Bazen gitmekti tüm derdimiz. Gittikten sonra da kalanları anmaktı görevimiz. İnsanların ne istediği ya da ne kadar memnuniyetsiz olduğundan çok, anı yaşamayı öğrenememişlerin dünyasındayızdır fikrimce.
Aynadaki yüze bakarken düşünüyordum, baya da geç kalacaktım böyle bakmayı sürdürürsem ancak hareket etmek istemiyordum. Bu an yaşamak için yeterli değilken zamanın akmasını engellemenin tek yolu da donuk kalmaktı, yorulana kadar. Zaman geçtikten, olan olduktan sonra da keşkelerle dondurduğum zamanı kınamaktı işim. Dağılmış saçlarım, enerjisi kalmamış; sanki tüm dünyanın yükünü üzerine sırtlamış olan omuzlarım ve donuk yüzüm. Yüzüm hissiz kaldıkça, kollarım hareket etmedikçe zaman akmayacakmış gibiydi.
Ciğerlerime derin bir nefes alıp yanaklarımı şişirerek nefesimi tutma kararı aldım. Hala aynada yüzüme bakıyordum. Yanaklarım iyice şişmişti. Nedendir diye düşünürken zamanın yavaşladığını hissettiğimi fark ettim, cevap buradaydı. Zamanı durdurmaktan sıkıldığım için yavaşlasın istemiştim, sonra da normal olarak görülen ama çok hızlı ve anlamsız seyredengünlük akışa geçebilirdim.
Hâlâ nefesimi tutarken nedenini daha çok düşünmek istedim. Nedendir mesela benim bu yavaşlama isteğim? Nedendir günlerin bu yetmezliği ve yoruculuğu. Hiçbir şey yapmamanın her şey olduğu ve bir şey yaptığında ise hiçbir şey yaptığını düşündükleri bu dünyada nereye kadar kalmak isterdin? Yönün nereyeydi mesela?
Nefesimi tutmayı bıraktım ve kocaman bir nefes daha aldım. Yönüm normaleydi, herkesin gittiği tarafaydı. Çünkü şu an herkes olmak, tek olmaktan daha kolaydı. Belki 2 sene sonra -zamanımı dondurmaktan sıkıldığım bir dönemde- belki de 1 ay sonra, kendime sinirlenip her şeyi değiştirmek istediğim bir anda yönümü değiştirebilirdim. Ancak şu an herkes gibi olmam gerekiyordu, çünkü okulum vardı ve derse geç kalırsam sınırlı olan devamsızlığım sıkıntıya girecekti.
İyi günler ve iyi dersler herkese, sizden olduğum bir güne daha başlamış olduk. Umarım herkes olmadığım bir zamanda da görüşebiliriz.