Sırrın Aynası
Haziran 3, 2026
Yerdeki Ölüme Tırmanmak
Haziran 3, 2026

Gündemdeme – 3, En Azındanlarımız

Yazar hazırlanamadığı sınavlarını büte bıraka bıraka çalıştığı final döneminde olduğu için bu yazıyı hemen yazıp bitirmeyi planlıyor. Yazar final döneminin stresi bir yana, finalleri olduğu için şükredeceğini daha önce aklının ucundan bile geçirmezdi.Yine çalışması gerektiğinden bu şükür dönemini hızlıca es geçmiş olsa da kendi durumuna “en azından ben” diyerek sıyrılabildi işin içinden. Çok şükür. 

 

“En azından ben finallere girebiliyorum.”; “En azından okulum kapanmadı.” Malum yaşamak pahalı, kanaatkar geçinmeyi öğrenmek erdem. En azındanlarla şükür duymak marifet, en azından diyebilmek sevap. Hem ne demişler, damlaya damlaya göl olur. En azındanlarınınızı azar azar biriktirerek bir göl yaparsak…

 

Ancak bir zindan elde ederiz belli ki. Varsın olsun, tadımız kaçmasın da şükür edelim halimize. Zindan dediğin ne ki zaten; yemek beleş, su beleş. Özgürlüğün kıymeti mi kaldı zindanda yaşamaktan çekineceğiz? Kaldı ki dışarısı it kopuk dolu. Güven içinde yaşar gideriz en azından, fena mı? En azından k*tilini, hırsızını, yolsuzunu, t*cizsini içeri tıkacaklar diye bekleyip duracağımıza özgürce içeride yaşarız işte. 

 

Yazar topladığı en azındanlarıyla memnun, fosforlu kalemleriyle fosur fosur ders çalışıyor. Alacağı B üstü notlarından bir kolye yapıp inşallah 4 sene sonra koynuna takacak. Diplomayı almasının, aldıktan sonra elinden alınmamasının ne gibi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu görünce yazarımız kendine böyle sevinebileceği bi çözüm buldu. Yazar da az değil. Yazar en azından gittiği, içinde yaşadığı üniversitesinin kapanmamasından; kampüste sabahlamak zorunda kalmamaktan; finallerinin ve emekle hazırladığı etkinliklerinin iptal edilmemesinden memnun. Ve en kötüsü ses çıkarmak zorunda kalmadığı bir sessizlik içinde kalmaktan da memnun. Ses çıkarmak için fazla yorgun.Çünkü ses çıkarmak büyük bir fedakarlık. Korkularına ve rutinlerine rağmen ses çıkarmak ciddi bir emek. En azından ses çıkarmak bir varlık belirtisi. 

 

Ya da belki de ses çıkarmak; sessizliği kırmak için değil, daha büyük bir gürültüyü bastırmak üzere inşa edilmiş bir en azındanımız olmaktan başka bir şey değil.

 

Gürültü demişken geçen gün bir ödev yaptım. Avrupa Parlamentosu’ndaki Gazze’nin durumunun konuşulduğu 2025 sonundaki oturumun tek tek tüm konuşmacılarını analiz edip hangi görüşten kim ne söylemiş belirlemem ve ana hatlarıyla sorunları seçilmesi, en çok katılınan ve katılınmayan görüşün belirtilmesi isteniyordu. Belki zaten düşündüğüm ama analiz denince konu başlıklarına ayırmadığım bir çalışmaydı bu. Ve yazdım. Sonra bir konuşmada “Savaşın kötü bir şey olduğunu ancak savaşı kınamamak karşısında sürekli utanç kelimesini duymaktan rahatsızlık duyduğunu belirten bir temsilcinin ifadeleri üzerine benim de kulaklarım uğuldamaya başladı. Parlamentodaki gürültü parlamentodaki birilerini rahatsız etmeyi başarmıştı demek ki. Ancak parlamentoda sol ağırlıklı milletvekillerinin çıkardığı gürültünün en azındanlığı karşısında soykırımın gürültüsü kulaklarımdan gitmiyordu. Parlamento yardım üzerine anlaşsaydı da etkisinin olmayacağı, bu kararın komisyondan geçmesi gerektiği ve savaşın gürültüsünü en azından olağanüstü toplanarak bastırma çabasından başka bir yere gitmediğini zaten bilmiyor muyduk? Gazzede’deki çocukların çığlıklarını, bombaların o kocaman gürültüsünü; Avrupa parlamentosundaki gürültüden rahatsız olan birkaç kişi mi bastıracaktı? 

 

Yazar asla gündemimizden düşmeyecek Filistin’i bu yazılara bir paragraf olarak ancak bir ödev ile düşebildiği için çok üzgün ama nasıl ses çıkaracağını bilemediği sessizliğiyle mücadele ediyor. 

 

Ses çıkarmanın kırılımı mı bazı eylemlerimiz, yoksa başka gürültüleri bastırmamızının en azındanlığı için bize verilen teselliler mi? Mutlaka haksızlığa karşı direnmek, hakkı savunmak kıymetli. Burası tartışmaya kapalı. Mesele “en azından”larımızı bir kenara atarak harekete geçmek olmalı çünkü belki de “en azından” dediğimiz gürültümüz koca koca yerlere gelmiş insanlarınkinden daha büyüktür. Mesele ses çıkarmak olduğunda sırayı ya da sessizliği beklemek değil, sürekli gürültünün içinde olmak anlamlı belki de.

 

Sürekli gürültüler duyduğumuzda mesela, 

Tak.

Bir anda yok edilen bir ses.

Tak tak..

Henüz şoku atlatamadan

Kapanan bir okula nasıl tepki verdiğimiz anlamlı belki de.

 

İki ayrı bölgede iki ayrı direniş. İki ayrı haksızlık, hukuksuzluk karşısında iki başka yalnızlık ancak söylemleri ortak: “Evimiz, ocağımız yanıyor.”. Kim yakıyor bu evleri, ocakları? İki ayrı ilde iki ayrı yangın, o evde olmayanları pek de ilgilendirmeyen iki direniş ve yas. Kimisi içinse rahatsızlık duyulan iki gürültü olmaktan ibaret. 

 

Yazar ayrıca herhangi  bir siyasi partiyi desteklememekten de ayrıca memnun. Kendi yaptığı küçük muhalefetinin başına piyon yerleştirilememesinin mutluluğu içinde tamamlıyor yazısını ve kapatıyor bilgisayarı. Açıyor kitabını. Ve bütün bu düşüncelerden sıyrılarak dersine döndüğünü düşünen hukuk öğrencisi yazarın karşısına o iki kelime çıkıyor: Mutlak ve Butlan.

 

 

 



Paylaşmak Güzeldir: