Dergimizi bugüne getiren tüm genel yayın yönetmenlerimizin mesajlarını derlerdik sizlere sevgili okur. Bugüne kadar bizi desteklediğin için teşekkür ederiz. Şimdi söz onlarda:
![]()
Furkan Çankırı, I-II. Dönem Genel Yayın Yönetmeni
İçimde açığa çıkmaya hazır duyguları ve düşünceleri; soyut olandan somut olana derleyip toparlayan bir alan oldu Zümrüdüanka. Görünür olma cesaretini teşvik eden bu dergi sayesinde yalnız olmadığımı ve anlaşılabileceğimi keşfettim.
Rüveyda Önder, III-IV. Dönem Genel Yayın Yönetmeni
![]()
Zümrüdüanka Dergisi benim için öyküler kanalıyla dünyaya açılan bir pencere demekti. Dostlarımı içerikleri sayesinde farklı açılardan tanımanın yollarını bulmuştum. Proje sayesinde kendi iradem üzerinde çok büyük gelişme kat ettim. Yazarlık atölyesi olarak gördüğüm bu proje zamanla bir yuva oldu, yalnızca aynı dili konuştuğum insanlarla içine girebildiğim bir ev hissi…
Bugünün yazarlarına verebileceğim yegane tavsiye; mükemmel olma gayesi gütmeden, duygularını ve mesajlarını aktarabilme amacını düstur edinerek ya da her ne saikle yazıyorlarsa onun peşine giderek vazgeçmemeleri olurdu.
Okurlarımız ise beklemeye ve takip etmeye devam etsin. Her yeni gelen sayının içerisinde bambaşka dünyaları barındıracağından eminim.
Hepinizi çok seviyorum, en yakın zamanda görüşmek üzere 🤍
Burhan Kibar, V. Dönem Genel Yayın Yönetmeni
![]()
Zümrüdüanka’dan önce yazdığım dergilerde bazen yönetimle anlaşamadığım için bazen de yazar kadrosuyla sorun yaşadığım için uzun ömürlü varlık göstermem hiç mümkün olmadı. Dergiye ilk girdiğimde, belki de şeytanın bacağını kırmak için, kendime verdiğim bir söz vardı: “Ne olursa olsun önümüzdeki bir sene boyunca yazmayı bırakmayacağım.” Ve ekledim: “Hayatım kötü gidebilir, yoğun olabilirim ama kısa bile olsa bir yazı çıkaracağım.” Bu ilk yılın (başarıyla) nihayete erdiği sıralarda genel yayın yönetmenliği (GYY) teklifi aldım ve (sanırım) düşünmeden kabul ettim. Yazarlıktan GYY rolüne geçiş aslında kendime odaklı olmaktan yazar ekibine odaklı olmaya geçiş gibiydi. Bir bakıma Piaget’nin benmerkezci (egosantrik) çocukluk döneminden çıkıp odaktan uzaklaşma (decentering), bütünü düşünüp ona göre hareket etme evresine geçmek gibi bir şey. Doğrusu dergiyle beraber büyüdük.
Bunca yıldan sonra geçmişe dönüp baktığımda, dergiyi düşününce aklıma Theseus’un gemisi geliyor. Yüz ay önce bu zamanlar kurucu bir ekip vardı ve kendilerinin de tam anlamadıkları bir şey inşa etmeye çabalıyorlardı. Zamanla eskiler yazar havuzundan ayrıldı ve yerlerine yeni kimseler geldi. Buna rağmen bütün olan, asıl olan, her ay paylaşılmakta olan dergi hâlâ aynı logoyla orada duruyor. Eh, hâl böyle olunca bu geminin varlığının devam ettirilmesi amacının her bir paydaşa serdettiği birtakım vazifeler var. Kendi adıma bu gemiyle olan hasbihâlimden çıkarımlarım şunlar:
Genel yayın yönetmeninin vazifesi geminin bütünlüğünü korumak ve parçalarının olması gerektiği şekliyle arzıendam etmesine olanak sağlamak; yazarın vazifesi geminin kendisine ayrılmış parçasında velut bir yazar olarak parıldamak; okurun vazifesi ise ‘Bu dergiyle karşılaşmam bana ne söyledi?’ sorusunun yanıtının peşine düşmek.
Şu birkaç hoş yılda görüp ettiklerimin hülasası budur.
Herkese kucak dolusu sevgilerimle,
Burhan
Nursu Sofugil, VI. Dönem Genel Yayın Yönetmeni
![]()
Zümrüdüanka benim için heyecandı, hem var olan bir yayını dilediğim gibi şekillendirebileceğim için hem de bunu kendimden daha büyük bir topluluk için yaptığımdan dolayı inanılmaz güzel bir deneyimdi. Özellikle son toplanmamız olan ödül gecesini ve Simurg olarak kocaman bir masada toplaşmamızı unutamıyorum.
Zümrüdüanka’ın en büyük artısı, her birimize dilediğimiz gibi yazıp üzerine saatlerce tartışabileceğimiz bir ortam sunması ve bunu güzel insanlarla birlikte yapıyor olmak. Benim için çok güzel bir deneyimdin Zümrüdüanka.
Damla Hıçkıran, VII. Dönem Genel Yayın Yönetmeni
![]()
Zümrüdüanka benim için dergi demek değildi. Duygusal bir giriş yapmaya çalışmıyorum aksine realist bi yerden aktarmak isterim sürecimi. Zümrüdüanka’nın bir dergi olduğunu ben belki 5. ayda yayınlarken fark ettim. Daha önce editörlük sürecimde aşırı keyifli bir okuma alanından en küçük boş vaktimde düşünmeye koyulduğum bir saha olmasını beklemiyordum. Sonradan yayın aşamasında yaptığım hatalara alışıp mükemmel olamayışını kabullendikçe daha iyi şeyler yaptık birlikte. Süreç bittiğinde mükemmel olanı tasarlamanın mümkün olanı görmeyi zorlaştırabileceği bakışını kazandım. Zümrüdüankanın istikrarlı paylaşımı bazen yorucu olsa da her ay onu sitede görmek farklı bir motivasyon ekip için, bu mutluluğu okuyucularıyla paylaşıyor yayın ekibi.
Her ay yazarların üretim sancılarına değmek, buradaki editöryel bakışla emeğe emekle karşılık verme kaygımız bir sohbet halini alıyor. Bana en keyif veren kısmı buydu sanırım.
İlk yayın ekibi toplantıma çok kıymetli bir arkadaşımın evinde girmiştim, sesim titriyordu dizlerimi sallıyordum. Bittiğinde gönlüm rahattı. Biterken bir dergiyle vedalaştığımı ve içinde yazarlarla sohbetlerimizi ve durmaması gerektiğine inandığım istikrarını görünce Zümrüdüanka’nın dergi olduğunu anladım; daha fazlası olması gerekmiyordu, böyle çok kıymetliydi.
Arife Vildan Bakar, VIII. Dönem Genel Yayın Yönetmeni
![]()
Zümrüdüanka benim için her zaman kendime tuttuğum ayna oldu. Burada önemli olan ben’dim. Yazarın duygularıydı. En kırılgan konuları hep burada açtım, döktüm, dağıttım. Ama yine burada toparladım. Bu iyileşmemiş yaraları açıp temizlediğim süreçte tüm ekip arkadaşlarımı ve okurlarımı omzumu sıvazlarken buldum. O sebeple burası bükülemediğim yerden güçlendiğim yer.
Genel yayın yönetmeni olmanın güzelliği ise dostlarının kalem başında kendilerini yeniden tanıma, yaratma süreçlerini gözlemleyebilmek. Onların sürekli değişen ve en son kendileri ait hissettirecek tüm personaları deneyişlerinde yanlarında olabilmek. Bazen sadece dinleyebilmek… En önemlisi, tüm duygulanımlarında üretmeye teşvik etmek. Çünkü bizler aşamadıklarımızı işleriz. Negatif duyguları fonetik mısralara döker, güzel hatırlamaya çalışırız. Ya da bazen sadece bazı sözlerin ağzımızdan, kalemimizden çıkmasına ihtiyaç duyarız. Sessiz çığlıklarımızı satırlarımıza gizleriz. Okurlarımızın bizi anlamasını bekleriz, eğer biz kendimizi anlayabilmişsek.
Burası toz toprak içinde yürüdüğümüz bir patika. Tek, kesin bir yol yok. Ama burada kimse şeffaf olmaktan korkmuyor ve de en önemlisi, yalnız değiliz.
Bu yolu birlikte yürüdüğümüz diğer kalemlere sevgiyle,
Arife Vildan