Sizce yanlış yerde olmak mı daha zor, yoksa kendinizle yüzleşmek mi? Olduğunuz yeri iyileştirmek ne kadar mümkün veya kendinizle yüzleşmenin bedeli nedir? Eminim farklı zamanlarda ve bağlamlarda birbirinden farklı cevaplar verebiliriz. Çünkü ihtiyaçlarımız ve arzularımız değişime oldukça açıklar. Bugünleri yaşama biçimimiz geçmişimizi oluşturuyor ve geleceği düşünerek bugünü yaşama şeklimizi belirliyoruz. O yüzden bana kalırsa, bulunduğumuz yerin doğruluğu ile kendimizle yüzleşmenin bedeli gerçek anlamda kıyaslanamaz. En azından zamansal örgüyü yok saydığımız bir varoluş düşünmediğimiz sürece. Yine de şu an buradayız. İlişkilerimizin o boğucu anlarında, kıyasladığımız bu iki durumu yaşayan birine eşlik edeceğiz. Nehir’i duyacağız. Hatta onu duymak istediğimiz gibi okuyacağız. Bugün bir başkasının sonunu tayin etme cüretini göstereceğiz. Seçiminize göre yazılmış dört farklı sonuçtan birinde buluşacağız. Ancak okumadan önce size iki soru sormak istiyorum. Ardından tanıyalım Nehir’i.
Sence yanlış yerde olmak mı daha zor, yoksa kendinle yüzleşmek mi?
Doğru yerde olmanın bedelini ödedin mi?
——————————-
Yağmur sesi bastırıyor mu düşüncelerini?
“Hayır, aksine düşüncelerim bir şarkıymış da her bir yağmur damlası piyano tuşu gibi eşlik ediyor bana. Ne yapmalıyım bilmiyorum. Ne yapacağım?”
Akşam olmak üzereydi. Nehir, elinde tiyatro biletlerini tutuyordu. Bu biletleri haftalar önce sürpriz olması için almıştı. Sevgilisi ile bir zamanlar kitabını okudukları o oyuna gideceklerdi. Yani öyle hayal etmişti. Çok severdi karşılaştırmayı. Okuduğu bir kitap başkalarının zihninde nasıl yer ediyor ve sahne performansı nasıl olurdu görmek istiyordu. Nasıl da güzel yorumluyordu insanlar eserleri. Bazen de ne kötü yansıtıyorlardı olan bir güzelliği. Fakat şimdi aynanın karşısında dağınık saçlarına bakıyordu. Duş almalı ve hazırlanmalıydı. İki saate buluşacaklardı. “Biletlerimiz var bu akşam, bana teslim ol,” diyecekti. Diyebilecek miydi?
Heyecanla tanıdığı ve neredeyse tüm özelliklerini sevdiği bu adam nasıl oluyordu da kendisini göremiyordu? Anlayamıyordu. Acaba en başından beri mi görmüyordu, yoksa bir şeyleri yanlış mı yapıyordu? Yakın arkadaşlarıyla, ilişkisine dair konuşmaktan hepten kaçınır olmuştu. Güzel sözler etmekten çekiniyor ve sevgilisini eleştirmek istiyordu. Yolunda değildi bir şeyler. Duyulduğunu hissetmiyordu. Sanki ihtiyaçları umursanmıyor ve istekleri göz ardı ediliyordu. Defalarca kendini izah etmeye çalışmıştı. Hatta kendini sürekli sorun çıkaran kişi gibi hissediyordu. Oysa tek isteği anlaşılmak ve sarmalanmaktı. Elbette ilişkiler çaba isteyen ve emek gösterdikçe güzelleşen bir dinamik olmalıydı. Bunun için sürekli çabalıyor ve yeterli emeği göstermeye çalışıyordu. Belki yeterden de fazlasını gösterip kendisine yakışanı yapıyordu. Yine de görülmüyordu. Karşısında sürekli susan ve gün geçtikçe duygularını daha da saklayan bir adam buluyordu. Keşke sadece sessizlik olsaydı. Dahası da vardı. Kimi anlarda bu sessiz adam sinirleniyor ve hiç olmadık hareketlerde bulunarak güzel denebilecek haftaları da lekeliyordu. Evet doğru kelime buydu. Bu adam, sevgilisi, bir şeyleri lekeliyor gibiydi. Bir ilişki insanı bu kadar dağıtmamalıydı.
Biletleri aynanın yanında bulunan sehpaya koydu. Ellerini saçlarına daldırıp hacim veren ufak vuruşlar yaptı. Çenesini biraz yukarı kaldırdı ve gülümsemeye çalıştı. Yoksa artık yeterince güzel değil miydi? Bir zamanlar peşinden birçok insanın koştuğu o güçlü Nehir ne hallere düşmüştü. Kaşları çatıldı. Nehir öfkelenmişti. Birden duruşunu dikleştirdi ve “Gayet güzelim,” dedi. Havlusunu aldı ve duşa doğru yöneldi. Zihninde ise sorgular birbiri ardına ses çıkarmaya devam ediyordu. Seviyordu değil mi bu adamı, yoksa bir alışkanlık durumu mu yaşıyordu? Bağımlı hissediyordu kendini. Yaşadığı her duyguyu paylaşmak istediği biri vardı ama sanki bazı duyguları tek başına taşıyabilmeliydi. En azından öyle hissediyordu. Duygularını ve düşüncelerini paylaşmak istedikçe duvara çarptığını hissettiren bu adam yüzünden yetersiz hissediyordu. Ne de kötü bir histi bu yalnızlık. Hem de sevgilisi varken. Birinin eksikliğini hissetmek ayrıydı, biri varken bile eksik hissetmek apayrıydı. İnsan tamamlanmak veya çoğalmak için ilişki yapmaz mıydı? Duyguları paylaşmak bir ihtiyaçtı. Zorunda mıydı bu adamla devam etmeye?
Ayrılığı düşündü Nehir. Kalbi sıkıştı. Birlikte uyumayı sevdiği, kahve yerine hep çayı seçen, zeytinleri ikişer ikişer yiyen, kitap okumaya çalışırken her zaman uyuyan… Seviyordu bu adamı. En azından öyle hissediyordu. Şakalarını, zekasını ve ailesiyle olan iletişimini beğeniyordu. Aynı filmleri seviyor ve aynı hızda yürüyorlardı. Uyumlulardı. Kendisine duygularını ilk defa açmaya çalıştığında neredeyse bayılacaktı. Öyle heyecanlı ve şaşkın bir adamdı bu. “Seni seviyorum.” demek yerine “Aç mısın?” diyor, geceleri gizlice ayakkabılarını temizliyor ve en sevdiği battaniyesini sürekli ona getiriyordu. Nasıl olur da bu kadar güzel bir adam bu kadar sessizleşebiliyordu?
Öte yandan özel günleri kutlanmıyordu. Sürekli unutulan bir kadın gibi hissediyordu. Sanki kendisine alınan tek hediye türü “telafiler”den ibaretti. Artık telafileri istemiyordu. Görülmek ve bazen önceden düşünülebilmek istiyordu. En azından kendisinin gösterdiği çabanın bir kısmı karşındaki insanda da olmalıydı. Ancak son zamanlarda işler gittikçe agresifleşiyor ve bazen suçlanıyordu. Bu sessizliği inşa edenmiş gibi muamele görüyordu. Güzel sözler öylesine azalmıştı ki, kendini aç hissediyordu. Bir kez olsun öpülürcesine hissettirecek “Nasılsın?” sorusuna bile razıydı. Yeter ki…
Eskilerden başka bir insan aklına geldi.
“Bir adam daha vardı. Bu ilişkimden önce. Evet birisi. Bir zamanlar reddettiğim o diğer adamın her şeye rağmen beni düşünmesi ne de güzeldi. Reddetip savurduğum o diğer adam. Ben burada siyahtan bile daha koyu hissetmeye başlamışken beni papatya gibi gören, o reddedilen adam? Sevgisinden bitap düşmüş o diğer adam. Bu ilişkiye başladığımdan beri hayata küsüp kenarı geçen ve bir başkasına kalbini kapatan o adam. Şiirlerini sevmiyor muydum? Seviyordum. Neden onu reddettim? Ne yapacağımı bilmiyorum.”
Nehir havlusuna sarılmış bir şekilde odasına döndü. İkide bir tiyatro biletlerine bakıyordu. Sevgilisiyle gitmek için aldığı o biletler. Son bir yıldır her şeye rağmen daha iyiye gideceğine inandığı ilişkisi için aldığı biletler. Aslında kalbinden bir ses yapabiliriz diyordu. “Seviyorum ya sonuçta, işle alakalı yaşadığı sorunlar başladığından beri böyle. Belki de işleri düzelirse yeniden iyi oluruz.” diyordu. Sonra çok geçmeden, “Hayatımızda ne yaşanırsa yaşansın beni önceliklendirmeyi bilen birisi olmalı.” diyordu.
Kıyafetlerini giymiş, saçına son dokunuşlarını yapıyordu. Nehir neredeyse hazırdı. Bugün bir karar vereceğinden emindi. Tiyatro biletlerini arka cebine koydu. Sevgilisiyle buluşacaktı, daha doğrusu değer verdiği o adamla. Onu gördüğünde karar verecekti. Ya her zamanki gittikleri kafeye gidecekti ve bu ilişkiye müdahale edecekti. Çünkü o noktaya ulaşmıştı bile. Ya da tiyatro biletlerini kullanacak ve son bir şans daha verecekti. Emin olduğu tek bir şey vardı. Daha fazla kendinden ödün vermeyecekti. O eski Nehir olacaktı. Güçlü, emin ve ışıldayan. Parıltısını istiyordu.
Botlarını giydi ve şemsiyesiyle dışarı çıktı. Normalde yarım saat süren yol bu sefer sanki yarım gün sürmüştü. Bir yandan heyecanlı, diğer yandan gergin hissediyordu. Uykusuz kaldığı onlarca geceden sonra bu sorunlu ilişkide olma haline karşı hamle yapacaktı. Yakın arkadaşlarından birini arayıp destek almak istese de yapmadı. Bu sefer kendi başınaydı. Sağ elinde şemsiyesi ve sol eli ceketinin cebinde yumruk şeklinde indi otobüsten. Yağmur hala hızlı bir şekilde yağıyordu. Buluşacakları sokağa dönmek üzereydi.
“Kafede konuşmak mı tiyatro mu? Kendimden ödün vermek mi, ilişkim için mücadele mi? Yanlış yerde miyim, doğru yerde mi? Kendimle kalmaya ve yüzleşmeye hazır mıyım, değil miyim?”
Köşeyi döndü.
İşte orada karşısında duruyordu. O adam. Sevgilisi. Kendisine doğru bakıyordu. Yüzünde herhangi bir mimik veya duygu yoktu. Sadece yutkunarak, “Nasılsın, aç mısın?” diye sordu. Sonra sessizce bekledi. Ne bir adım attı ne bir söz söyledi. Sıradaki hamle Nehir’e aitti.
Doğru yerde misin?
“Bilmiyorum. Yaşadıklarımı düşünürsem hayır, yanlış yerdeyim. Fakat yaşamak istediklerimi düşününce, evet doğru yerdeyim. Keşke geçmiş ve gelecek sussalar. Sadece bugünü duyabilsem.”
(Seçtiğiniz yolu aşağıdan tıklayınız)
A. Nehir, kafede oturmayı seçer ve biletleri kullanmaz.
B. Nehir, biletleri kullanmaya karar verir.