Yeniliğin İhtiyacı yahut Süregelmişlik
Ocak 3, 2026
Kağıtla Baş Başa: Yazmanın İyileştirici Gücü
Ocak 3, 2026

An

Melodiyi bulabiliyorum arkaya şarkıyı da yazıyorum ama sesler çıkmıyor, sözleri bulamıyorum. Onları dilim bir şekilde telaffuz edemiyor. Dilim telaffuz etse de şarkımla uymuyor. Hissiyatımın doğurduğu müziğe bir şiir yazamıyorum. Sıkışmışım. Ki zaten şu an sıkışmış bir an. Dünle yarın arasında sıkıştırılan bir an. Geçmiş, dünlerde özgür; gelecek, yarınlarda. Ama bugün sadece bugün. Ben bugün şarkı söyleyen bir kuşsam; dün bir yavru, yarın toprağım. Ben bugün içe çekilen havaysam; dün özgür, yarın sıcağım, bi’ sonraki gün soğuyacak olan. Ben bugün sevgiliye yazılmış bir aşk mektubuyum. Ne yazılmadan önceki kadar kağıttan bağımsızım ne de sevgiliye ulaştıktan sonraki kadar sonsuzum. Ben bugün doğumla babam arasında sıkışmış bir çocuğum. Ne doğumdan öncesi kadar sonsuz ne de babam kadar pişman. Bugün babam benimle dedem arasında sıkışmış bir an. Ne benim kadar kendinden bir parça ne de dedem kadar kendinden bağımsız. An sıkışmışlıktan başka hiç bir şey değil yani. Anı yaşamak da bu sıkışmışlığı hissetmek mi? Sıkışmayı kabul etmeye mi derler anı yaşamak diye. 

Kaçmaya çalışmak boşa bir çabaymış. Çok denedim. Sıkışmak anın cabası. Ana özgü bir sıkışma bu. Sonsuzlukların arasında kalan ufak bir son. Sonsuzluğun artı biri yani. Toplama hiçbir katkısı yok ama orada duruyor. Hatta öyle kendinden emin ki bu an dediğimiz şey, sonsuzluk gibi somut ifadelerle anlatılamayacak bir kavrama, somut olarak katılmaya çalışıyor. Soyutluğun sıkıştırdığı bir somutluktan bahsediyorum burada. Soyut her zaman somuttan bir adım önde. Müzik sözlerden her zaman çok daha önemli. Bilinmeyen bir dilde yazılan bir şarkı evrenseldir. Bilinmeyen bir müzikle yazılmış bir şarkı mümkün bile değildir. Soyut, evrenseldir. Somutluk ise evrende sıkışmış, kayda bile değer olmayan yalnızca anı oluşturan elle tutulabilir bir kavram. Somut dediğimiz şey, kavrama bile aykırıdır. Nesnenin zihindeki genel tasarımı soyut ise nesnenin somutluğundan ne anlar insan. Yani demem o ki sonsuz, sonsuz olmayanı sıkıştırır. Sevmez sonsuz olanı. Evren şu anı sevmez. 

İnsan için an bir yük değildir asla, hatta insanı yoran şey yükleri değil onu sıkıştıran sonsuzluktur. Ben bugün her tarafımdan sonsuzlar tarafından sıkıştırılıyorsam, artı bir olmam benim sonum demektir. Artı bir oluşumu arttırmak da boş bir çaba. Artı on olsam, artı bin olsam neye kime yarar? Sonsuz beni yutmakla mükellef. Sonsuz olmalıyım. Doğmamalıyım mesela. Doğmadan hissetmeliyim her şeyi. Somutluğun yapamadığını yapıp sanatlaşmalıyım. 

Sonsuz belirsizliktir bir yandan da. Belirli olan ise somut. Soyutun ne zaman hangi delikten kaçacağı, hangi delikten odanıza gireceği belli olmaz. Hatta soyutun duvarları önemsediğini söylemek bile çok zor. Babaya, anneye, kardeşe veya aşka örülen duvarlar beyhudedir. Soyutluğu yani sonsuzluğu durdurabilecek bir engel soyutluğun içerisindeki artı birdir.

Geçenlerde bir rüya gördüm. Tek bir kelime etmedi kimse. Tek bir kelime söylenmedi ama ben anlıyordum her şeyi. Bastığım toprağın söylediği müziği duyuyordum. Melodi bulutların kendi içinde çarpışmasından geliyordu. Ah o arka planda hafifçe fısıldayan o minik ince ses, karşımdaki kadının gözleri ne kadar da güzel çalıyordu o piyanovari sesi… Hiç yaşarken bir gözden çıkan ince sesi duyumsadınız mı? Kelimeler söyleyemez onu. 

 



Paylaşmak Güzeldir:

Ali Kalk
Ali Kalk
İTÜ'de İnşaat Mühendisliği öğrencisi. Soyut hislerin somuta döküldüğü alanlarda kaybolmaya ve aramaya bayılıyor. Bu alanlardan özellikle müziğin kendisine ve teorisine tutkulu diyebiliriz. Gelecekte de müzik alanında üretmek, müziğe kendisinden bir şeyler bırakmak istiyor. Ayrıca, hikayelerinde rüyalarından beslenmeyi seviyor. Her an gördüğü rüyada kaybolabilir ve içindeki hisler ile dergiye yazı çıkarabilir.