eşiğine sabır
avuçlar akça açılmış göğe yahut inanılan
arşa. ya erkek olursa? etrafta karmaşa.
günahı yansımasın cemaline hem ya gören
olursa? kararlı ev halkı adından, bak
çığlıklar kapı ardında. odası temiz henüz lakin
paşanın eli kulağında.
eşiğine beşik
dudağı kesik, erken ceza. söylemeden tanrının adını
acısı geldi kulağına. kabuklar sert hem dağlar
savaş getirmekte coğrafyasında. eşit dünüyle yalnız barışık
değil kendi tarihiyle. doğduğu gün ölümü okunuyor
salasında. tüyü çıkmadan yetim, uçmadan kelebek kadar
narin ölüyor odasında. yalnız oturan
yaşar koltuğunda.
eşiğine ferman
sevdi, halen ütülmemişti misketleri. kardeşi, dostu,
yareniydi. yüklendi erkenden, doldu kefeleri. yeşil, mavi
beyaz hem büyüktü herkesten. yüzünü aynada, ülkesini gördü ilk
perdeden. uçurum çetin, misketler beklemede; yaşı ortadoğu’da
öldürülen. damgalandı, kapı açık lakin
yüzünde dudak kesiği
halen.
eşiğine bavul
kıyıda yelkenli beklemede. ilk kez fısıltıyla adı
söylenmekte. zihni dolu; yarısı babası yarısı
ona verilen öğütlerle. hem tanımaz çoğunu, kulağında
eskiyen isimlerden. elleri ağır bavuluysa dolu kurtulamadığı
misketlerden. tren için gecikti hem atlamak için çok geç
gemiden.
eşiğine heves
alaca kuşlar etrafında, dudağı kesik lakin öğrendi
cümleler kurmayı. uzak mahallesinden ve öğrendikleri pek modern.
kapanmaz olanı buldu ve çıkardı içinden. idmanlı, bugünler için
yaş adlı gençliğinden. deniz mavi gök mavi, endişelenmeli
mi ki gelen tek karanlık
içiyken?
eşiğine levha
yol uzun, yetişmedi uyumaya. damlalar gökten
değil ayakları altında. ulaşmaya çalışmalı lakin sonunda
ayağı çöl toprağında. alışkın değil, denizin kabulünden reddine
ve toprak için yapılan protokole. şeffaf künyesi, okunmuyor
adı. üstelik kefeler boş çünkü
seçilen toprağın
terazisi.
eşiğine ocak
başının altında kendi yastığı. vicdanıysa başkasının. bilmiyor
kendini ve hangi azaba layık suçu için. günü mü batırdı
biri yoksa kendisi mi? vahim, kalbi
vazgeçmiş görünmekte lakin halen yanı başında
kalemi. suyun akışından serin hissederdi ancak yalnızca
uyutmakta kendini.
eşiğine duvar
sicili için tenha köşede kurulmuş çevirme. dört tane ve
ateşliyor fitili. odası dolu yankılarla, gelin
görün ki duyulan kendi sesi. başındaki taç, yüzündeki
gülümseme lakin silemedi dudağındaki
kesiği.
eşiğine kilit
harman vakti çaldı kapısı, duvarları artık tülden
örülü. adımlar bir-iki ve vicdanın öğretisi. başında bulutlar mı
yahut buharı mı acziyetinin? itiraf ettiği
her şey için ve edemediklerine bin kez; kırılsın dedi zincir,
anahtara yok lüzum. kırılsın
dedi zincir; kilidim değil demirden. kırılsın!
dedi zincir.
eşiğine beraat
tan ağardı, kaldı dilinde yüzyıllar boyu süregelen
tekerleme; “söyle irfan abi, gök ne zaman küser? alıştığı
için çürüyen insana var mı umudun ebedi?” ölümü
beklemeden öldü hem insanlar için bıraktı
yüzündeki
kesiği.