Çağrı
Ağustos 3, 2019
Biraz Dur
Ağustos 3, 2019

Kim Haklı?

Nasreddin Hoca, kadılık yaparken bir gün bir ahbabı burnundan soluyarak gelmiş. Hasmı için söylemediğini bırakmamış. Sonra: “Hocam, Allah aşkına söyle, demiş, haklı değil miyim?” Hoca ne yapsın? “Haklısın,” demiş. Ahbabı sinirleri yatışmış olarak gitmiş. Onun hemen arkasından hasmı gelmiş. Bu defa da o başlamış atıp tutmaya, yok bana şöyle, yok böyle yaptı demeye. O da Hoca’ya sormuş: “Haklı değil miyim?” Hoca: “Çok haklısın,” demiş. Adam da sakinleşerek gitmiş. Tüm bunlara tanık olan Hoca’nın karısı bile bu işe şaşırmış kalmış. “Senin kadılığında bir garip Hoca Efendi. İkisine de sen haklısın dedin. Hiç öyle şey olur mu?” Nasreddin Hoca hanımının yüzüne bakıp: “Hatun, demiş, sen de haklısın!”

Nasrettin Hoca’nın bu çok bilinen fıkrasıyla başlıyorum yazmaya çünkü bu yazıda haklı olmayı konuşacağız. Başlamadan önce ufak bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bu yazıda konuşacağımız haklılık durumu hakikatin gün gibi açık olduğu durumlar değil. Öyle durumlar ki taraflardan hangisini dinlerseniz tıpkı fıkrada olduğu gibi haklısın diyebilirsiniz. Bunun sebebi de tarafların tartışılan konu hakkında hem haklı hem de haksız yönlerinin olması ve tekli görüşmelerde sadece haklı oldukları yönlerinden bahsetmeleridir. Bu yazıda da çokça karşılaştığım haklılığı ispat etme sürecindeki sıkıntılı gördüğüm noktaları sizlerle de paylaşmaya çalışacağım.

 

Hiç kimse haksız olmayı istemez. Peki ama nasıl ikna eder insan haklı olduğuna kendini? Buraya dikkat etmek gerekir. Kendi haklı olduğuna ikna olmak için karşısındakinin haksızlığına ihtiyaç duyarsa kişi, çatışmanın olması kaçınılmaz olur pek tabi. Kendi haklılığını kanıtlamak için karşısındakini yargılarken, haksız ilan ederken karşı taraf da savunma psikolojisi ile karşılığını verir elbet. İnsan, hakikati arayıp doğruyu bulup orada bulunma gayreti sergilemesi gerekirken kendi bulunduğu noktayı doğru ilan eder bir de bunun kavgasını vermeye başlar. Ama boş bir kavgadır bu. Sesler yükselir, ortam ve sinirler gerilir, gönüller kırılır. Arada kavgada bir taraf baskın gelir gibi olsa diğer tarafın içine hafiften bir korku düşer, acaba haksız olan ben miydim diye. Bu korku da aslında o hararetli konuşmalardan sonra sözünden dönme korkusudur. Zaten öyle bir süreçten sonra bir taraf haksız olduğuna ikna olsa bile itiraf etmesi hiç de kolay olmaz. Gurur meselesi yapma ihtimali yüksektir. Yeterince konuşma, arama ve ikna olma ortamı kaybolunca ve sadece söylediğinden dönmeme meselesi haline gelince bu süreç yavaş yavaş sonlandırılır.  Ama kavganın muhatabı olan taraflar kendince çok haklıdır aynı zamanda da haksızlığa uğratılmışlardır.

 

Dışarıdan olayı izleyen sağduyulu biri iki tarafta da haklı ve haksız noktalar tespit edecektir muhtemelen. Arabuluculuk yaparak taraflara bu farkındalığı kazandırması da mümkündür. Ama gel gör ki her zaman böyle birinin olması mümkün değil. Ortamda üçüncü şahıslar bulunsa bile çok da olaya müdahale etmek istemeyebiliyor. Zaten arayı bulmak kolay bir iş değildir. Yardımcı olayım derken işlerin iyice karışması da söz konusu olabiliyor. Bu yüzden iş yine herkese düşüyor. Karşısındakini iyi dinlemeli, sakince düşünmeli o sırada düşünemeyeceği kanaatindeyse vakit istemeli. Sesin belli bir yüksekliği aşmamasına dikkat edilmeli. Söylenen her kelime özenle seçilmeli. Konuşmak için acele edilmemeli. İki taraf da bu hassasiyette olursa orta yolu bulmak hiç de zor olmayacaktır. Ama bu da realist bakarsak her zaman mümkün olmayabilir. Siz çok hassas davranma gayretindeyken karşı taraf ölçüsüz davranabilir ya da o sırada bu dikkati gösteremeyebilir. Karşı taraf bu dikkati sergileyemediğinde sizin işiniz de zorlaşır tabi ki. Ama bu zorluk aynısı ile karşılık verme hakkını yine de size vermez. Peki o zaman ne yapmalı? Benim bu soruya verdiğim cevap şöyle: Haklı olunduğuna inanılan bir konuda bunu illaki tüm dünyaya ispat etmek gerekmez. Kimse kabul etmedi diye haksız olunmayacağı gibi herkesin kabul edip desteklemesi de haklılığı kanıtlamaz. Mümkün olduğunca haksızlığın vurgulandığı noktalarda, o an olmasa bile sonrasında bir iç muhasebesi yapmaya çalışmalı, eğer böyle bir durum fark edilirse de o konuda geri adım atılmalı. Bunu söylemekten de utanmamalı. “Ben şu konuda haksızmışım. Sen haklısın.” demek bu kadar zor olmamalı. Çünkü önemli olan haklı olmaktan çok hak arayışında olmaktır. Haklı olduğuma inandığım zamanlar ile haksız olduğumu fark edip geri adım attığım zamanlar arasında vicdani huzur olarak çok da bir fark yok benim için. Örneklendirmek gerekirse yolculuktasınız ve bir yere varmaya çalışıyorsunuz. Arada yolu kaybediyorsunuz ama sonunda araya araya varacağınız noktaya ulaşıyorsunuz. Evet belki yolu şaşırmanın etkisi ile daha fazla yoruldunuz ve istediğiniz yere varamama endişesine kapıldınız ama sonunda oradasınız. Aynı huzur aynı mutluluk…



Paylaşmak Güzeldir:

Ayşegül Uzun
Ayşegül Uzun
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinde Hukuk öğrencisi. Etrafı, insanları gözlemlemeyi ve bu gözlemlerden tespitler yapmayı çok seviyor. Çıkarım bilimi ile ilgileniyor. Amatör olarak kemençe çalıyor. Dünyada adaletin tamamen sağlanabileceğine inanmamakla birlikte karşılaştığı olayların en adil şekilde sonuçlanabilmesi için çabalamayı amaçlıyor. Dergide aklına takılan bir konu, gözlemleri sonucu tespitleri veya yaptığı araştırmalar üzerine yazılar yazacak.