En İyi İletişimi Kuran Liderler Neredeler?
Temmuz 15, 2026
Bugün Yataktan Kalabilecek Miyim?
Temmuz 15, 2026

Sonra Yaparım

“Sonra yaparım.” cümlesiyle ilk ne zaman tanıştığımı hatırlamıyorum. Muhtemelen çocukken odamı toplamam istendiğinde. O günden beri de birbirimizi hiç bırakmadık. Ben büyüdüm, yapılacak işler büyüdü, “sonra” dediğim zamanın süresi de benimle birlikte uzadı.

İnsan bazı şeyleri yapmak istemediğini açıkça söyleyemiyor. Bunun yerine daha uygun bir zaman beklediğini söylüyor. Daha sakin bir gün, daha açık bir zihin, daha fazla motivasyon… Sanki bir sabah uyanacağız ve hayat, bütün sorumluluklarını birkaç saatliğine durdurup bize şöyle diyecek: “Bugün senin günün, başlamak istediğin ne varsa başlayabilirsin.”

Ben o günü bir süredir bekliyorum. Gelmedi.

Başlamak için masamın düzenli olması gerektiğine inanıyorum mesela. Masayı düzenlemek için de önce kahve yapmam gerekiyor. Kahveyi yaptıktan sonra biraz telefona bakıyorum çünkü sonuçta kahve hemen içilmiyor, biraz soğuması lazım. Sonra karşıma uzun zamandır izlemediğim bir video çıkıyor. Videoyu kapattığımda kahve gerçekten soğumuş oluyor. Masam hâlâ dağınık, ben ise başlamadan yorulmuş oluyorum.

Yine de kendimi çalışmış sayıyorum. Çünkü başlamaya ciddi şekilde hazırlandım.

Hazırlanmakla yapmak arasındaki farkı çok geç fark ediyor insan. Bir spor salonuna kayıt olmak spor yapmak gibi geliyor. Bir kitabı satın almak, onu okumaya başlamışız hissi veriyor. Yeni bir defter almak ise içini dolduracağımızın garantisiymiş gibi duruyor. Benim de kullanılmayı bekleyen birkaç defterim var. Sayfaları o kadar temiz ki insan yazıp düzenlerini bozmak istemiyor.

Belki de bazı şeyleri ertelememizin nedeni tembellik değil, başlamanın beraberinde getirdiği ihtimallerdir. Çünkü başlamadığımız sürece başarısız olma ihtimalimiz yoktur. Yazmadığımız metin kötü olamaz. Kurmadığımız iş batamaz. Söylemediğimiz söz yanlış anlaşılamaz. Zihnimizde tuttuğumuz her şey kusursuz kalabilir.

Gerçek hayata çıktığında ise işler biraz değişiyor.

Zihnimizdeki cümle kâğıda geçince etkisini kaybedebiliyor. Büyük sandığımız fikir, anlatmaya başladığımızda birkaç cümlede bitebiliyor. Aylarca planladığımız şey, uygulamada hiç düşünmediğimiz bir yere çarpabiliyor. İnsan böyle zamanlarda fikrinin kötü olduğunu düşünüyor. Hâlbuki belki de fikir kötü değildir, sadece ilk kez gerçek dünya ile tanışmıştır.

Gerçek dünyanın da biraz kaba bir tanışma şekli var.

“Merhaba, ben senin aylarca kusursuzlaştırdığın planım.”

“Memnun oldum, ben de beklemediğin sorun.”

Bu karşılaşma yaşanmasın diye planlarımızı güvenli bir yerde, zihnimizin içinde tutuyoruz. Onları büyütüyor, süslüyor, herkese anlatıyor ama bir türlü başlatmıyoruz. Böylece hayalimiz hep güzel kalıyor. Biz de başarısız olmadığımız için kendimizi başarılı olmaya yakın hissediyoruz.

Yakın olmakla orada olmak aynı şey değilmiş.

Bazen bir işe başlamak için motivasyon gerektiğini düşünüyorum. Sonra geçmişte yaptığım işlere bakıyorum. Çoğuna büyük bir istekle başlamamışım. Hatta bazılarını hiç yapmak istememişim. Yine de başlamışım ve başladıktan sonra devamı gelmiş. Demek ki motivasyon, sandığımız gibi başlangıçta kapıyı açan kişi değil. Belki de biz içeri girdikten sonra gelen misafir.

Önce başladığımızı görmesi gerekiyor.

Geçenlerde uzun zamandır ertelediğim küçük bir işi yapmaya karar verdim. Günlerdir gözümde büyüttüğüm şey yaklaşık on beş dakika sürdü. Bitirdiğimde rahatlamak yerine biraz sinirlendim. İnsan on beş dakikalık bir iş için günlerce neden huzursuz olur? Sonra anladım ki ben işi değil, işe dair zihnimde oluşturduğum ağırlığı taşıyormuşum.

İş bitmişti ama taşıdığım yükün çoğu zaten hiç var olmamıştı.

Bütün bunlardan sonra artık hiçbir şeyi ertelemediğimi söylemeyi isterdim. Böyle bir son, yazıya da bana da çok yakışırdı. Fakat bu metni yazmaya başlamadan önce yaklaşık kırk dakika boyunca yazı için uygun müzik aradım. Sonunda müziği kapattım çünkü şarkı sözleri dikkatimi dağıtıyordu.

Demek ki insan bazı huylarından bir yazı yazarak kurtulamıyor.

Yine de artık “Sonra yaparım.” dediğimde kendime şu soruyu sormaya çalışıyorum: Gerçekten daha uygun bir zamanı mı bekliyorum, yoksa başlayınca kusursuz olmayacağını görmekten mi korkuyorum?

Çünkü bazı şeylerin doğru zamanı gelmiyor. Onları yaptığımız zaman, doğru zamana dönüşüyor.

Belki de başlamak için kendimizi hazır hissetmemiz gerekmiyordur. Belki hazır olmak, başladığımızda ortaya çıkan bir şeydir. İlk cümle kötü olabilir, ilk adım yanlış yere gidebilir, ilk deneme beklediğimiz gibi sonuçlanmayabilir.

Ama en azından artık “sonra” dediğimiz belirsiz bir zamanda değil, gerçekten yaşadığımız bir yerde oluruz.

Ben bu yazıyı bitirdim.

Şimdi masamı toplayabilirim.

Sonra.

 



Paylaşmak Güzeldir:

Abdullah Kazıcı
Abdullah Kazıcı
Hayatının her evresini bir ‘neden’ üzerine inşa eden biri. Üstlendiği sorumluluk duygusuyla yalnızca kendi geleceğini değil, çevresindekilerin de ufkunu genişletmeye adanmış bir yolculukta. Dijital dünyanın kaotik hızına rağmen içinde daima bir düzen ve denge arıyor. Teknolojiyi yalnızca bir araç olarak değil; anlam üretmenin, adaletli kalkınmanın ve hikâye anlatıcılığının yeni dili olarak görüyor. Simurg’un küllerinden doğan genç bir ses olarak köklerine bağlı ama vizyoner bir yaklaşımla, dijital çağın sunduğu tüm olanakları toplumsal dönüşüm lehine kullanmaya kararlı.