Gökler Kadar Özgür 
Ağustos 5, 2025
Bırak Gitsin
Eylül 9, 2025

Tıkır Tıkır

 

“Tıkır tıkır tıkır” ayak sesleri… “Nuray koşmayın, ayıp. Cenaze var aşağıda. ” Nermin Hanım uyardı. Hayatlarında yaşlanıp ölen muhabbet kuşları dışında ilk defa vefat haberi haberi alan çocuklar için cenaze yeni bir kelimeydi.  “Cenaze ne anne? Ne var aşağıda, biz de gidelim hadi.” Büyük olan 7 yaşındaki Nuray anlamamıştı sürekli kendilerinden şikâyet eden alt kat komşularının hakkın rahmetine kavuştuğunu. Apartmana çöken hüzünden, kapının önüne konulan kenarları kırık bir çift pisburundan, giren çıkan insanlardan sezmişlerdi bir durumlar olduğunu ancak ölüme hakim değillerdi. Merak ediyorlardı. Nuray’ın küçüğü Fatih de ağlamaya başladı “Gidelim abla gidelim. ” Nermin Hanım defin için uğurladığı eşini beklerken pencere kenarındaki divanda dua ediyordu. Nuray’ın ısrarı üzerine sinirlendi, “Bi durun bakayım, yedin başımın etini. Çabuk odaya! ” Bi süreliğine susturdu çocukları. Odalarına gidince sesi kesilen çocuklardan korktu. Öyle ya, en tehlikeli çocuklar sesi kesilen çocuklardır. Ses kesildi mi ne halt karıştırıyor bilemezsin. Bi süre dinledi. Sonra “tıkır, tıkır… ” sesler gelmeye başlayınca rahatladı. Duaya döndü.

Camdan dışarı bakıyordu Nermin Hanım. Başında ince beyaz bir tül, elinde Kur’an, kulakları çocuklarda, gözü dışarıda. Merhumun geleni gideni, beklediğinden çoktu. Apartman girişini izliyor, tekinsiz tipler var mı kolaçan ediyordu. Burnuna gelen kokuyla kalktı, mutfağa gidip yemeği kontrol etti. “Fiiii, tıkır tıkır tıkır. ” Düdüklü tenceredeki taze fasulyenin altını kapattı.

Bi paket irmik buldu dolapta. Nuray’ı çağırdı. “Kızım gel buraya. ” Nuray zar zor bıraktı oyunu mutfağa koştu. “Hadi hemen bi koşu bakkaldan şeker al da gel. Hatta bir paket de irmik al yetmez bu. Parasını yazdırıver, babam ödeyecekmiş dersin. Hadi Nurayım.” Nuray, içerideki kırmızı ayakkabılarını dışarı çıkardı, giydi. Aşağıdan sesler geliyordu. “Tıkır tıkır tıkır. ” Aşağı indi. Alt katta ilk defa bu kadar çok ayakkabı gördüğü kapının önünde durdu. Ne olduğunu anlamak için içeri baktı ama kimseyi göremedi. İçeriden ne olduğunu anlayamadığı duaya benzer sesler ve konuşmalar duyuluyordu. Dikkat kesildi. Sonra ne olduğunu anlamak, bulursa emekli avukat Muhsin Amcaya sormak için içeri girmeye karar verdi. Ayakkabılarını çıkardı, salon kapısının önünde durup içeridekileri gözetledi. Bir iki kişi ağlıyordu ve içerideki herkes kadındı. Kalabalıktan biri ona seslendi “Gel bakayım buraya küçük kız.” Kimseyi tanımadığından panikledi. Koşarak çıktı evden. Apartmandan çıktığında nefes nefeseydi. Korktuğu sırada anlayamadı içerisinin neden bu kadar kalabalık olduğunu. Neden bu kadar çok misafir gelmişti Muhsin Amcaya. Korkunun etkisiyle nefes nefese hemen çaprazdaki bakkala doğru yürüdü. “Tıkır tıkır.. ” Borçlarını hesaplattı Bakkal Bekir’e, iki çikolata daha alıp çıktı. Şimdi eve gitmek, Muhsin amcanın kalabalık katından geçmek istemiyordu. Eve yürüdü, aşağı kapı açıktı ama içeri gitmekten korktu. Üstüne dışarı kapının önünde gördüğü bir çift ayakkabı da ürküttü onu. Eve yaklaşamıyordu. Evin karşı kaldırımından pencerelerine doğru “Anneeee” diye bağırmaya başladı ancak sesini duyuramıyordu. Eve giren çıkan kimse de olmadı. Evlerine bakan sokağın karşı kaldırımındaki ağacın dibinde oturup ağlamaya başladı. Baktı gelen giden yok, sustu. Elindeki irmikle şekeri orada bırakıp sokaktan aşağı doğru yürümeye başladı.

Nermin Hanım 15 dakikadır görünmeyen Nuray’ı izlemek için pencere kenarına geçti ancak kızı hâlâ ortalarda yoktu. Ocaktaki yemeği ve evi tek bırakamadığı gibi tek anahtarı da genelde kendisi dışarı çıkmadığından kocası almıştı. Penceredeki bekleyiş yerini evin içinde dört dönen adımlara bıraktı. Bütün pencereleri kontrol ettiği sırada karşı kaldırımdaki şeffaf poşet dikkatini çekti. Poşetin içinde ne var göremiyordu ancak bunların kızına almasını söylediği irmik ve şeker olduğundan şüphelendi. Evi öylece bırakıp koşarak aşağı indi. Yola atlayıp karşıya geçti ve poşettekilerin şüphelendiği gibi olduğunu gördü. Bir paket irmik ve şeker dışında iki tane de çikolata vardı pakette. Doğruca bakkala gitti. “Bekir Bey yetişin, Nuray geldi mi demin şekerle irmik aldı mı sizden gördünüz mü buralarda.” Bekir panik ses tonunu duyunca elindeki işi bıraktı “Aldı ya iki de çikolat aldı. Eve yürüdü sonra, noldu Nermin Abla bişi mi var. ” Nermin çocuğu kaybettiği duyulacak endişesiyle bişi belli etmeden uzaklaştı oradan. Sokağın bi sağına bi soluna yürüdü ama bi aklı Nuray’da bi aklı evde ne yapacağını bilemeyip eve döndü.

Bu sırada Nuray sokağın aşağısındaki parka gitmişti. Burada biraz mahalleden arkadaşı Seleni görüp olanları ona anlatmayı umuyordu ancak ikindiden sonra dışarı salınıveren çocuklar henüz ortalarda yoktu. Salıncağa oturdu, Fatihle sallanırken gökyüzünü izlemeyi çok severlerdi. Gökyüzünden geçen kuşları ve bulutları seyrederken Muhsin Amcayı düşündü. Ayakkabılarını onu kovmak için mi dışarı atmışlardı. Yoksa adam kaybolmuştu da evini bulsun diye onu mu arıyorlardı. İçeride neden bu kadar çok insan vardı. Gökyüzündeki bulutlar 3 kuş şeklini aldılar. Biri bahçe sınırlarındaki duvarın inşaatı için kesilen ağaca dönüştü. Diğerini muhabbet kuşları Kartal’a benzetti. Üçüncüsü de Muhsin Amcaya benziyordu. Bulutlar bi süre sonra dağılıp çiçek böceğe dönüştüler. Nuray cevabı bulmuştu. Muhsin Amca, Kartal’ın yanına gitmiş olmalıydı. Kendisinin kuşlarını beklediği gibi, bu kalabalık da adamın gelmesini bekliyor olmalıydı. Bu düşünceler içinde sallanırken gelen sinirli sesle irkildi. “Sen napıyosun bakayım bu saatte burada?” Gelen babasıydı. Nuray’ı tek eliyle durdurup kulağından çektiği gibi eve doğru yürüdüler.

Eve doğru sürüklenirken babasının arkasında erkeklerden oluşan kalabalığı gördü Nuray. Sonra eve kadar içinden şarkılar söyledi korkusunu yenmek için. Babası kapıyı açıp kendini de içeri aldığı sırada Nermin Hanım ağlar halde kapıya koştu. Nuray’ı görünce gelen rahatlamayla biraz yüksek sesle kolundan tutup sarstı onu. Şimdi ikisi de ağlıyordu. Baba, annesi Nermin Hanıma dönüp “Şuncacık kıza sahip çıkamıyosun, neredeydin bu saate kadar?” deyince evde sesler yükseldi. Nuray, seslere gelen Fatih’i de aldı, odalarına geçti.

Fatihle kendi odasında aşağıdan gelen sela sesi, anne babalarının gürültüsünü bastırıyordu. Parkta olanlara kafayı takmadı, aklı hala Muhsin Amca gizemindeydi. Babasının nereye gittiğini çok merak etmişti. Babasının arkasında gördüğü amcalarla, abilerle dolu kalabalığa anlam veremedi. Oyuncaklarıyla oynadıkları sırada Fatih’e dönüp “Biliyo musun galiba Muhsin Amca artık eve gelmeyecek, rahat rahat koşturmaca oynayabiliriz evde” dedi.

Nermin ittirildiği yerde biraz daha ağlamış sonra susmuştu. Aşağı inmek için hazırlanan kocasına yaptığı irmik helvasını da götürmesini söyledi ancak adam ayakkabılarını giyip indi aşağı. “Tıkır tıkır ..” ayakkabı sesleri. Nermin, az önce yaşadıkları olağan gerilimi hızlı atlatıp penceresinin kenarına döndü. Ağlayıp dua okumaya devam etti. Aşağı inip, “Ölüm Allahın”a gitmesi gerektiğini biliyordu ancak cesaret edemiyordu. Çocukları çağırdı.

Nuray koşarak geldi. Annesinin ağlamasının bittiğini görünce ona soru sorabileceğini düşünerek sevindi. Annesi “Nuray sen nereye gittin kızım poşeti ağaç dibinde bırakıp?” sesi babasınınkinden daha az sinirliydi. “Korktum anne, aşağıki kalabalıkta beni çağırdılardı, bi bakayım diye içeri girdiydim. Muhsin amca yok, kimse yok. Ayakkabılarını da dışarıda görünce korktum. Attılar sandım evden Muhsin Amcayı. Sonra parka gittiydim, Selen’e olanları deyivermeye.”

Kadın “Gösteririm ben sana parkı.” deyip Nuray’ı biraz hırpaladı. Nuray bunu bekliyordu, korkmadı. Annesi sinirini atınca köşeye çekildi. Hafif ağladı. Yarım saat kadar sonra yine ağlamaklı dualar eden annesinin dizine sokulup “Nereye gitti, nereye gittiler?”

“Fatih’in yanına gitti.” dedi kadın. Nuray pek anlamadı. “Fatiiiih!” “Tıkır tıkır…” kardeşi minik adımlarıyla koşarak geldi. “Nereye gittiniz bakayım siz, bana niye haber vermedin dedi.” İttirdi kardeşini. Nermin Hanım ağlamaya başladı. “Bi sus artık Nuray bi susss!” Küçük kızın yere kapaklanmasına sebep oldu. Nuray ilk defa ağladı düştüğüne. Yerden doğrulduktan sonra etrafına baktı. Fatih yoktu. Defalarca bağırdı “Fatiiih, Fatiiih, …” Ses yoktu. Annesi daha şiddetli ağlıyordu şimdi. Nuray anladı. Ölümü anlamadı belki ama Muhsin Bey’in nereye gittiğini ve muhtemelen Fatih’in de oralarda olduğunu anladı. O günden sonra bir daha küçük kardeşini göremedi Nuray. Evde yapayalnız kalmıştı. Ortalarda dolanmadı, bir daha da kaybolmadı. Evlerinin içi dışında kaybolacak bir yer bulamadı.


“Tıkır, Tıkır”, “Tık Tık…” hikayesinin devamıdır. Linkten ulaşabilirsiniz.



Paylaşmak Güzeldir: