnsan, kendi kaderinin ve karakterinin satırlarını her gün seçtiği zorlukla, her gün yenik düşmediği heveslerle bizzat yazıyor.

Yolun sonunda Simurg’u arayan kuşların o büyük aynayla karşılaşması bir tesadüf değil. Bütün o çetin vadiler, yalnızlıklar, bedenin ve zihnin isyanları sadece o aynayı silebilmek içindi. İnsan, sınırlarını aşıp küllerinden doğduğunda anlar ki aradığı kurtarıcı, fethedeceği zirve ve okuyacağı en derin hikaye, aynadaki o sessiz yansımanın kendisidir.

Uçurumun kenarında kanatlanmayı bekleyen bir ruh için yanmak, bir son değil sadece bir başlangıçtır.





Paylaşmak Güzeldir:

Abdullah Kazıcı
Abdullah Kazıcı
Hayatının her evresini bir ‘neden’ üzerine inşa eden biri. Üstlendiği sorumluluk duygusuyla yalnızca kendi geleceğini değil, çevresindekilerin de ufkunu genişletmeye adanmış bir yolculukta. Dijital dünyanın kaotik hızına rağmen içinde daima bir düzen ve denge arıyor. Teknolojiyi yalnızca bir araç olarak değil; anlam üretmenin, adaletli kalkınmanın ve hikâye anlatıcılığının yeni dili olarak görüyor. Simurg’un küllerinden doğan genç bir ses olarak köklerine bağlı ama vizyoner bir yaklaşımla, dijital çağın sunduğu tüm olanakları toplumsal dönüşüm lehine kullanmaya kararlı.