Kutlama Meydanında 
Kasım 3, 2023
Madrid Sokaklarındayım Ferhan Abi
Aralık 3, 2023

Duris Dura Franguntur 

Bir film, bir Kadıköy, bir köpekle başladı, sanıyorum.

Bir hayal ve bir vegan, dinlemek çıkarıp koymuşuz masaya.

Sessizlik ve cüretle, shot bardaklarını çevirmişiz tersine.

Uyumalar uğramadan, bakışlar derinleşmeden.

Gelgitlerden de biten abonmanlardan da önce.

İnadımla kavga ediyordum senin için, kırgınlığımla.

Sen ne kadar inatçıysan ben de o kadar ısrarcıyım demiştin.

Kış henüz başlamamıştı.

 

Hüznümü bırakmaya çalışıyordum rüzgâra,

Baş ucumuzda sürekli tuttuğun su gibi daimî pişmanlıklarımı.

Günler birbiri ardına devrilirken ben de daha çok kaçıyordum içime.

Sağ kalamam sandığım yıkıntılardan bir şekilde çıkmışken 

Keşke çıkmasaydım dedirtecek kadar tuzla buz olmuş “her şeyim”e bakıyordum.

Elime aldığım her şey dökülüyordu, ne uzun zaman olmuş, ne kısa.

Bazen içimin acısı günün dayanılmazlığını dengeliyordu,

Sonra tahterevalliye bindirdiğimde neyin ağır geldiğine bakmayı da bıraktım.

Oturduğum bankta kim düşmüş kim kalkmış görmez bakışlarımla,

Bekledim, bekledim, bekledim.

Belki geçer diye, hevesini alır da bırakır bu kırık beni diye.

Ellerinin, ellerimin yıkılması bitmedi.

Ne zaman eve geri gelsem yatağımda birikmeye devam ediyorlardı.

Ben taşıyordum ısrarla, duygu duygu pencereden sokağa boşaltıyordum,

Her yer yapış yapış yaşanmışlık,

Tüm defterlerim bembeyaz, ellerim kollarıma kadar mürekkep.

Mevzu biriyle bile ilgili değil artık.

Kapıyı çekip çıkmam lazım bu hayattan.

Hatta kapı dışarı edilmem.

İnsan kendini kapı dışarı edemez mi?

 

Sırf yatağımdan uzak dursunlar diye,

Tanımadığım evlerde geceler biriktirmeye çalışıyordum bazen,

Boş sohbetlerde ya da saatlerce dinlediğim müziklerde,

Bazen de ders notlarımın arasında veya karanlık bir barda.

Ne yaptıysam olmadı, 

Kırılmaklar en çok yatağımı sevdi. 

Haftalardır ne zaman uyurken dönsem sağımdan soluma, 

kırmızıya boyuyorum çarşafları.

Soluma dönmeyi bırakalı oldu uyanıkken ama uyurken hâlâ zorlanıyorum.

 

Senin şaşkınlıkla karışık hayranlığın işte bu karmaşaya çarptı,

Şarkılar, kitaplar, şiirler ve kelimeler bile dökülüyordu ceplerimden,

Ceplerim mi delik ellerim mi dolu yoksa çok mu uzağına düştüm kendimin,

Bilmiyordum. 

Gelişinin arifesiydi,

Kış henüz başlamamıştı.

 

Sonra sen geldin. 

Konuşmak için kafelere gitmek geldi senin hayatına da,

Bolca düzen ve kaprisli disiplin, ilerlemeci birinin şiddeti.

Çok görmeler, çok bakmalar, talepler ve gözlerimden öpmeler geldi senden karşılığında.

Sahneler, oyunlar ve gereksiz uzun otobüs yolculuklarında sohbetler.

Bozulan şemsiyeler, deniz kabuklarından çocuk kahkahaları,

Unutulan anahtarın hatırına balkon kapısından girmek için yırtılan plastikler,

 Israrla günaydın yazdığın sabahlar ve iyi geceler,

Paltonun yakasını düzelttiğim gelişigüzel anlar,

Gözlüğünün yarattığı dengesizlikle koluma girmelerin,

Kuşlardan korkuyorum diye papağanlı çorabını giymeyişlerin, 

Ve bana okuduğun şiirler, tiratlar…

Alışkanlıklardan korkumu tepeme çıkaran daha nicesi geldi.

Kafamı ne zaman sana çevirsem bana dalıp gitmiş olmaların geldi.

Bana ise kendimle kavgam geldi. 

Kitaplarımın arasına bıraktığın notlar bile senden yana. 

Hayatımın kapısını zorladığın her seferinde,

Her seferinde yenilerek yakaladığım kendim,

Yanaklarının üst kısımlarında derinleşen güldürmeler için çabalıyordu.

 

“Şimdi sana bir teklifim var…” diye başlayan cümlelerin vardı,

Benim de bahanelerim ve olmazlarım.

Hikâyemiz böyle başladı.

Senin gideceğin ve benim de kalamayacağım gerçeğiyle.

Oysa ikimiz de biliyorduk kestiğimiz yıldızların kartondan olduğunu.

Benim üşüdüğümü ve senin bile boyunun yetemeyeceğini.

Bu aralar oyunbozanlık yapıyorsun, uzun bir oyun bu demeye başladın.

Ben şu andan bahsetmiyorum, seneye ne yapacağını anlat bana diyorsun.

Gezilerden, öğrenmelerden ve beklentilerden bir seçme her cümlen.

Kutuladığım hayallerim ve ben tedirginiz,

Ya yeniden heves edersem?

 

Zorladığın şu kapı var ya,

Anlatmaya çalıştığım buydu işte sana, içerisinin darmadağınıklığı.

Duvarlara bulaşan mürekkepler, kırmızı çarşaflar, gıcırdayan parkeler…

Neredeyse benim aynımsın, neredeyse inanacağım gerçek olduğuna. 

Yine de, her şeye rağmen demeye devam etmek zorundayım:

Olmaz, böyle sevgi olmaz.

Ağırlaşan bakışlarınla olmaz,

Düşmeye meyleden ve yıkımını talep eden seninle.

Bırak ben seçeyim gitmeyi dedin,

Ama olmaz sevgilim, böyle sevgi olmaz.

Gitmen gerek.

Git ki yeniden gelebil,

Başka bir gün, başka bir şehirde.

Belki başka bir insan olarak ben,

Belki başka bir insan olarak sen.

Adlarımız değişir, hayallerimiz ve şimdiye kadar geçen yıllar.

Bu sefer esmer bir kadın olmam belki ve sıra bende,

O gün düşen ben olurum belki hayatının ortasına.

Yeniden konuşuruz, cümlelerimi tamamlamana izin veririm yine,

Sen sormadan cevap veririm

Ve sen yine saçımı alırsın kulağımın arkasına.

Uyurken izlersin beni ve belki de ben, 

Rüyamda konuşmayı bırakmış olurum o hayatta.

 

Bir deyiş var, diyor ki

Sert şeyler, sert şeyler tarafından kırılır.

Ben kırılmak istemiyorum artık, kırmak da.

Bak diyor ki, 

Sert şeyler 

Sert şeyler tarafından 

Kırılır. 

Bırak beni,

Benim kendimi yine yine, kırıp kırıp yapıştırdığım yeter.

Bırak,

Gitmeden bırak.

Yeni bir kış başlamadan. 



Paylaşmak Güzeldir:

İlayda Küçükafacan
İlayda Küçükafacan
Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği “öğren”cisi olan İlayda, iflah olmaz bir meraklı ve maceraperesttir. Yeni bir şey öğrendiği zaman verdiği tepkiler ve mutluluk enerjisi korkutucu seviyede olabilir. Kitapların ve insanların birer zaman makinesi olduğuna ve okuyup dinledikçe hayatını uzatabileceğine inanır. Kendisine kolaylıkla bibliyofil denebilir ve özellikle alegorik eserlere düşkündür. Değer yaratmanın ve hayatlara dokunmanın hayatın amacı olduğunu düşünür. Bu sebeple kendisini sürekli bir şeylerle uğraşırken bulabilirsiniz. Yazıları çok bilmiş gelebilir ama aslında sadece “kendi dünyası”nı tasvir etmektedir.