Açlık Üzerine
Temmuz 15, 2026
Gündemdeme 4
Temmuz 15, 2026

Gardaki Kuşa Gecikmiş Şiirdir

 eşiğine sabır

avuçlar akça açılmış göğe yahut inanılan

arşa. ya erkek olursa? etrafta karmaşa.

günahı yansımasın cemaline hem ya gören

olursa? kararlı ev halkı adından, bak

çığlıklar kapı ardında. odası temiz henüz lakin

paşanın eli kulağında.


eşiğine beşik

dudağı kesik, erken ceza. söylemeden tanrının adını

acısı geldi kulağına. kabuklar sert hem dağlar

savaş getirmekte coğrafyasında. eşit dünüyle yalnız barışık

değil kendi tarihiyle. doğduğu gün ölümü okunuyor

salasında. tüyü çıkmadan yetim, uçmadan kelebek kadar

narin ölüyor odasında. yalnız oturan

yaşar koltuğunda.


eşiğine ferman

sevdi, halen ütülmemişti misketleri. kardeşi, dostu,

yareniydi. yüklendi erkenden, doldu kefeleri. yeşil, mavi

beyaz hem büyüktü herkesten. yüzünü aynada, ülkesini gördü ilk

perdeden. uçurum çetin, misketler beklemede; yaşı ortadoğu’da

öldürülen. damgalandı, kapı açık lakin

yüzünde dudak kesiği

halen.

 

eşiğine bavul

kıyıda yelkenli beklemede. ilk kez fısıltıyla adı

söylenmekte. zihni dolu; yarısı babası yarısı

ona verilen öğütlerle. hem tanımaz çoğunu, kulağında

eskiyen isimlerden. elleri ağır bavuluysa dolu kurtulamadığı

misketlerden. tren için gecikti hem atlamak için çok geç

gemiden.

 

eşiğine heves

alaca kuşlar etrafında, dudağı kesik lakin öğrendi

cümleler kurmayı. uzak mahallesinden ve öğrendikleri pek modern.

kapanmaz olanı buldu ve çıkardı içinden. idmanlı, bugünler için

yaş adlı gençliğinden. deniz mavi gök mavi, endişelenmeli

mi ki gelen tek karanlık

içiyken?


eşiğine levha

yol uzun, yetişmedi uyumaya. damlalar gökten

değil ayakları altında. ulaşmaya çalışmalı lakin sonunda

ayağı çöl toprağında. alışkın değil, denizin kabulünden reddine

ve toprak için yapılan protokole. şeffaf künyesi, okunmuyor

adı. üstelik kefeler boş çünkü

seçilen toprağın

terazisi.

eşiğine ocak

başının altında kendi yastığı. vicdanıysa başkasının. bilmiyor

kendini ve hangi azaba layık suçu için. günü mü batırdı

biri yoksa kendisi mi? vahim, kalbi

vazgeçmiş görünmekte lakin halen yanı başında

kalemi. suyun akışından serin hissederdi ancak yalnızca

uyutmakta kendini.


eşiğine duvar

sicili için tenha köşede kurulmuş çevirme. dört tane ve

ateşliyor fitili. odası dolu yankılarla, gelin

görün ki duyulan kendi sesi. başındaki taç, yüzündeki

gülümseme lakin silemedi dudağındaki

kesiği.


eşiğine kilit

harman vakti çaldı kapısı, duvarları artık tülden

örülü. adımlar bir-iki ve vicdanın öğretisi. başında bulutlar mı

yahut buharı mı acziyetinin? itiraf ettiği

her şey için ve edemediklerine bin kez; kırılsın dedi zincir,

anahtara yok lüzum. kırılsın

dedi zincir; kilidim değil demirden. kırılsın!

dedi zincir.

 

eşiğine beraat

tan ağardı, kaldı dilinde yüzyıllar boyu süregelen

tekerleme; “söyle irfan abi, gök ne zaman küser? alıştığı

için çürüyen insana var mı umudun ebedi?” ölümü

beklemeden öldü hem insanlar için bıraktı

yüzündeki

kesiği.





Paylaşmak Güzeldir:

Mehmet Antep
Mehmet Antep
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okusa da; hayatında sanatın siyasete yenik düşmemesi için fotoğraf, şiir, sinema ve tiyatro ile ilgileniyor. Spor yayıncılığına bir şekilde başladığı dönemde, hayatını bu şekilde idame edeceğini planlamıyordu. Fotoğraf-edebiyat ilişkisinin gücüne inanmakta ve bunun için sanatsal içerikler sunma çabasında. Yaşamın kısa hayallerin uzun soluklu olmasından dolayı fazla köşeli, yıldız olmak için çokça topraktan.