Benden Cümleler – II
Ağustos 31, 2026
Yarım Kalanlar Üzerine
Ağustos 31, 2026

Catanduva, Christ, Terlikli Günler

Gün 1.

Konum dünyanın diğer ucu. 

Portekizli kızlar, Sarışın Hollandalı çocuk ve Rumen erkekler…

İsmimi bile telaffuz edemeyen bir grup insan.

Burada herkes birbirine yabancı. 

 

Gün 2.

İzmirli ve Çek kızlarla hastaneye gidiyor, akşamları diğerleri ile buluşup birlikte yemek yiyoruz.

Bugün neler yaptıklarından bahsederken herkesin gözleri parlıyor,

İngilizceden sonra ortak bir noktamızın daha olduğunu fark ediyor,

Ameliyat önlüklerimizle havalı fotoğraflar paylaşıyoruz. 

 

Gün 3.

Sabah babamla telefonda konuşabilmek için erken kalkıyorum. 

Kahvaltım kızarmış tost ekmeği, tereyağı ve peynir.

Buralarda ne salça ne sucuk var. Zeytin de çok pahalı.

Sonrasında yine tıpış tıpış hastaneye gidiyorum. 

Ben öğle yemeğimi yerken memlekette güneş batıyor. 

 

Gün 4.

Her sabah ekmek ve tereyağı yemek Türk genlerime hakaret. 

Çözüm basit: Çek ev arkadaşımla menemen pişiyorum. 

Dün marketten fahiş fiyata aldığım zeytinler de sofrada. 

Hastanedeki hocalarımız öğleden sonra bizi likör fermantasyon fabrikasına götürüyorlar. 

Catanduva eğlenceli. İnsanlar dost canlısı. 

 

Gün 5.

Akşam Brezilyalı arkadaşlarımızla yemeğe davetliyiz. Sabah aceleyle çıktık evden. 

Kahvaltı yapmadığımızı duyunca hastanedeki hocalarımız kahve ve brigadeiro ikram ediyorlar. 

Lokumla yarışamaz. -Yarışmasalar bizim için daha iyi.-

Artık kendi başıma pão de queijo sipariş verebiliyorum. 

 

Gün 6.

Bugün laboratuvarda çalışmalarımız bittikten sonra ameliyat izlememize izin verdiler. 

Pediatri servisinde çocuklar ameliyat odasına akülü araba ile geliyorlardı. Anam, hepsi de çok tatlı. 

Alice bir hastaya sütur bile attı. Hemen fotoğrafını çektim. 

Yüzündeki gülümsemeyi görmesi lazımdı. 

 

Gün 7.

Ev için market alışverişine çıkıyoruz. 

Pilav ve kara kuru fasulye yemekten gına geldi. 

Bazen evde televizyon açıp yemek pişirdiğimiz oluyor.

Alice’in eli çok lezzetli. İyi ki ev arkadaşım. 

 

Gün 8.

Burası minik bir kasaba olduğundan her hafta sonunda bir şeyler planlıyoruz. 

Bugün Rio Preto’ya yol alacağız. Planımız taze hindistan cevizi suyu içmek, pastel yemek, Represa Parkı’nda yürüyüş yapmak ve de şanslıysak Kapibara görmek. 

Şanslıymışız. Dünyanın en büyük kemirgenleri ile birkaç fotoğrafım oluyor. 

 

Gün 9.

Burada kış olmasına rağmen Mersin’den daha kavurucu bir sıcak var. İlginç.

Kışın ortasında başka bir yerde aquaparka gidemezdim herhalde. 

7 kişiyiz. Çocuklar gelirken uberle geldiler. 

Dönüş yolunda Barbara’nın arabasına sığabilmek için bagaja sıkıştılar. 

Sefalet içinde geçen bir saat sonunda hastanedeki ücretsiz yemeğe yetiştik. Que legal. 

 

Gün 10. 

Kadavramızın ilginç bir vakası olduğunu fark ediyoruz. 

Bu onun için kötü benim içinse heyecan verici bir olay. 

İlk uluslararası yayınımın konusunu böylece öğrenmiş oluyorum. 

70 yaşındaki erkek hastada kriptorşidizm. 

 

Gün 11. 

Çocuklar buradaki değişimimiz bittikten sonra birlikte Rio’ya gitmeyi teklif ediyorlar. 

Mariana, İnes, Kayra, Alice, Alice’in arkadaşı, Daniel ve ben. 

Hafta sonu Mariana ve İnes onları evinde misafir eden Laura’nın ailesini ziyarete gidecekler. 

Onlarsız  bir şeyler eksik hissettiriyor. 

 

Gün 12. 

Bugün üniversitenin bir partisi var. 

Dress code: siyah. Alice’in siyah bluzu olmayınca Barbara kendi kıyafetlerinden verdi. 

Sosyal medyada sadece yakın arkadaşlarımla paylaşabileceğim videolarda görüle(meye)ceği üzere, çok eğlendik. 

Acil bu eğlence kültürünün Türkiye’ye de gelmesi lazım. 

 

Gün 13. 

Önümüzdeki hafta sonu São Paulo’ya gideceğim. 

Araba kiralıyoruz, burada insanlar Türkiye’den bile daha kötü araba kullanıyorlar.

Bomba haber: Sarışın Hollandalı çocuk dün bir sıfat daha kazandı. 

Yolda dinlediğimiz Rumen şarkıları hiç yabancı hissettirmiyor. 

 

Gün 14.

Joris çok tatlı bir insan. – sarışın Hollandalı çocuk- 

Esma’yı bilirsiniz. Daçkalı dostlarımdan. Şu an Erasmus yapıyor Hollanda’da. 

Hayatın cilvesine bakın, Joris ile önümüzdeki dönem aynı üniversitede okuyacaklar. 

Burada zamanımızın yarısını devirmişken içimde bir burukluk peyda ediyor. 

Zaman keşke bu kadar hızlı akmasa. Bir de keşke öğlen yemeklerinde limonata yerine ayran verseler. 

 

Gün 15.

Ortopedi ameliyatları canice geliyor. Ameliyathanede 10 dakika dayanabildim. 

Ama laboratuvar müthiş havalıydı bugün. 

Patolojik dokuları ince ince kesip mikroskobik görüntülemeye hazırladık. 

Ve de kanser biyomarkerleri boyamayı öğrendik. Müthiş havalı hissediyorum. 

 

Gün 16. 

Joris’in gözleri çok güzel. 

Yeşil ama içinde kahverengiler de var. 

Hayır, ela değil. 

Yeşil ve kahverengi. 

 

Gün 17. 

Bugün herkes kendi mutfağından yemekler pişirecek. Biz de kısır ve mercimek köftesi yaptık. 

Neden mantı, yağlama, zart zurt yapmadınız demeyin. Erkek arkadaşım vejetaryen. 

Ve de burada salça, isot, nar ekşisi ya da hayata anlam katan herhangi başka bir şey yok. 

Lakin caipirinha var. Buranın yöresel kokteyli. Tarif isteyen yazabilir.  

 

Gün 18. 

Dün Portekiz, Rumen ve Brezilya yöresel danslarını öğrendik. 

Bu milletlerin manyak kıvrak dansları var, bizim halaydan çok etkilenmediler. 

Bir de size bahsetmek istediğim başka arkadaşlar edindim. 

São Paulo’da tanıştığım biri buralı diğeri yine Rumen iki çocuk. 

Hatta Rumen olan bizim Alex’in üniversiteden arkadaşıymış. 

Dünya çok küçük ve beni hep en iyileriyle denk getiriyor. Teşekkür ediyorum evren. 

 

Gün 19. 

Hastanedeki hocalarımız Alice’in doğum günü için pasta yapmışlar. 

Sizce çikolatalı mıydı yoksa tropikal meyveli mi?

İkisi de yanlış çünkü pasta kremalı tavuk ve kızarmış patatesliydi. 

Bu konuda nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Sanırım güzel bir öğündü. 

Bir de söylemeden geçemeyeceğim: Burada herkes Kerem Bürsin’i tanıyor. As bayrakları as.

 

Gün 20. 

Joris Salvador’a gidiyor, sabah vedalaştık. Sonrasında evine dönecek. 

Ama konuştuk, tam olarak 100 gün sonra Hollanda’da görüşeceğiz. 

3 haftada tanıdığım bu çocuk için Duolingo’da Felemenkçe öğrenmeye başladım. 

Hayat çok garip ama güzel. 

-Obrigado por tudo. Até mais, logo. 

Ya da şöyle diyeyim. -Tot we elkaar weerzien. <3 

 



Paylaşmak Güzeldir:

Arife Vildan Bakar
Arife Vildan Bakar
Gaziantep Üniversitesi'nde tıp öğrencisi. Darüşşafaka'da Carpe Diem Dergisi ile başlayan yolculuğu onu Zümrüdüanka Dergisi GYY'ne getirdi. Aktif olarak "Nen nasıl bir insan olmak istiyorum?" sorusuna cevap arıyor. Bu sebeple dans ediyor, yazıyor, keman çalıyor ve daha birçok şey deniyor. Tüm bunları yaparken hayat enerjisini kaybetmemeye ve çevresindekilere iyi gelmeye çalışıyor. Aşamadıklarını işleyerek üretmeyi seviyor.