Kenara Atılmışlar
Ağustos 31, 2026

İlhan Abi ile Nasıl Tanıştım?

– İlhan abi arıyor!

+ İlhan abi mi? O kim ya, hatırlayamadım.

– Nasıl ya, hatırlamıyor musun gerçekten?

+ Ne nasıl, hatırlamıyorum valla. Kim ki? Hatırlamam mı gerekiyor?

– Yok da şaşırdım valla. Sana anlatmadım mı o hikâyeyi?

+ Hangi hikâye, nereden bileyim…

+ Yav hem niye gizem yaratıyorsun, anlatsana işte! 20 dakikadır Reels kaydırıyoruz, konu bulamadığımız için. 

+ Anlat hadi.

 (Sırıtmaya başlar, hafifçe gülerek.)

– Tamam, tamam, anlatıyorum o zaman. Yılın ilk günleriydi sanırım. Yok yok, önceki yılın sonuydu. Akşamüstü otobüse binmek üzereyken yılbaşında ne yapsam diye düşünüyordum.

+ Oha lan, bunu nereden hatırlıyorsun?

– Bizimkiler Ocağın 13’üne kadar dönmüş olmazlar, e yılbaşı da geliyor. İlk defa yılbaşında bir plan yapıp yeni yıla farklı bir şekilde girebilirim. Acaba arkadaşlarımla dışarı mı çıksam diye düşünüyordum. Oradan hatırladım.

+ Bir dakika, ilk defa mı?

– He valla, ilk defa.

+ Lan kaç yaşında adamsın, hiç mi yeni yıl kutlamadın?

– Yok valla, yani tam kutladım denemez. Hani evde yalandan sayarsın ya son 10 saniye, ama o kadar. Bir etkinlik olarak hiç kutlamadım. Bizimkiler pek sevmez öyle şeyleri. O gün dışarı çıkacak olursam da anlar ve darlarlardı. O yüzden olmadı yani aslında.

+ Eee, o yıl ne yaptın peki?

– Yav dur, konuyu dağıtma. İlhan abiyi anlatacaktım.

+ Off, tamam ya, devam et.

– Yılın sonlarıydı işte, yılbaşı muhabbetinde dediğim gibi bizimkiler bir süredir yoktu, bir süre daha da gelmeyeceklerdi. O haftalarda en uzun süreli yalnız yaşama deneyimimi sürdürüyordum. Güzel günlerdi bence. Onlar gitmeden önce sürekli dışarı çıkarım, öyle eğlenirim, böyle saçmalarım falan diyordum kendi kendime ama yaşamaya başlayınca fark ettim ki ebeveynlerin başında olmayınca da öyle dizilerdeki gibi rockstar bir gençlik hayatı olmuyormuş. Yani illaki birileri onu da yapıyordur da bizde olmuyormuş anlaşılan. Onlar gidince aksine daha sorumlu yaşıyordum hatta, bence. İstisnalar dışında tabii.

+ Nasıl istisnalar?

– Sabah – öğle – akşam bolca noodle, arada bir de 140 santim zurna dürüm söyleyip ilk oturuşta 3 çeyreğini, 1-2 saat sonra midemin şişi geçince de kalan 35 santimi yemek gibi sağlıksal istisnalar.

(Derin ve yargılayıcı bir sessizlik.)

– Farkındayım ya, baya kötü bir beslenme şekli. Her neyse, yine o günlerde böyle iğrenç beslendiğim bir gece yeni bir anime bulmuşum, sabaha kadar izleyip bir ara uyuyakalmışım. Öğlene doğru uyanıp izlemeye devam ediyorum. 1-2-3 saat derken dedim ki ben ne yapıyorum ya, beynim çürüdü, uyuştu, iflas etti. Ben ne yapıyorum! dedim.

+ Çok iyi demişsin valla.

– Di mi?

– Her neyse, kızdım kendime. Toparlandım, yataktan çıktım ama saat olmuş 5. Yanlış anlama, yaz günü değil, kış gününde saat 5 hani; baya baya akşam olmuş demektir. Kendimi topladım, mental reset minvalinde bana özgüven verecek – kapüşonlum, üstüne koyu yeşil örme hırkam falan derken, günlük ama biraz dağınık havası olan – bir kombin yaptım. Defter dolu sırt çantamı kaptım, doğru kütüphaneye.

+ Hırka hangi hırka? Koyu yeşil enine çizgili olan mı?

– Yok, o örme değil. Örme gibi olan var ya, koyu yeşilli mavili.

+ Mavili mi, mavili hırkan yok ki senin.

– Nasıl yok ya? 2 yıl önce vintage dükkânı gibi bir yerden beraber aldık ya.

+ E iyi de o mavi değil ki.

– Nasıl değil?

+ Baya değil, lacivert o hırka. Hatta siyaha bile daha yakın maviden.

– Çüş! yok gri.

+ Yani aslında zorlasan gri bile olur. Ama mavi, mavi asla!

– Sanırım renk körüsün. Her neyse onu giydim işte.

+ Tamam, neyse, renk körü olayım. Sen devam et hikâyeye. Onu giydin, çıktın, kütüphaneye gidiyorsun.

– Aynen, kütüphaneye gittim. Akşam vakti insanlar çıkmaya başlamış, salonlar baya boşalmış hatta. Birkaç tane YKS öğrencisi var, bir de hâkimlik sınavına hazırlanan 20’lerinin sonunda, hafif kelleşmiş, az göbekli, şortlu bir ağabey var sadece. He, bir de ben. Bu arada kütüphane iyi gelmiş bana. Baya baya üstümdeki o miskinliği attım, süper hissediyorum. Bir yandan bir şeyler yazıyorum, bir yandan da müzik dinliyorum derken zaten saat 10’a geliyor ve güvenlik abi gelip, “Gençler, kütüphane kapanıyor, yavaştan toparlanın.” diyor.

– Hâkimlik sınavına hazırlanan abiyle ben toparlanıp çıkmaya başlıyoruz, YKS tayfa hâlâ son 5 dakikada 1 soru daha çözmenin peşinde. Neyse, çıktık. Eleman önden yürüyor, ben arkadan ama bizim mahalleye kadar geldik hani. Şaşırdım ben de baya ama seslenip bir şey de diyemiyorum. Neyse, bu durdu. Gergin bir ses tonuyla, “Kardeş, sen beni mi takip ediyorsun?” dedi. “Valla abi, ben de şaşırdım. Sen de önden önden benim yolumu gidince, üst sokakta oturuyorum ben.” dedim. O da “Ben aslında bir önceki sokakta oturuyorum da sen takip edince işkillendim, giremedim eve.” dedi. Gülmeye başladı, ben de gülmeye başladım. İkimiz de 20 dakikadır gereksiz gerilmişiz, o yüzden 5 dakika falan aralıksız sokağın ortasında kahkaha atıp, sırıtıp, tekrar kahkaha atıyoruz.

+ Puhahahahaha, komikmiş cidden. Böyle mi tanıştın adamla?

– Yok ya, tanışmadık. Güldükten sonra helalleşip dağıldık.

+ E numaranı nereden buldu da aradı o zaman?

– O aramadı ki, İlhan Abi aradı.

+ Nasıl yani, İlhan Abi değil miydi o adam?

– Yoo, öylesine bir eleman. Bilmiyorum valla adını.

+ E hani İlhan Abi’yle tanışmanızı anlatacaktın?

– Anlatıyordum, daha bitmedi ki hikâye.

+ Tamam o zaman, devam et.

– Edemem, şu an çok sıkıştım. İyi oldu böldüğün. Ayıp olmasın diye duramamıştım.

– Hemen gidip geliyorum. Gelince devam ederim, olur mu?

 




Paylaşmak Güzeldir: