Bu röportaj Simurg Derneği’nin Şubat’26 Bülten içeriğindeki “tutku köşesi” için hazırlanmıştır. Tutku, bir şeye karşı duyulan yoğun, derin ve süreklilik taşıyan ilgi ve arzu olarak çerçevelendirilebilir. Sadece “sevme” ya da “hoşlanma”dan farklı olarak, insanı harekete geçiren, zaman zaman zorlayan ama aynı anda canlandıran bir iç ateş gibidir. Yaşamın içerisinde kim bilir nice ateşler yanacak ve sönecek… Beni misafir ettikleri, tutku ve ezoterizm kavramları üzerine düşünmeme vesile oldukları için bülten ekibine teşekkürlerimi sunarım.
Öncelikle ezoterizm nedir ve bize sendeki karşılığını aktarabilir misin?
Ezoterizm, en temelde, bilginin herkese aynı biçimde sunulmadığı; insanın hazır oldukça, derinleştikçe açılan bir anlama biçimi. Öğretinin “gizli” ya da “kapalı” olmasından çok, katmanlı bir bilgi anlayışını temsil ediyor. Yani ezoterik olan şey, saklanan bir bilgiden ziyade herkesin baktığı ama herkesin göremediği veya aynı şekilde göremeyeceği bir alan. Belki de öğrenmek için liyakat geliştirilmesi gereken bir alan da diyebiliriz. Tıpkı henüz toplama çıkarma işlemini öğrenmeden, karmaşık matematik problemlerini çözemeyeceğimiz gibi; adım adım ilerlenen, seviyelerin ve idrak makamlarının olduğu, yaşam boyu sürebilen bir öğrenimden bahsediyorum.
Tarihsel olarak baktığımızda ezoterizm; felsefe, din, mitoloji ve sembolizmle iç içe gelişmiş bir düşünme geleneği. Astroloji, simya, hermetizm, tasavvuf, mistisizm, numeroloji gibi pek çok alt başlığı var. Bu alanların ortak noktası, insanı sadece akıldan ibaret görmeyip bedeniyle ve ruhuyla birlikte ele almaları. Yani insanı parçalamadan, bütünlüklü bir varlık olarak okumaya çalışmaları.
Ezoterizmin bendeki karşılığı ise görünen dünyanın ardındaki düzeni ve anlamı merak etmek. Astrolojide bir haritaya bakarken de bir mitolojik hikâyeyi okurken de ya da bir sembol üzerine düşünürken de aslında yaptığım şey şu: “Bu bilgi bana kendimle, insanla, insanlıkla ve hayatla ilgili ne söylüyor?” sorusunu sormak. Ezoterizm benim için geleceği bilme aracı değil. Bir nevi şimdiyi ve mevutta olanı daha derin kavrama pratiği.
Her birimizin içerisinde insana ait arketipler var. Bu arketiplerin yansımaları yaşamdaki deneyimlerle aktive oluyor. Bu noktada duyguları bir örnek olarak verebiliriz: Hayatında hiç şaşırmamış birisi şaşkınlık halini nasıl bilsin? Bir olay ile, bir yaşanmışlık ile şaşırmanın o kişide aktive edilmesi, pekiştirilmesi gerek. Ya da başka bir analoji yapalım: Bir bilgisayar düşününün, içerisinde bir sürü program yüklü. Ancak programı başlatmayı veya başlattıktan sonra nasıl kullanılacağını bilmiyorsak yüklü olmasının bir sonucu ve yansıması yoktur. Bilmesek bile cesaret etmek, harekete geçmek, yolda öğrenmek gerek. Keşfetmeye açık olmak benim baktığım yerden çok değerli. Bilgisayarın işlemcisinin gücü yettiği kadar programları çalıştırabiliriz. Bu beden makinesine iyi bakmayı ve arada bir dinlendirmeyi de oldukça önemsiyorum.
Ezoterizm ile ilk temasın nasıl oldu? Seni bu ezoterik öğretilere çeken şey neydi?
Açıkçası çocukluğumdan beri sürekli “Bu olanın ötesinde başka bir şey olmalı, hayat daha sihirli ve büyülü bir yer olmalı, burada benim ne işim var?” gibi cümleleri epey sarf etmişimdir. Çok sıkılan ve mevcutta olan, herkesin objektif olarak gördüğü ile yetinemeyen bir çocuktum. Belki de kendime bir eğlence arıyordum. O arayış beni sürekli okumaya, izlemeye ve araştırmaya itti. İyi ki de öyle olmuş. Çünkü semboller, mitler ve kadim olarak bahsedilen anlatılar bir keşif alanı yarattı bana. Bu öğretilerin hiçbirinde hayat, doğrusal ve yüzeysel bir şekilde anlatılmıyor. İnsan; psikolojisiyle, gölgesiyle, sezgisiyle ve dönüşüm potansiyeliyle birlikte ele alınıyor. Yani yaklaşımdaki bütüncül bakış, beni en çok çeken şey oldu.
Örneğin astrolojiyi kaderci bir çerçeve olarak görmek yerine, “kahramanın hikâye yolculuğu”na dair psikolojik ve sembolik bir dil olarak görüyorum. Simyayı maddeleri altına çevirme iddiasından çok, insanın içsel dönüşümünü anlatan bir metafor olarak okuyorum. Tasavvuf ve mistik geleneklerde ise benlikten arınma, merhamet ve anlamla temas etme hâlini deneyimliyorum. Bu alt başlıkların her biri, insanın kendi içsel farkındalığını başka bir dilden anlatıyor.
Ezoterizmin bana cazip gelmesinin bir diğer nedeni de kesin hükümler vermemesi. Hatta bazıları “muğlak” bulduğu için pek hoşlanmayadabilir. Zira çağrışımlara ve etkileşimlere açık bir bağlam sunar. Açıkçası, bu benim için harika bir durum. Çünkü içimdeki anarşist kimlik kesin hükümlere hep tilt olmuştur. “Bu budur.” demek yerine “bakabilirsin, düşünebilirsin, hissedebilirsin” denmesini çok değerli buluyorum. Hangi tedrisattan geçersen geç, söz konusu ezoterik bir yol ise sürekli olarak deneyime/denemeye yönelik bir davet var. O deneyimleri bir zamanlar yürümüş insanların aktardıkları da var. Ezoterik öğretiler insanı pasif bir inanan değil, aktif bir anlam kurucu olarak konumlandırıyor. Oldukça varoluşçu felsefe ile de örtüşen bir yanı var. Bugün de zaten bir psikolojik danışman olarak mesleki olarak o ekolden ilerliyorum.
Son olarak açıkçası şunu da ifade etmek isterim: Ben 3 yıldır Güney Amerika Şamanizmi temelli bir yol yürüyorum. Ezoterizm sınıflandırması altında her ne öğrendiysem, bunu içselleştirmek şamanik bakış açısı ile mümkün oldu. Belki başka yollar da mümkündür ancak benim hikayemde böyle oldu. Çünkü dini öğretilerin peşinden gittiğimde hermetik öğretilere çıktım. Hermetik öğretinin izlerini takip edip bir sonuca geldiğimde ise Şamanizm ile tanıştım. Bugün olduğum insan, bu köklere sıkıca bağlı. Ve size iyi haber: Bu köklere daha nasıl şekil değiştirip dönüşecek, benim için de kocaman bir merak konusu.
Sence ezoterizm bugün farklı kitleler arasında neden yaygınlaşıyor? İnsanlar ezoterizm içerisinde ne arıyor olabilir?
Doğa ve doğal olan ile bağı kopmuş ve üretim sistemlerinin ise her geçen gün biyolojik ve ruhsal evrim süreçlerimize etki ettiği “hızlı” bir çağdayız. Bu kadar hız, ritmimize uygun değil. Herkes bir şeylerin yanlış gittiğinin farkında ve “daha iyi” olan bir seçeneği aramanın peşinde. Zihin/ego/kimlik/nefs (adına artık her ne demek istersek), zaten doğası gereği belirsizliğin üstesinden gelmeye ve anlamaya programlı bir yapı. Bilginin de hızla yaygınlaşabilmesinin sonucu bu tarz gizemli gibi görünen -ama aslında apaçık olan- konulara ilgi gösterebiliyorlar.
Bence insanların ezoterizmle kurduğu ilişki, onları hayattan kaçtıkları ve kaçıp sığındıkları bir yer de olabiliyor. Bir nevi “gerçeklikten kaçış.” Ancak herkes için böyledir diyemem. Ezoterik öğretilerin hemen hepsi en temelde hayata daha dikkatli, daha sorumlu ve daha farkında bakmaya davet ediyor. Sadece bilmekten ibaret olsaydı şimdiye yok olup gitmeye mahkûm olurdu kanaatindeyim. Ayrıca ne diyor Yıldız Tilbe: “Şeytan da çok şey biliyor ama lanet olsun kör şeytana!” (: Şeytan, mitsel olarak bilgiyi taşıyan ve yaygınlaştırandır. Ancak bu bilgiyi idrak edip bir deneyime dönüştürebiliyor muyuz? Esas soru bu.
Bana kalırsa belli bir mesafe kat etmiş çoğu kişi ezoterizmi bir inanç sistemi gibi görmekten çok, sürekli derinleşen bir farkındalık hâli ve bitmeyen bir öğrenme yolculuk olarak deneyimliyor. Ancak derinleşmeyi reddedip, spiritüel kimlikler giyerek egosunu beslemeye devam edenleri ve onların nihai sonlarını bilemeyeceğim. Dilerim ben diye bildiğimiz beni aşma açıklığında idrak ve farkındalık daima bizimle olsun.