Konuk Yazar: Ezgi Meriç
Hayatlarımız gerçekten kitaplar gibi. Çoğu zaman birbirimizi kapak rengine ya da
arkasındaki o kısacık tanıtıma göre yargılıyoruz. Hatta daha da ileri gidiyor, çok satanlar listesinde
olmayanlarla konuşmuyoruz. Birçok bölümden oluşuyor kitaplarımız. Bizimle beraber büyüyen
sayfalarda üslubumuz değişiyor zamanla, karakterlerimiz evriliyor. Ama bu değişim, süreçte
bizimle uyum içerisinde gerçekleştiği için farkına varamıyoruz çoğu zaman. Bizim tek
odaklandığımız “şimdi” oluyor. Çoğu durum için “şimdi”ye odaklanmamız güzel bir şey olsa bile
kitabın bir bütün olduğunu unutuyoruz bu sefer de. E peki ne yapacağız o zaman? Bence en güzeli
geçmişimizi kabullenip yeni sayfalara odaklanmak. O an bir karaktere kızdık diye kitabın başındaki
sayfaları yakamayız, çünkü elimizde kalan yarısı kül olmuş benliğimiz olurken o karakter başka bir
kitapta başkahraman olmaya devam eder. Anılar yaşanmıştır, sayfalar yazılmıştır. Geri
döndüğümüzde yaşadığımız pişmanlıklar ve keşkelerimiz bizim şu anki bakış açımızla
söyleyebildiklerimiz olur. O zaman, o sayfaları kaleme alırken boş sayfaların nasıl doldurulacağını
bilmiyorduk. Evet, belki kötü şeyler yaşadık sayfalarda yazılı olması canımızı yakacak kadar. Ama
onlar o sayfada yazdığı için biz “biziz”. İnsanlar değişir, değişmeleri de gerekir. Hayatlarının bir
noktasında yolları kesişmiş insanlar birbirleriyle hayatlarının sayfalarını paylaşabilir. Bu sayfaların
sayılı olması ya da bir noktada yolların ayrılması hayatın sonu mudur? Belki kitabın bir bölümünü
bitirebilir ama o bölüm sayesinde kitap anlamlı hale gelir. Anılar tehlikelidir. Yaşıyormuş gibi
davranmak isterler, geçmişte kaldıklarını kabul etmez, diğer sayfalara da sızmak için uğraş verirler.
İşte yazar onların bir anı olduğunun bilincinde, o hisleri tekrar yaşamak için yanıp tutuşarak değil;
tanıdık bir parfümü koklamışçasına hafif bir tebessümle hatırlamalıdır. Aksi takdirde anılar önce
kalbini sonra kalemini kırabilir. Bu yüzden gülleri kurutmaz mıyız kitaplarımız arasında? Belki eski
güzelliklerinden eser kalmaz ama silüetleri bizi o anlara götürmeye yeterlidir. Sayfalarımızdaki
kahve lekelerine, gözyaşı izlerine sahip çıkmamız gerekir. Bir de her kitabın bir başkahramanı
vardır, diğerleri yan karakterlerdir.