Kıymetini Bilmediklerimiz
Nisan 3, 2020
Ne Hayallerle Gittik Ne Kırıklıklarla Döndük
Nisan 3, 2020

Bir Gönül Meselesi

Yürüyorum çok boyutlu bir yerde. Yer yer karanlık hâkim yer yer aydınlık. Şaşkınca nerede bulunduğumu anlamaya çalışıyorum. Bir kaosun ortasındayım sanki. Birçok sima görüyorum bazıları tanıdık bazılarına ise emin değilim, tanıyor muyum? Kaosun getirdiği huzursuzluk, yer yer gördüğüm o tanıdık simalar ile yerini tatlı bir huzura ve yüzde bir tebessüme bırakıyor. Ben yürümeye devam ediyorum.

Niye bazı yerler karanlıkken bazı yerler aydınlık anlayamıyorum. Gece mi gündüz mü zaman söylesin biri ne olur ikisi aynı anda nasıl mümkün olur? Biraz daha ilerliyorum upuzun ve boş karanlık bir koridora geliyorum. Her iki yanında bir sürü kapı. Merak ediyorum bu kapılar nereye çıkıyor? Sağda duran ilk kapıya yaklaşıyorum. Kalp atışlarım hızlanıyor. Niye? Bambaşka bir hissiyat geliyor. Çok güzel ama aynı zamanda burnumun direğini sızlatan bir his. Gözlerim hafiften yanıyor hissediyorum. Ne var ki bu kapının ardında bu hale sebep olacak merak ediyorum.

Kapıyı açıyorum, içerisi çok aydınlık. Zannedersin güneş burada doğmuş. Karanlıktan aydınlığa geçtiğim için gözlerim kapanıyor, açamıyorum. Alışmasını bekliyorum sabırsızlıkla ve merakla. Kalp atışlarım artık iyice kontrolden çıkmış durumda deli gibi atıyor. Ama çok derin bir huzur hissediyorum. Neredeyim acaba, nedir böyle hissetmeme sebep? Biraz bekleyince yavaş yavaş gözlerimi açmaya çalışıyorum. Etrafa bakıyorum önce seçemiyorum. Bulanık bir görüntü… Yavaş yavaş netleşiyor, ne göreyim? Bir sürü masa, sandalye, kitaplar… Ben, ben burayı tanıyorum. Ama içerisi boş, kimsecikler yok. Nerede o yolun başında gördüğüm kalabalık? Niye o karanlık yer yer ışık alan yerde bunca insan niye gelmiyorlar?

Gelmezlerse gelmesinler ben burada yaşarım bundan sonra diye düşünüyorum. Aklıma diğer kapılar geliyor onlar nereye açılıyor acaba? Yoksa hepsi burası gibi mi? Gidip bakabilirim aslında derken görüntü bulanıklaşıyor ve kaybolmaya başlıyor. Bir şaşkınlık daha ne oluyor Allah aşkına? Dur gitme ben burada kalmak istiyorum. Nafile, her şey kayboldu. Biraz önce tatlı bir huzurla dolu kalbim şimdi ayrılığın derin acısıyla baş başa. Gözlerim kapalı ama yaşlar boncuk boncuk dökülüyor yastığa, ıslatıyor. Ellerimi kalbime bastırıyorum o acıyı dindirsin diye. İşte bu yüzden uyumak istemiyorum. Yoruldum bu rüyalardan. Nasıl kalkacağım ki yerimden. Halimi soranlara ne anlatacağım? Anlarlar mı, değiştireyim soruyu anladılar mı? Denedin mi diye soran olursa denedim tabi ama gülüp geçtiler işte. Zar zor ayağa kalkıyorum. Elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalışıyorum. Saat daha çok erken. Herkes hala uyuyor. Benim gecelerim hep böyle geçiyor tabi bunu kimse bilmiyor. Aman bilmesinler, bilseler beni kendime eziyet etmekle suçlarlardı zaten. Çay koydum ocağa. Birazdan gelirim kendime ve gün başlar benim için. Mızmızlanmıyorum. Ben oraya gideceğim yine bir gün biliyorum. Bu rüyalar yoruyor diyorum falan ama ya bir daha hiç görmezsem rüyamda bile. Aman Allah korusun. Uyandığımda yokluğunu derinden hissetsem de ben orada hissettiğim anlık huzuru uyanıkken de anımsıyor bir nebze yine hissediyorum. Onu da kaybetmeye dayanamam. Niye mi? Çünkü bu “Bir Gönül Meselesi”. Gönlüne düşmeyen nerden anlasın beni?



Paylaşmak Güzeldir:

Ayşegül Uzun
Ayşegül Uzun
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinde Hukuk öğrencisi. Etrafı, insanları gözlemlemeyi ve bu gözlemlerden tespitler yapmayı çok seviyor. Çıkarım bilimi ile ilgileniyor. Amatör olarak kemençe çalıyor. Dünyada adaletin tamamen sağlanabileceğine inanmamakla birlikte karşılaştığı olayların en adil şekilde sonuçlanabilmesi için çabalamayı amaçlıyor. Dergide aklına takılan bir konu, gözlemleri sonucu tespitleri veya yaptığı araştırmalar üzerine yazılar yazacak.