Çok ama çok uzun zamandır kafamı kurcalayan “küçük küçük şeyler” üzerine yazmaya başladığım “Büyütmeye Gerek Var” serimin ilk yazısıyla karşı karşıyayız. Nedir peki bu yazı serim ve nereden ortaya çıktı?
Öncelikle “küçük şey” derken ne anlatmaya çalışıyorum onu anlatmakla başlamak doğru olur. Hayatta büyük hisler hissetmek, büyük resmi görmek veya olayları çözmek diye büyük kavramlar varmış gibi sanılır. Bu hislere, resme veya olaylara baktığım zaman her birinin ne kadar küçük şeylerde gizli olduğunu fark ettim. Mesela bir martı uçarken martıyla göz göze gelmeniz ne kadar da küçük bir an ama ne kadar da fazla şey saklı içinde. Bu fazlalığı büyük diye anlatmaktansa bir çok küçük şey diye anlatmayı doğru bulurum. Bir martının özgürlüğünün size bakması, o an onda kendi benliğinizin bir parçasını görmeniz ne kadar da değerli.
Günümüzde insanlar değer ve kıymeti, büyük şeyler sanılan küçük şeylerde arıyorlar. Nedir bunlar? Başarı, güç, zeka, CV’ler, tanınırlık gibi gibi çokça büyük şey gibi gözüken çok fazla küçük şey var. Küçük şeyleri; “büyük şey” olarak görmek, insanın içini emdiğine ve yok ettiğine inanmaktayım.
Zihin dünyamızda, dünyayı tanıma biçimimizi şekillendiren yüzlerce küçük şey ve arketipe sahibiz. Bu hisleri, sembolleri anlamalı ve kendimize göre benleştirmeliyiz. Kapı, Bulut, Dağ, Ağaç, Salıncak, Kaldırım Taşı gibi her gün karşılaştığımız fakat yalnızca bakıp geçtiğimiz yüzlerce şeyin büyütülmeye gerek olduğunu düşünmekteyim. Onca laf söyledim, teoride kalmasın bunlar. Sizlere bugün ” ‘Kapı’yı neden büyütmeye gerek var?” anlatacağım.
Serim boyunca çoğunlukla kendi araştırma ve ifadelerime yer vereceğim. Bunun yanında her yazımda farklı 3 Simurgluyu yazıma konuk etmek istiyorum. Tercihen 3 kişi seçmek ve onlara büyütülmesi gereken küçük şey hakkında birkaç soru sormak istiyorum.
Yazıma geçmeden önce ufak bir talebim var: Yazıyı okurken zihniniz, “Eee, orada bir şey olması gerekiyordu ve oraya ‘kapı’ koymuşlar bu kadar basit.” diyebilir hatta demesi çok muhtemel. Tam o anda biraz durmanızı istiyorum. Evet zihniniz haklı, bu gerçekten çok ama çok basit bir durum. Evrimimizin en başından beri insanlar kapıları belli sebeplerle kullanmış. Ama bunun basit olması, “kapı” denen nesnenin büyüsünü kaybettirir mi? Bence “kapı”nın büyüsü zaten basitliğinden geliyor. Yazıda da zihniniz, “kapı” gibi küçük şeyleri küçümsediği anlarda, basitliğin büyüsü üzerine düşünmenizi çok isterim.
O zaman Ortaçgil’in “Küçük Şeyler” şarkısının sözleriyle yazımıza başlayalım:
“Küçük şeyler,
Hepsi de küçük şeyler,
Bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren;
Hep kısa anlar mutluluklar,
Hayal görür,
Uzun sananlar.”
Benim tanımıma göre kapı, ufak tünel demektir. Mesela metroya binmek için yürüdüğümüz, araba yolculuğunda içinden geçerken nefes tuttuğumuz o uzun tünellerin çok daha küçük halidir.
Kapı aynı zamanda bir geçittir benim için. Ortamı kimi zaman tamamıyla değiştiren kimi zaman da içerisinde ufak değişikliklere sebep olmasına neden olan kapılar vardır. Mesela balkon kapısı, sizi kısıtlı bir bina ortamından sonsuzluğa çıkarır; bir mutfak kapısından içeri girmek, hayatınıza devam etmemize yarayan yemeklere ulaşma fırsatıdır. Kapıları yalnızca evle de kısıtlamayıp, ev kapısından dışarı çıktığımızda; araba kapısıyla, çit kapısıyla veya hatta futbol kalesiyle de karşılaşabiliriz. Her birinin de altında belirli ortam geçişleri ve hisler saklıdır.
Bazı kapıların sağladığı ortam değişikliği ise çok kıymetlidir. Herkes için de özel kapılar vardır. Benim için en özel kapı sanırım ananemin ev kapısı olabilir. Ananemin ev kapısından geçerken hissettiğim ortam değişikliğinin bende ifade ettiği anlam aidiyet anlamıyla çok örtüşüyor. Ananemin kapısının ardında kurduğum arkadaşlıklar, dostluklar ve huzurun eşsizliğini o kapıyı düşünürken dahi hissedebiliyorum. Ananemin evinde kapıdan girdikten hemen sonra bir mutfak vardır. Mutfak için özel bir kapı yoktur ve bu durum ananemin evindeki açıklığı vurgular. Benim ananeme girdiğim anda orada karnımı doyurmak için özel bir izne ihtiyacımı olmadığını anlatır bana. Mutfağın hemen yanında bir kapı beni salona götürür. Ananemde salonda oturmak için bir izne, bir oturaklığa, olgunluğa ihtiyaç vardır. Salona açılan kapının hemen karşısında bir başka kapı beni oturma odasına götürür. Oturma odasına herkes giremez işte. Oranın hissi aileye has ve özeldir. Ananemin evinde olan ve olmayan her bir kapı, evin ruhunu oluşturmuştur. İşte bu his her ev için geçerlidir. İnsanın kendi evindeki kapıları anlaması ise çok daha zordur. Bu zihinsel süreç içinde geçerlidir.
Kapı psikolojide de çok önemli bir yer taşır. Her kapının altında farklı anlamlar yüklü olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Bu anlamlar çoğu zaman rüyalarda çok daha belirgindir. Freud’a göre; kapı; kapının kapalı, açık veya kilitli olmasına göre farklı anlamlar taşır. Carl G. Jung; kapıların bilinç aşamaları üzerinde bir geçiş olduğunu düşünür. Alfred Adler’e göre kapılar seçeneklerdir. Modern psikoloji kapıyı bir çok farklı yönden ele alır.
Zihnimizde de belli kapılarımız vardır. Bunlar kendimizi toplumdan korumak adına koyduğumuz sınırlar olabilir. Mahremiyetimizi sağlamak adına koyduğumuz kapımız da vardır. Bu kapıların gerçek hayattaki karşılığı kişisel odamızın veya tuvaletin kapısı olabilir.
Kapıların çoğunun yanında getirdiği bir eşyası da vardır. Zil ve zilin sesi, anahtar deliği, anahtar ve kitleme sesi, kapıyı kilitlerken kullanılan kuvvet, kapı kolu, tokmak ve tokmağın sesi, kapının üzerindeki işlemeler, cam, kapının altından gelen ışık, kapının üzerine asılan askılık, kapı üzerine yapıştırılan kağıtlar, kapı üzerindeki korumalar, kapının üzerine asılan at nalı gibi bunlar çoğaltılabilir. Her biri de kapıyı özelleştirir, kapıya bir kişilik katar. Bu elementler başlı başına kendi içlerinde de küçük şeylerdir. Örneğin kapının altından gelen ışık ve gölgeler üzerine yazılacak sonsuz sayıda şey vardır.
Kapılar mitolojik ve dini açıdan da çok kıymetlidir. Cennetin kapısı bunlardan en bilinendir. Mezopotamya Mitolojisinde ise Inanna (İştar) adında bir tanrıça vardır. Bu tanrıça hem aşk hem de savaş tanrıçasıdır. Inanna’nın yeraltına iniş efsanesinde, Inanna 7 kapıdan geçer ve her kapıda kendi benliğini, güzelliğini tanımlayan 7 farklı eşyasını geride bırakmak zorunda kalkr. Her bir kapıdan geçtikten sonra Inanna benliğinden arınır ve ölür. Sonrasında efsane Inanna’nın dirilmesi ile devam eder. Aynı şekilde Yunan Mitolojisi’nde Hades’in (Ölüler dünyasının tanrısı) bir yeraltı kapısı vardır ve o kapılardan geri dönüş yoktur. Roma mitolojisinde 2 kafalı Janus adlı bir tanrı vardır. Bu tanrı kimi kaynaklarda “kapı” tanrısı olarak bile geçer. Şimdiyi yaşayamayan bu tanrının bir yüzü geleceğe diğeri geçmişe bakar. Ve ikisi de aynı bedende buluşmuştur. Aynı kapılar gibi.
Şimdi de gelin 3 Simurgluya sorular sorduğum bölüme geçelim. Bu yazımdaki konuklarım: Yusuf Çırpan, Haluk Ovacık ve Emine Süeda Ünal.
Konuklarına sorduğum genel soru başlıkları akıllarına gelen ilk ve önemli kapı, kapıyla alakalı olan şey (zil, kapı kolu vb.), zihinlerinde kapıyla eşleşen kavramlar tarzında 3 başlıkta ilerliyor.
Yusuf Çırpan
İlk önce Yusuf Çırpan’la konuşma fırsatım oldu. Yusuf’la konuşurken Yusuf’un aidiyet hissine bağlanışını, aidiyetindeki ilkel kuvveti “kapı” üzerinden bu kadar anlatabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Yusuf için en önemli kapı kendi evinin tahta, daire kapısıymış. Yusufun apartmanındaki diğer kapılar demir kapıyla değiştirilmişken, Yusuf’ların kapısı hala tahta kapı olarak kalmış. Bu değişimi istememenin bir tercih olması da doğallığa sahipliği simgeliyor bir yandan. Doğal gazın kimi evlere girişi gibi, demir kapıların da o ruhu yok ettiğini düşünüyor Yusuf.
Kimi kokular kimi anılara çok özgüdür. Öyle ki bazı kokuları aldığımız an o döneme dönebilir, ordaki deneyimleri birebir yaşayabiliriz veya bazı şarkılar da öyledir. Bir şarkı bir ilişkinin başlangıcını hatırlatabilir bize. Yusuf için zil sesi de tam olarak kapının kokusu gibiymiş. Bu düşünge o kadar hoşuma gitti ki çokça düşündürdü beni. Yusufların apartmanındaki kapıların her biri de farklı zil sesine sahipmiş, tıpkı ev kokusu gibi.
Yazımda bahsetmeyi düşünüp vazgeçtiğim bir konu da pencerelerdi. Pencerelerin de birer kapı olduğu fikrindeydim Yusuf da benimle benzer düşünücek olmalı ki kapı ile pencereyi özdeştirdi. Kapıyı açtığında ne ile karşılacağını bilinmemezliğin, pencerede de geçerli olduğunu söyledi. Bu bilinmezliğin seçimlerimiz için de geçerli olduğunu ve belli seçimlerle belli kapıları açtığımızı, o kalıların ardında neler olduğunu da bilmediğimizi düşünüyordu.
İnsanlarla konuşmalarımda çok daha basit cevaplar alacağımı düşünürken Yusuf beni hayretler içinde bıraktı. Özellikle zil sesinin kapının kokusu gibi olduğunu söylemesi beni çok etkiledi bunu hiç düşünmemiştim. Sonrasın Haluk Ovacık ile görüştüm.
Haluk Ovacık
Haluk’un son yazısı (“Taşmanın Dört Tonu”) seçimlerle doluydu ve bu bana çok fazla “kapı” sembölüyle eş değer gözükmüştü. Haluk’a da bundan bahsedip ona sorularımı sordum.
Haluk’un en önemli kapısına geçmeden önce, Haluk için olumlu kapı: Fırın kapısıymış. Fırın kapısını her açtığında burnuna gelen ekmek kokusunu çok severmiş. Yine bir kapı ve koku eşleşmesi burda da olması beni güldürdü. Kapıların altından sızan şeyleri de düşündüm bu cevabı aldıktan sonra.
Haluk için en önemli ve aklına gelen ilk kapı, “Papatya’nın Kapısı”ymış. Kapının ardında neler yaşanacağından korkar, kapıyı her açtığında da korktuklarını yaşarmış.
Haluk’un kapıya ait en sevdiği şey ise kapının gövdesi. Kapının gövdesine kulağını dayayıp içeriyi dinlemeyi sevdiğini söyledi. Kapı ile benzeşen kavram ise hikayelerin açılışları ve kapanışları olması. Haluk’un tüm cevaplarına baktığım zaman aslında kapı’nın başta düşündüğüm gibi ne kadar da içinde bolca şey taşıdığını anladım. Kulağına dayayıp arkasındaki belirsizliği anlamaya çalıştığı kapılar; arkasındaki belirsizlikten korktuğu o Papatya’nın kapısı ve hikayeleri başlatıp kapatan o kapılar. Her bir cevap da birbiriyle ne kadar da bağlantılı aslında ve ne kadar iç içeler.
Bu cevaplardan sonra şehrin farklı yerlerindeki kapıları düşündüm. Farklı iki kapı, bazen ister istemez de bi noktada birbirine açılıyor. Bazen iki kapı arasındaki bağı sağlayan ise çiçekçinin şehir boyu gezdirdiği papatyaların kokusu oluyor.
Emine Süeda Ünal:
Yazımın başında “Küçük Şeyler” üzerine uzun zamandır düşündüğümü söylemiştim. Bu düşünceler bi süre sonra askıya alınmış düşüncelerdi benim için. Küçük şeylerin ne olduğunu ve ne anlama geldiğini çözmüş hissetmiş olmalıyım ki bu konuyu bir kenara bırakmışım. Aradan yıllar geçtikten sonra Emine bana bir film önerisiyle geldi. Filmimizin adı “Kirazın Tadı”ydı. Filmi izledikten sonra Emine ile hem film adına hem de küçük şeyler üzerine bol bol konuştuk. Bu konuşmalar sonucunda da küçük şeyler kapısı benim için bir daha aralanmış oldu. Hem de daha öncesinde hiç bir şeyi çözmediğimi ve anlamadığımı fark ederek.
Yazımın ortaya çıkışında, bu konuları tekrar düşünmem de Emine’nin büyük bir etkisi var. Ona burdan teşekkürlerimi yolluyorum.
Emine ile “Kapı” hakkında konuşurken neler söyleyeceği hakkında ufak ufak tahminlerim vardı aslında ama önceki konuklarımda olduğu gibi Emine’de de yanıldığımı dinlerken öğrendim. Emine için en önemli kapı “Annesinin koşulsuz sevgi kapısı” imiş. Bunu duyduğumda zihnimde kalp kapısı olmalı diye düşünmeye başlamıştım. Bir noktada haklıydım, bu kapının soyut bir tarafı da vardı fakat Emine bir de annesinin ona sarılırken açtığı kollarından da bahsediyormuş. Sarılmak için açılan kollar ve kapı. Aradaki bağlantının inceliği ve kuvveti beni çocuksu bir yerden duygulandırdı.
Emine, sevginin aktarılarak verildiğinden ve edinildiğini inanıyordu. Annesinin ona açtığı kapı ile verdiği o açık sevgi, onun büyük umutsuzlukları aşmasına yardımcı oldu.
Onun için kapıyla özleşen en önemli şey: İçeriden gelen sıcak bir esinti. İçeriden gelen sıcak esintinin, içerdeki yaşantıların kokularını taşıdığını; esintinin kuvveti, sıcaklığı, kokusu da aynı kapının nesneleri gibi esintiyi şekillendirdiğini ve özelleştirdiğini anlattı bana.
Emine kapıların “Değişim” kavramıyla uyumlandığını ve “Değişim”i çağrıştırdığını söyledi. Kapıların; iki ayrı mekan arasındaki ayraç olma işlevi, içeri girildiğinde veya dışarı çıkıldığında bir şeyleri geride bırakma anlamı ve tüm bunlar kapıların bir şeyleri değiştirdiğini anlatır. Kapıdan her çıkılıp girildiğinde bir şeyler geride bırakılır ve değişim başlar. Geride bırakılan kimi zaman sıcaklık kimi zaman sevgi kimi zaman aile olur ama her zaman bir şeyler geride kalır Emine’ye göre. Tüm bunların en kötü yanı da şu: Emine değişimin hiç bir türlüsünü sevmiyordu.
Son
Yazıya başlarken “kapı” üzerine anlatılacak bu kadar fazla şey bulabileceğimi, dinleyebileceğimi düşünmezdim. Finalimi de kapı üzerinden kapatmak istemiyorum aslında. Yalnızca bu yazı benim kendime bir kanıtım oldu. “Küçük Şeyler”in ne kadar sa kıymetli ve dolu olduğunun kanıtı. Bu yazıyı yazmadan önce her şey teoride kalır ve öyle böyle bir kabulu olurdu. “Küçük Şeyler”e, büyütmeye ne gerek var, “şey” işte dediğim zaman kendime gösterebilecek bir küçük yazım var artık. Kendinize iyi bakın.