Kim Haklı?
Ağustos 3, 2019
Hedefler İçin Ortaklıklar: Teknoloji ve Bilgi Paylaşımı
Ağustos 3, 2019

Biraz Dur

Yürümek, önce sol ayak sonra sağ ayak, sol sağ, sol sağ, sağ aa hayır sol, sonra sağ. Nereye gider bu insanlar, nasıl herkes birbirine çarpmıyor ki ya da minik bir tesadüf onlardan birkaçını nasıl aynı yere götürüyor. Birbirlerine dikkat edip süzmemişlerdi bile. Sol sağ, sol sağ. Ama bak aynı yere gidiyorlar hâlbuki daha önce aynı yerde olduklarının farkına dahi varamayacaklar. Sol sağ, sol sağ, sol… Bir önemi var mı aynı yerde bulunmanın? Herkes boş ve amaçsız gelmiyor mu yürürken programlanmış birer robot gibi. Kafalarının üzerindeki bulutları okuyamıyorum, yüzlerinden hiç okuyamıyorum artık, uzaklaştım insanlığa, insan olmaya.

“Hoş geldiniz,” bir ses yakından ama uzak olan samimiyetten. Hissedemiyorum hoş gelmişim gibi. Sıradaki soruyu biliyorum, ne alırsınız, o sormadan cevaplıyorum. “Çay, lütfen” diyorum. Tepki vermeden gidiyor. Kafe’nin kapısı açılıyor bir çocuk annesi ile giriyor içeri. Pembe minik elbise, nedense çocuk elbiseleri daha pahalı daha az kumaş gitmiyor mu acaba diye düşünmeden alamıyorum kendimi. Oturuyor usluca çocuk, elinde bir minik ayıcık, sanki hüzünlü; saçlarını örmüş annesi kendisininki toplu öylesine.  Birden yağmur yağmaya başlıyor. “Neden sevdin kediyi diyor?” annesi. “Çünkü onu sevdim.” diyor çocuk. Kızıyor annesi mikrop kapmasından endişeli. Önümde gazeteler, çayım geliyor, saat on ikiye çeyrek var ve hala yürüyor insanlar. Şarkıya odaklanmaya çalışıyorum, güzel bir şarkı, huzur veren anda bırakan, o anı yaşatan.

“Bazı şarkıların büyüsüne kapılmak gerek.”

“Belki de büyülenmeyecek kadar doludur aklım.”

“Şarkılar, duygulara dokunmanın kolay yoludur.”

“Belki de duygusuzlaştım bu aralar.”

Gülüyorum. Çayım acı. Bekliyorum. Hala gelmedi. Karşı masamda sakince oturuyor bir adam. Gözlerini hissediyorum arada üzerimde, göz göze geldiğimizde kaşları kalkık hep, o da muhtemelen deli olduğumu düşünüyor, umursamıyorum. Çocuk ağlıyor birden ve benim başım ağrıyor. Şarkıya odaklanmaya çalışıyorum. Çay bardağı ve üzerindeki duman, yağmur sesi ve şarkı, yağmurda kalmadan ıslak hissedebiliyorum. Çocuk susuyor. Belki de bu denli kızgın olmamalıydım. Her şeyden vazgeçmemeliydim birden. Saat on iki buçuk. Birden karar almamalıydım gitmek için can atmamalıydım. Bir şey lazımdı, bir heyecan, bir tutku, bir merak ve arayış. Bulamıyorsun.

“Eğer bu dünyaya gelmemiş olsaydık, hiç var olmamış olsaydım bu beni her şeyden daha çok üzerdi. Neden kalbimi kırmaktan korktun ki, neden beni mutlu etmekten utandın. Her bir düşünceni uygulamak için gerekli zamanın varken neden o zamanı kullanmadın. Çok fazla hissettiğin hiçbir şey için özür dileme. Beni dünyaya gelmemişim gibi hissettirme.”

Artık dumanı yok çayın. Karşı masada ki adamda gitti. Ve çocuk ayıcığını çöpe attı giderken bu da beni mutsuz etti. Bir tane daha çay istiyorum. Soğuk çünkü artık. Yağmur dindi yavaştan, saat artık bir. Çay geliyor. Birden herkes koşturmaya başlıyor sokakta, ne olduğunu anlayamıyorum garson ilk defa samimi gözüküyor gözüme meraklı surat ifadesiyle. Kapıdan çıkıp ne olduğunu anlamak için bakıyor sokağa. Geri geliyor “Bir kaza, üst cadde de birine araba çarpmış.” diyor. “Yazık olmuş be,” diyor diğeri. Yeşil bir çanta vardı yolda, içinden bir sürü kurutulmuş çiçekler saçılmış etrafa,” diyor. Anlıyorum. Artık gelmeyecek. Elim çarpıyor bardağa ve düşüyor. Ayağa kalkıp çıkıyorum kafeden, bacaklarım taşımıyor beni. Görüyorum çiçekleri. Tek hobisi gittiği yerden bir çiçek koparıp kurutup saklamaktı. Çocuk oyuncak ayısını, sakin adam merakını ben de onu beklediğim anları bırakıyorum artık o kafede. İnsanlar hala yürüyor, bazıları sadece bazıları duruyor.



Paylaşmak Güzeldir:

Pınar Dereli
Pınar Dereli
Marmara Üniversitesinde Gazetecilik okuyan Pınar için kalem ve kâğıt asla vazgeçemeyeceği derin bir tutkunun olmazsa olmazları; sanata düşkün, hareketli, enerjisi yüksek biri. Enteresan düşüncelerle aklı hep meşgul. Yeni yerler görmek, gezmek, keşfetmek heyecanı ile dolu. Sohbet etmekten zevk alan, umudun insanı ayakta tuttuğuna inanan ve o da umuda sarılan biri. Fazlaca kitaplarda, birazcık şarkılarda, pek az da hayatta yaşayan biri.