Dürtüler, hisler son zamanlarda beynimi çok meşgul eden kavramlar. Kötü bir duygu nasıl alt edilir, bu nasıl aşılır hala 20 yaşındayken bile pek fikrimin olmadığını görüyorum. Kendime üzülmek için zaman vermiyorum sanırım. O anlarımı hep üzülmekten korkarak geçiriyorum. Çünkü bir meseleye üzülmek istemediğimi biliyorum ancak istemeden de üzüldüğümü kabullenmek istemiyorum.
Ve hep doğru olanı arıyorum. Bu işin doğrusu yanlışı var mıdır? Dürtülerime yenik düşüp harekete mi geçmek yoksa akıl mantığından geçirdiğimi düşündüğüm şeyi sakin olmaya ve akışına bırakmaya çalışmak mı. Bu kadar yoğun yaşarken duygularımı, bu kadar taşarken hissettiklerim ne yapmalı bilmiyorum. Aynı sınavdan kaç kere geçmek gerekiyor ve ben aynı sınavdan hep kalacak mıyım sorusu beynimi bir parazit gibi kemiriyor. Dinlediğim şarkılara, izlediğim filmlere, baktığım fotoğraflara yansırken hislerim ya da ben oralarda görmek istediğim şeyleri görürken nasıl içinden söküp atabilir ki insan. Bir yumru boğazımda dururken düşündüklerim uyku uyutmazken rüyalarımı gerçekle ayırt edemezken günlük hayat daha bir zor oluyor. Ruh gibi dolanıyorum bir bardak çay bile fazla geliyor artık. Yutamıyorum ki, boğazımda yumru var. Rahatsızlık içten içe büyüyor. Elden de bir şey gelmiyor oturup geçmesini beklerken günler tek bir odağa takılı kalarak geçiyor.
Üretkenlik dediğimiz kelime de burada kapıdan giriyor bana kalırsa. Niyetlenip bir şeye başlamazsak başlamamak için yeterince bahane bulabiliriz. Bulamadıysak da beynimiz kendini bir şekilde manipüle eder nasılsa. Bazı şeyler de meşguliyetimiz olmadığından büyüyor içimizde. Düşününki içinizde doldurulmamış bir boşluk var. Ne koyarsanız büyür. Ne koyarsanız büyüyecek bir alanı var. Orada sulamaya bile gerek olmayan hüzünleri, sıkıntıları neden besliyoruz? Kendimizi yeni bir hedefte yeni bir uğraşta yormak varken neden ruhumuzu yoran düşüncelerle, duygularla baş etmeye çalışıyoruz?
Ne hissedeceğimizi de seçemeyiz ki. Özellikle o buhranlı anın içinde zaten bu telkinleri insan hatırlamıyor bile. Ama neyi nasıl hissedeceğimizi seçebiliriz sanki. En azından sakinleriz belki de. Ben biraz paylaşmayı öğrendim mesela. İçimde büyüdükçe kendine dolanan sarmaşıklar artık uzasın istedim. Hep etrafıma dolanıyordu ve beni bağlıyordu. Bunu bile görmüyordum. Sonra arkadaşlarıma anlatmaya başladım, yazmaya, bazen de bir şarkı playlisti yaptım. Ne kadar çok insan ne kadar ortak dertlerden muzdarip. Bu zamana kadar yazılmış, çizilmiş, yapılmış her şey insanlardaki farklı yansımalarmış sadece. Bir rengin bir kaç yüz tonu gibi aynı.
İşin sonunda buna da hayat deniyor anlaşılan. Kaç yüz bin yıllık insan deneyimi birikimi var. Ama yine de herkes bir defa, ilk defa yaşıyor.