Hadi ellerim, hadi!
Mart 4, 2025
Benim Renklerim
Nisan 5, 2025

Döngü ve Garip

Konuk Yazar: Miray Ören


 

Hızla geçiyor zaman… Neredeyim, ne yapıyorum, ne hissediyorum, kiminleyim? Kendine sorduğun bu soruların cevabının değişmesi normal. Peki kendine sorduğun bu soruların değişmesi normal mi? Nereye gideceğim, ne yapacağım, ne hissedeceğim, kiminle olacağım?

Sabahları uyandığımda Güneş’in hala doğmamış olmasından mıdır acaba bu aylarda kendimi kötü hissetmemin sebebi? İçimdeki gün ışığının ortaya çıkamayaşının nedeni belki de sokak lambalarının 7’de söndürülüyor oluşudur. Kafamda dönüp duran şarkıları bulamayışımın sebebi de belki de kuşların cıvıltısının olmayışıdır. Nefes alış verişimdeki yavaşlamanın asıl sorumlusu hala soğuk olan denizlerdir, kim bilir? Kendimle çelişmemin, bir türlü karar veremememin nedeni bir ağustos günü olabilir mi?

Her sabah gördüğüm manzarayı kaybettiğimde nasıl hissedeceğimi düşünmeden duramıyorum. Koridordaki saati bir daha göremeyecek oluşum canımı sıkıyor aslında. 25 ve 18 sayılarının önemsizleşmesi mi kalbimi kırıyor yoksa 39 ve 4 sayılarını mı beğenmedim emin değilim. Benimle bu kadar özdeşleşen bir yapıdan ayrılmak zor olsa gerek. Hayatın bir kanunudur diyip değişime ayak uydurmak, davulun sesini duymaya başlayınca kulağa hoş gelmiyor.

Kendimi iyileştirmeyi düşündüğümde ise sorular oldukça değişiyor ve odamdaki eşyalar hareket etmeye başlıyor. Kırmızı sandelyem kendi kendine dönüyor, beyaz raflardan kitaplar düşmeye başlıyor. Aynam çatlıyor, avizem sallanıyor, dolap açılıyor. Kelebekli halım ise çoktan rulo halinde. Aklımdaki izlerin silinmemesi için ne yapmam lazım bilmiyorum. “O odanın içinde oda onun içinde” gibi bilmecelerde aklımda tuttuğum birkaç resim ortadan kaybolursa işte o zaman hapı yutarım. Silinmez kalemlerle attığım imza ve tarihler, ojeyle yazdığım isim ve soyisim acaba kalıcı birer hatıra olur mu? Bıraktığım bu izlerin antikleşebilmesi için kaç yıl geçmesi gerek? Acaba her şeyi zaman kapsülüne mi koymam gerek? Bu soruları şimdilik rafa kaldırıyorum, umarım üstleri tozlanmadan cevaplarına ulaşmış olurum.

Her gün tamamlanınca, yıldızlar gök yüzündeki yerine kavuşunca hissettiğim o tarifsiz duygunun içindeyim. Kapını çalamadığım, sesini duyamadığım o yerde sıkışmış haldeyim. Attığım sessiz çığlıklara yine cevap alamadığım bir durumdayım. Kendimi uçsuz bucaksız kanyonlara atmak, derin bir iç çekmek istiyorum. Hala zamanımız var mı emin değilim. Vaktimiz bu yolculuğa yeter mi şüpheliyim.

Sahip olduklarımızın kıymetini kaybetme korkusuyla yüzleşince fark ediyoruz. Geçen her saniyenin değeri, biriktirilen her anının önemi yavaş yavaş anlaşılıyor. Galiba bunun sebebi yine AN’da kalamamak. Zor bir durum. İnsanın ya gelecekte ya da geçmişte hayatını sürdürmesi. Bir adım atsa gelecek şu andaki dünyaya… Her zaman gözümüzün önünde olanları sadece bu şekilde anlayabilmek garip.



Paylaşmak Güzeldir: