Yürümeyi öğrenmek nasıldır? Çevrende yürüyen, koşan insanları hayranlıkla izlemektir önce. Oturduğun yerden onlar gibi olmayı ümit etmektir belki de. Annenin yardımlarına güvenmek, çevrendeki insanların sana gülümsemesi ile başardığını hissetmek, alkışların tadına varmaktır.
Ama ne zaman özgür hissedip annenin kollarından kurtulduğunda diğer adımını atamadan yere kapaklanmaktır bir o kadar da. Bu düşüş can yakmaz, can yakan hayal kırıklığıdır. Bir bebeğin çevresi yürümeyi çok iyi bilenlerle çevrilidir. Her düştüğünde annesinin yüzündeki korkuyu ve kaygıyı görür. Peki bebek denemekten vazgeçer mi? Hayır, annesi onu her kaldırdığında o bir daha dener. Sonra kendi kendine ayağa kalkıp eşyalara tutuna tutuna denemeyi sürdürür ve sonunda başarır. Peki yürümeyi hiç öğrenebilir miydi çevresine baksaydı ya da denemekten korksaydı her seferinde başarısız olmasına rağmen?
Bir bebek duygularını saklamaz, o anda yaşar ve biter. Çünkü öğrenmeye açtır ve hep önüne bakar, geçmişte yaşamaz. Diliyle insanları yaralamayı öğrenmemiştir veya yalanların etkisi yoktur hayal dünyasında daha. Berrak bir zihin ve küçük şeylerden mutlu olabilen dopamin seviyesi düşük bir beyin. Sizce neden yetişkinken hatırlamayız ama yaşlanınca berraklaşır küçüklük anılarımız Bence son bir şanstır bu bize verilen. Ama bu sefer pişmanlık duyarız yetişkinliğimizde verdiğimiz kararlardan, boğuluruz keşkelerimizin içinde ve zaten yaşadığımızı hissetmeyiz nefes alsak bile. Her mum üflediğimizde dünyayaya bizimle gelen o saf ruhumuzdan bir parçayı da alevlere teslim ederiz farkında olmadan. Sonra da doldurmaya çabalarız eksikliğimizi, yamalarla doldururuz benliğimizi. Yerine daha iyisini hazırlamaktansa çoğumuz unuturuz kendimize verdiğimiz sözleri. Çevremize kulak verdiğimizde duyamayız yardım isteyen çocukluğumuzun sesini. Sonra duysak da elimizden bir şey gelmez çünkü böylesi işimize gelir. İşte bu çocuk artık bir vicdan azabına dönüşür, sonra ondan nasıl kaçacağımızı bilemeyiz.
Nasıl mı farklı olabilirdi? Arkamızı dönüp ona doğru, bizi bekleyen çocuğa koşsaydık… Her yaşın bir getirisi ve götürüsü olur. Çünkü denge bunu gerektirir ama kökü sağlam olan ağaç her kuruyan dalının yanında yeni bir filiz daha verir. Yeter ki denemekten ve kendimiz olmaktan korkmayalım çünkü biz dilini bile bilmediğimiz insanlara kalbimizle güvenip aklımızı kullanarak,
çevremize bakmadan düşe kalka öğrendik yürümeyi. Kimse bizi koşmaktan alıkoyamaz 🙂