DİNLEMİYORSUN!
Mart 5, 2026
Yerel Bir Anadolu Şehrinden Hollywood’a Uzanan Büyüleyici Yolculuk
Mart 5, 2026

Hakikaten, neydi yaşamak?

Selam, ben Arife Vildan Bakar. 20 yaşında bir tıp öğrencisiyim. Sizinle tanıştığım ilk anda lisansımı söylemiş oldum, bununla ilgili kafanızda bir önsezi oluşacaktır. Ama boşuna söylemedim efendim. Birazdan bahsedeceğim birkaç konuda buraya atıfta bulunacağım. Sizi zihnimde bir yolculuğa çıkarıp birlikte düşünmeye davet etmeden önce biraz tanışalım istiyorum. 

 

Ben Mersin’de küçük bir köyde doğmuş, çiftçi bir anne ve denizci bir babanın ikinci çocuğuyum. Ben 6 yaşında iken annemi kaybettik. Babam annemin vefatından 4 ay kadar sonra denize, işine döndü. Biz de ablamla anneannemlere taşındık. Bu babamsız yeni düzen kurma sürecinde birkaç kez ev ve aile değiştirdik. Bu süreçte biraz hızlı büyümek durumunda kaldık yani. Bu arada babam bizi terk etmedi, işi gereği uzaklardaydı daha çok. Kendisini çok severim, lütfen yanlış anlamayın. Babacığım eğer bunu okuyorsan, kocaman öptüm. 

 

Buraya kadar sizi duygusal olarak biraz yormuş olabilirim, affola. Lakin beni tanımanız için hayatımdaki bazı major kırılımları anlatmam gerekiyor. 

 

10 yaşında İstanbul’a gelerek Darüşşafaka’da yatılı okumaya başladım. 8 yıl şefkat yuvası olarak tanımladığım bu okulda okurken birçok şey deneyimledim. Basketbol oynadım, keman çaldım, model birleşmiş milletler konferanslarına katıldım, robot kulübüne liderlik ettim, okul bültenini kurdum, sürdürülebilirlik çalıştım, dernek ve topluluklarda görev aldım vesaire vesaire. 

 

Köyden çıkmış bir çocuk olarak bu ışıltılı okulun bana sunduğu seçeneklerin hepsini denemeliyim gibi hissettim. Hani olur ya, küçükken alışveriş merkezine gittiğinizde her kıyafete dokunarak geçersiniz. Ya da sonrasında dondurmacıya uğradığınızda her çeşitten bir top almak istersiniz. İçimde buna benzer çocuksu bir heyecanla tabağıma sığdırabildiğim, sığdıramadığım her şeyin tadına bakmak istedim. 

 

İstanbul gibi ışıltılı ve bir o kadar da kaotik bir şehirde 8 yılımı geçirdim. Sınav senesine kadar bu bitmez bilmez enerjimle koşturup durdum. Başardıklarımla havalara uçtum, yetemediğim yerde oturup ağladım, zaman zaman boş boş tavanı izledim.. Çok düşünmedim, sevdiğim şeylere devam ettim, bana iyi gelmediğini hissettiklerimi bir kenara bıraktım. 

 

Sonrasında hikayemin bu bölümü son buldu çünkü ben mezun oldum. Üniversite sınavına hazırlanma motivasyonum endüstri mühendisliği okumaktı. Hatta çalışma masamım yanında duvarda hayalini kurduğum üniversiteye son yerleşen kişinin netleri asılıydı. O kadar emindim yani nerede ne okuyacağımdan. Kendimce endüstri mühendisliği için biçilmiş kaftandım. 

 

Sınavda görece iyi bir sıralama yaptım. O masamın yanında netleri yazan üniversiteye yerleşemiyordum ama çok güzel başka üniversiteler için yeterli bir puanım vardı. Lakin burada sadece benim isteğime göre yol alamazdım, hayatım için bu kadar önemli bir kararda dinlemem gereken çok insan vardı. Bizi yetiştiren anneanem, bizlere evini açan amcam, İstanbul’da ikinci ailem olan akrabalarım derken karar verme süreci benim fikrimden oldukça uzaklaştı ve ben tıp fakültesine yerleştim. Hem de Gaziantep’te. Daha önce hiç gitmediğim bir şehirde… 

 

İşte bu sonuç benim tüm hayatımı ve ideallerimi yerleştirdiğim zemini alt üst etti. Yılların planı ile kurduğum o kumdan kaleler bir rüzgarla yerle bir olunca uzun süre artık kim olmak istediğimi sorguladım. Üniversite, bölüm olmadan; tüm şapkalarımı çıkardıktan ve tüm sıfatlardan soyutlandıktan sonra kalan ben yani.. O kız kimdi? 

 

İşte uzun bir süre bu sorunun cevabını aradım. İyi bir insan olmak istiyordum. Elimde olan tek kesin şey buydu. Lisede deneyimlediğim her şeyi tekrar düşündüm. Bana en çok yaşadığımı hissettiren şey neydi? İnsanlara iyi gelebilmekti sanırım. Birinin yüzündeki gülümsemenin sebebi, bugün birinin çıkmayan sesi olabilmek. Dert edinebilmek ne büyük lütuf gelmişti. Az buz demeden elimi taşın altına koyabilmek. Bunlar yakanızın rengi fark etmeksizin yapabileceğiniz şeyler. İşte şimdi rüzgar beni hangi yöne çekerse çeksin şaşmayacak bir pusulam vardı. 

 

Bu arada süreçte bölümümü çok sevdim. İnsana dair bir şeyler öğrenmek ve insan yaşamına bu kadar yakın olmak beni “ben hastalarıma iyi geleceğim, birilerinin yaşamına gerçekten dokunabileceğim” konusunda oldukça besledi. Hiç beklemediğim bir yere bırakılmışsam bile yerimi çok sevdim. Antep’te okumaya gelince de… Ben çok iyi insanlarla denk geldim. Herkes iyi değildi tabii. Hatta size ilk üniversite arkadaşlarımla  yaşadığım çatışma ve sonrasında yaşadığım yalın halimi anlatmak için yazdığım şiirden bir alıntı bırakacağım: 

 

(…)

 

Baktım, uzun süre kuru kalmış topraklarım

Kaynak bulamamış kök salmalarım

Büzüşmüş, elini ayağını çekmiş 

Bağlarım, bağlanmalarım, dostlarım…

 

Yeni bir ev lazım şimdi bana 

Suya yakın, cıvıl cıvıl, yemyeşil 

Yaşadığımı hissettiğim bir yuva yapmaya 

Bolca kuru odun var nasılsa yanımda. 

 

Burası tanıdık evet, belki daha konforlu

Ama bu ormanda kahveleşiyor yeşillerim

O zaman yalnız bırakılmaktan ziyade, 

yalın olmaktır tercihim. 

 

Bırak aksın gözlerinden içindeki duygular 

Belki nicelerine can suyu olur yaşadığın hüzünler 

Kapattığın kapıların ardında 

Yine selamlar seni yeni topraklar. 

Yeni arkadaşlıklar, yeni hikayeler, yepyeni maceralar “

 

Yazmak benim için hep güvenli bir liman oldu. Duygularıma kulak verebildiğim ve yaşanmışlığa anlam kazandırabildiğim bir alandı. Aşamadıklarımı hep işlemeye çalıştım. Negatif veya pozitif her an’ımın kıymetini bilerek yaşamaya değer olduğunu  kendime hatırlatmak için dönüp bakabileceğim satırlar bulabildim bu sayede. 

 

Şimdi 20 yaşındayım, Gaziantep’teyim. Okulumu okurken bana iyi gelen hobilerime devam ediyorum. Yaşadığım yeri, birlikte olduğum insanları, yaptığım işleri seviyorum. İnsanı sevdiğimden kaynaklı. Ben iyi bir insan olmak için her gün arpa boyu da olsa adımlar atmaya devam ettikçe ve sizler gibiler ile denk geldikçe umut hep var olacak. Bunu biliyorum. İşte tam da bu sebeple de gönlümü ferah tutup her tökezlediğimle hayatla barışmayı seçiyorum. 

 

Bize verilen hem bir ödül hem de bir zorunluluk olan yaşama olgusunda herkesi önemsemeye, kimseyi incitmeden var olmaya devam ederken var olduğum bu süre boyunca alabildiğine keyif duymaya devam edeceğim. En büyük gayem bu. O çocuksu heyecanımı kaybetmeden her kıyafete dokunarak geçecek, limonlu dondurmayı her denediğimde yüzümü ekşitecek, düştüğümde hüngür hüngür ağlayacağım. 

 



Paylaşmak Güzeldir:

Arife Vildan Bakar
Arife Vildan Bakar
Gaziantep Üniversitesinde tıp öğrencisi. Darüşşafaka'da Carpe Diem Dergisi ile başlayan yolculuğu onu Zümrüdüanka Dergisi GYY'ne getirdi. Aktif olarak "Nen nasıl bir insan olmak istiyorum?" sorusuna cevap arıyor. Bu sebeple dans ediyor, yazıyor, keman çalıyor ve daha birçok şey deniyor. Tüm bunları yaparken hayat enerjisini kaybetmemeye ve çevresindekilere iyi gelmeye çalışıyor. Aşamadıklarını işleyerek üretmeyi seviyor.