Döküntüler
Ekim 3, 2021
Beklemek
Ekim 3, 2021

Karınca

Her hareketimizle içerisinde bulunduğumuz dünyanın ve düzenin birer parçalarıyız. Canı burnunda olan hayatlarımız ve içleri umutla dolu ışık çemberlerinin belirdiği yaşlı gözlerimiz en derinden hissettiriyor bir ekibin parçası olduğumuzu. Belki de parçası olma duygusudur bizi bu kadar tatmin edip varoluşumuza karşı olan iyi düşüncelerimizi arttıran. Hayatların, duyguların, düşüncelerin, yapıların parçası olmak ve bunu hissedip hissettirebilmek… Yıkılmamış hayallerin çatısı altında çabalayan bedenler, birçok duyguyu göğüslemeye çalışan ben’ler var etrafta yansımalarını gördüğümüz. Üstelik bu ucunu bucağını bilmediğimiz evrende binlerce canlı var bir şeyleri paylaştığımızdan habersiz olduğumuz. Öyle bir sistem ve döngü ki, algılayabilmek fazlasıyla sorgulamayı ve öğrenme hevesini gerektiriyor. Üstelik gözle gördüğümüz en küçük canlılardan en büyüklerine karşı sorumluluklarımız var, çabamız ve sabrımız yettiği kadar. Varlıklarının farkında olmak bile bu sorumluluğa dahil. İşte bu metin bundan on beş sene önce yani ben beş yaşındayken, çocuk aklımla sorgulaması içerisine girdiğim ve hayatı anlamlandırmaya çalıştığım sürece hevesle sarıldığım dönemlere ev sahipliği yapacak. Ufacık varlıkların küçük bir çocuğa ne derece etki ettiğinin hikâyesi aslında.

Beş yaşındaydım. Fazlasıyla meraklı bir o kadar da öğrenme isteğiyle doluydum her çocuk gibi ve genelde bahçede rastladığım karıncalar öylesine ilgimi çekiyordu ki karınca aramaya çıkacak kadar yükseliyordum varlıklarına. Hatırımda kalan en eski anılara gittiğimde de hayvan sevgimin karıncalara olan ilgim vesilesiyle başlamış olmasının mümkün olduğunu görüyorum. Onları gözlemledikçe hareketlerinin atikliğine, birlik olup kendi ağırlıklarından katbekat daha ağır maddeleri taşıyabiliyor olmalarına öylesine şaşırıyordum ki, o çocuk aklımla karıncaların hayatıyla büyüleniyordum. Tabii bunların bu şekilde ifade edilmesini o yaşımda yapamasam da şimdilerde geriye dönüp baktığımda daha da net fark ediyorum. Üstelik yazdıkça da gözlem yeteneğinin ben’den öte küçük yaş gruplarında ne kadar geliştiğini fark ediyorum. Öyle bir zihin ve algı ki kalıplaşmış düşüncelerden uzak, kim ne der düşüncesinin kaygısından arınık, hayatı yalnızca var olduğu ve varlığını tescilleyebildiği canlı ya da cansız ögelerle kabul eden tertemiz ufuklar. Korkusuzca ve deneme yanılma yöntemiyle bilinçlenmeyi kendilerinden habersizce yapan bu bedenlere çok görmemeli hayal güçlerinin onları götürdükleri noktaları ya da yadırgamamalı henüz adını bile bilmedikleri empati duygusuyla hareket etmelerini. 

O dönemlerde onlara ne kadar devasa ve korkunç gelebileceğimizi de düşünüyordum, parmağımın ucunda ufacık yeri kaplayan ama beni o yaşımda bu kadar etkileyen canlılara karşı tutunduğum tavrın empati duygusuna karşılık geldiğini bilmeden. Sadece izliyordum ne yapmaya çalıştıklarını, neye yeltendiklerini. Öğreniyordum aslında. Hatta o devasa gelme durumunun onları ürküttüğü yönündeki düşüncelerle cebelleşiyordum belki de. Çocuk aklı gerçekten bambaşka bir zihin dünyası; bambaşka hayaller, sınırsız düşünceler yuvası. Üstelik bana öyle geliyor ki çoğunlukla anlaşılmayı değil yalnızca dinlenmeyi umursayan cinsten isteklere sahipler ve yapılması gereken çok basitken susturmaya yeltenilmemeli hiçbir çocuk. Kalıplaşmış, algılarımızda yer edinmiş durumları yıkmaya çalışsak da karakterimize yerleşen parçalardan kolaylıkla sıyrılamadığımız gibi defalarca susturulan çocuk da sonrasında konuşmaya nasıl cesaret edebilsin ki? 

Çocukluk dönemlerimden kalan küçük gibi görünse de irdelendiğinde; empati duygusuna, gözlem yeteneğine, parçası olduğumuz dünyada bizimle var olma çabasında olan canlılara, onların da varlıklarının bilincinde olmaya yani kısacası bende güzel anlamlara karşılık gelen anımı bu metne konu etmek ve bu dünyanın birer parçası olduğumuzu ama bizim kadar birçok canlının da aynı konumda olduğunu hatırlamak istedim. Aynı zamanda yazarken bir kez daha çocuk olmanın ve çocukluk dönemlerinin ne ölçüde önemli olduğunun bilincine vardım ve ekim ayı özelinde paylaşmak istediğimin bu olduğundan emin olarak yazdım. Böyle döküldü kalemimden ve bu konuyla alakalı böylesine yoğun cereyan etti duygularım.



Paylaşmak Güzeldir:

Berre Arslan
Berre Arslan
Hazırlık sınıfı öğrencisi olan Berre; kendisini genellikle neşeli, daima inatçı, fazlasıyla meraklı ve zaman zaman da kontrol delisi olarak tanımlıyor. Düşünce dünyasınınsa mahşer yerini anımsatacak türden bir hengâmeye sahip olduğu kanaatinde. Olağanüstü detaylar, ilginç gerçekler ve etimoloji hakkında bilgilenmekten büyük bir keyif almakta. Kitap okumayı, özelleştirmek gerekirsek de kişisel gelişim alanındaki eserleri okumayı oldukça seviyor. Farkındalıklarını arttırmaya, daha fazla öğrenmeye ve hayat okyanusuna tutunmaya çalışan biri.