Yaşamın Kıyısında yavaş yavaş yüzmek..
Düşünüyorum aslında ama her satırı yazarken düşüncelerimi ne kadar yansıtıyor bilmiyorum. Kurduğumuz her cümle, aldığımız her nefes biziz ya evet evet biziz. Peki en zor soru da burada değil mi? Attığımız her adımın, aldığımız her nefesin, gördüğümüz her karenin değerini ne kadar biliyoruz?
25 yaşına girdiğim zaman hayatın çok daha farklı olacağını hissetmiştim, “çeyrek asır yaşamak” lafı beni çok etkilemişti ve bu eşiği atlamak, bana farklı deneyimler kazandıracak diye düşünmüştüm. Bilin bakalım kim haklı çıktı?
3 Haziran 2026 tarihinde hiç beklemediğim bir anda, kötü bir sakatlık yaşadım ve o an tek düşündüğüm şey: Hayat bitti.
Bu kadar büyük cümle kuruyorsan Alper, o zaman neden sonra haksız çıktığını da anlat çünkü hayat tabi ki de bitmedi, hayat güçlendi.
Yaşadığımız olumsuzluklar her zaman bizi o kıyıya götürür, çizgi üzerinde oynarız çünkü duygularımızı en uçlarda yaşamayı sanki hayatlarımızın merkezine koymuşuz gibi düşünüyoruz.
Ara kısmı atlıyorum izninizle. Hastaneye gittik, doktor bana ön çapraz bağlarımın koptuğunu ve menisküsümün yırtıldığını söyledi. Sonra ameliyat süreci ve 1 ay ayağımın üstüne tam basamayış… (Buraları hızlı atladığıma bakma benim için zamanın büküldüğü ve zamanın içine düştüğüm evrelerdi.)
Şu an şükrediyorum çünkü ayaktayım. Bastığım her adımın değerini ne zaman unutsam diyorum ki kendime: “Ey Alper ya ne büyük adammışsın ama umarım hayat kadar küçük olduğunu unutmazsın.”
Uzun lafın kısası desem mi bilemedim? Atılan her adım, alınan her nefes, söylenen her sözü geri alamayız ama onların ne kadar değerli olduğunu umarım nefesin yettiği kadar hatırlarız.
Yaşamın kıyısında yüzmeye devam… Çünkü başka çaremiz yok.