Göğü Görelim!
Mayıs 8, 2018
Gittiğim Yollar
Mayıs 8, 2018

Lilith

Kadın günümüzün bütün söylemlerinin temel taşı oldu. Dünyanın hiçbir işi kalmamış ve tek uğraşı nasıl bu olmuş çok merak ediyorum. Bu ay size biraz bu konudan bahsedeceğim. Kadın olmak nasıl bir şey bunu anlatacağım. Eşitlik söylemi ne kadar basit geliyor değil mi? Eşitsizlik yaşamadıkça. Çok basit bir anlatım kullanacağım bu yazıda. Birkaç örnekle başlayalım. Doğduğunuzda sahip olduğunuz faktörlerle başlayalım. Mesela sesiniz. Kimse bana medeniyetin zirvesinde olduğumuzu ve bazı şeyleri aştığımızı söylemesin; çünkü hala sokakta parkta herhangi bir yerde kahkahanıza dönüp bakan insanlara sahibiz. Bence biraz rasyonel davranmakta fayda var; çünkü her ne kadar ilerlemeleri kabul etsek de aşamadığımız büyük meselelerimiz var. Örneğin sahip olduğumuz organların faaliyetleri hakkında bilişsel bir zayıflığımızın olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bu konuyu biraz açalım. Bedenimiz; iç organlar, kas faaliyetine dayalı hareket organları, cinsel organlar gibi sınıflara sahipler. Bacak bir kas faaliyetine dayalı hareket organıdır. Görevi yürümeyi sağlamaktır. Kollarda keza aynı kategoride yer almaktadır. Bunların komik bir şekilde eş değer tutulduğu bir diğer kategori de cinsel organlardır. Bunların isimleri ise kadınlarda vajina erkeklerde penis olarak geçer ve bu organlar üremeyi sağlar. Dolayısıyla bireylerde cinsellik çağrışımını uyandırması beklenen muhtemel organlar bunlardır. Yani buradan varacağımız sonuç; bacaklar cinsellik çağrışımını uyandıran organlar değillerdir ve bir kadın bacaklarını gösteren bir şey giyiyorsa bunu size cinsellik çağrışımını yapmak için değil o kıyafetlerle rahat ettiği ya da o kıyafeti beğendiği için giyiyordur.

Temel meselemizi bir şemayla özetlediğimize göre geriye kalan yüz milyon konuyu daha kısa bir şekilde anlatabiliriz. Günümüz toplumunu biraz ele alalım. Bugün bir kadın olarak doğmak sizi bir adım geriden başlatıyor hayata. Ve her aşamasında birer adım daha geri atmak zorunda kalıyorsunuz.  Bütün toplumsal söylemlerimiz bize yapabilecek ve yapamayacaklarımızla ilgili sınırlar çizmeye başlıyor. Sürekli güçsüz bir bedene sahip olduğunuz kulağınıza fısıldanıyor, naifsiniz diyerek. Ve her kesim tarafından bedeninizin her karesinde yeniden hüküm veriliyor. Her kesim diyorum çünkü bunu sadece geleneksel yaşamda değil modanın tavan yaptığı modern yaşamda da çok sık görüyorsunuz. Sadece beden ile bitmiyor sınırlar. Yapacağınız işlerden tutun oynayacağınız oyuna, kullanacağınız kelimelere kadar size yakışanla yaşamak zorundasınız. Bazen gerçekten düşünüyorum da manavdaki domatesin yaşamından pek de farklı değil. Birileri sizi manava getirene kadar har vurup harman savuruyor ve sonra sizi satın aldığını düşünen başka biri çürük olmanıza dair şikayetini yine bir başkasına yapıyor. Kimse domatese neden çürük olduğunu o tezgâhta, o boyutta, o renkle ve o fiyata satılıp satılmak istemediğini sormuyor. Bence de gidip domatese yaşamını sormamalısınız. Biliyorum domates örneği absürt ama işin en acı tarafı da burada; manav tezgahındaki domatese yaşamıyla ilgili söz hakkı verilmemesinin doğal karşılanması durumu kadına gelince hiçbir değişim göstermiyor. Çok ilginç, halbuki kadınlar domates değildir. İnanın ben de en çok buna şaşırıyorum.

Yazacak o kadar çok şey var ki görmezden gelinen, fark edilmeyen. Ama çok üzücü gözden kaçan bir başka nokta daha var. Bu yazıyı sanki erkeklere yazıyormuşum gibi gelebilir, eğer öyle olsaydı her şey çok daha kolay olabilirdi. Ama bu yazıyı belki erkeklerden çok kadınlara yazıyorum. Bugün bir kadını eleştiren onun hakkında hükümler veren o kadar çok hemcinsi var ki! Bugün, kızına ancak kocasının gölgesinde özgürlüğünü yaşayabileceğini söyleyen anneler var. Bugün, bir kadın sizi çok makyaj yapmakla ya da bakımsız olmakla suçlayabilir her an. Başka bir erkeğe üç gün önce aldığı pantolonu verirmişçesine kızlarını veren babalar var. Sürekli birine aitsiniz.

Bugün dünyada bir metayız diyoruz. Belki hep meta kalacağız belki de kalmayacağız, bunu bilmiyorum. Ama bildiğim acı bir gerçek; dünyada bazı evlerin içinde bir meta bile olmayan kız çocukları var. Bir hiçmişçesine manav tezgahına çürük diye konulmayan o insanlar varlar ve atmosferde bir yer kaplıyorlar. Bir isimleri var. Mesela sevdikleri bir renk var, belki sorulsaydı yemekten hoşlanmadıkları bir yemek…  Onlar varlar, çok değerliler ama yok sayılıyorlar. Bir kitapta okumuştum[2]‘Hiçbir şey bir anda değişmez: Derece derece ısınan bir küvette farkına varmadan ölürsünüz.’ Bu yazıda size çalıştıkları işte cinsiyeti yüzünden emeğinin karşılığını alamayan, bekaret kavramı yüzünden sevgisine değer verilmeyen, giydiği kıyafete göre orospu ya da edepli olan, doğurma ihtimali yüzünden işe alınmayan kadınlardan bahsetmedim. Çünkü en önce itiraz edilmesi gereken en temel ve basit noktaları görmezden gelir ve kabul ederseniz yarın daha büyüğüne ses çıkarmaya hakkınız olmayacak. Siz kendinize değer vermezseniz bir başkasının vermesini bekleyemezseniz. Bedenini, kimliğini seni sen yapan şeyleri sev, onun sahibi sensin ve sen olarak kalmalısın. Şaka yapmıyorum. Bu televizyonlarda izlediğin 15 saniyelik bir ürün reklamı değil. Bunlar gerçekler.  İzlediğin reklamlar yarın başka bir şey satmak isterlerse sana evinde oturmanı da söyleyebilir. O yüzden lütfen biraz üzerine düşünmeyecek, içselleştirmeyecek veya eleştirmeye kafa yormayacaksan yazının devamını okumana gerek yok.

Burada yazdıklarım bin sözcük bile değil. Bir insanı anlatmak için bile bin sözcük yetmezken bir kadını anlatmaya nasıl yetebilir. Bütün bu yazı fiziksel olarak yaşayabilen kadınlar hakkında yazılmıştır. Biz ÖLDÜRÜLÜYORUZ! Ve ben bu yazıda onlardan bahsetmekten utanıyorum. Çünkü onların her birinin yaşamı benim hayatımda yazdığım ikinci yazıda bahsedeceğim üç satırdan çok daha değerliydi. Bence gazetelerin üçüncü sayfalarında, haberlerin alt bantlarında sadece sayılar ile yer almasından da daha değerliler.

Bu yazıda kadınları yok sayanlara, sınır koyanlara, umursamayanlara lütfen şunu yapın ya da yapmayın demeyeceğim. Tek seslendiğim o sınırlarla yaşayan sana. Bütün bunların farkındaysan durma öyle.  Değilsen farkına var ve harekete geç. Kadın gibi savaş bütün bunlarla. O güzel kahkahanı sakın sakınma insanlıktan. Yoksa kim bilebilir mutlu olduğunda bu kadar güzel güldüğünü?

 

 

[Lilith]Musevilik ve Hristiyanlıkta Havva’dan önce Adem ile birlikte yaratıldığına inanılan ilk kadın. Adem ile eşit olduğunu söylerek onu reddettiği için  cennetten kovulduğuna ve Havva’nın ondan sonra yaratıldığına inanılır.

[2]Damızlık Kızın Öyküsü / Margaret Atwood



Paylaşmak Güzeldir:

Mina Çekin
Mina Çekin
İstanbul Kültür Üniversitesinde Psikoloji öğrencisi. Onu kısaca azimli, rasyonel ve gülümseyen biri olarak tanımlayabiliriz. Kitap okumayı ve kitaplar arasında analizler yapmayı çok sever. Endüstri, işletme, yapay zekâ ve edebiyat gibi alanlara ilgili. Birden çok alanda yetkin olmak en büyük ideali. Dergide genel olarak psikoloji alanında yazılar yazacak olsa da teknoloji, ekonomi ve edebiyat ile de karşınıza çıkabilir.