Nadim
Aralık 3, 2025
An
Ocak 3, 2026

Yeniliğin İhtiyacı yahut Süregelmişlik

Varolma, gelecek zaman içindeki geçmiş zamandır.
Zaman Kavramı – ArIstoteles; AugustInus; HeIdegger

Herkese kutlu olsun! Uzun zamandır misafir olmuyordum sevdiğim dergilere. Şimdi en sevdiklerimden birinde, biraz can sıkmak ya da yeni yılın ilk zamanlarını boş yere sorgulamak için uğramış oldum. Beklentilerini bilmediğim için ne vaat edeceğime dair hazırlık yapmadım. Seni tanımadığım için de oldukça özgür olmayı umuyorum çünkü bana karşı düşündüklerinden tek sorumlu olan sensin. Ben var mıyım onu dahi bilmiyorum ki. – komik mi?-

Bu yazıyla yeni olan herhangi bir şeye adım atacak olmanın getirdiği yük oldukça fazla. Yukarıdaki girişin sebebi de bu, kusura bakma. Ne seni ne de bir başkasını gücendirmek niyetinde olmasam da kendime yüklediğim tüm sorumluluklar ve beklentiler beni her yerde açıklama yapmaya itiyor. Burası, sözde özgür olunacak alanda da durum farklı değil. Zihnimdekilere açıklamaya bu kadar uzun bir giriş yapmam da bundan. Yazacağım şeyleri uzun zamandır sorgulayıp düşünsem de kendimle yalnız tüm cümlelerimin bende bıraktığı etkiyi senin okuyacağın bu e-ortama aktarmak oldukça güç. Yaşadıklarımız, sorgulamalarımız ve tedirginliklerimiz benzer olsa da. -hiç sanmam.-

Felsefe okuması kavramına dahi alıştığımdan emin değilken aklıma gelen her sorgulamada geçirdiğim saatler beni daha da anlamsız ve tedirgin hissettiriyor. Bu durumdan beri de bir filozofun aklına takılan konularda tedirgin olup olmadığı; daha doğrusu filozof olmanın tedirginlikten gelip gelmediğini daha çok düşünmeye başladım. Her neyse, bu konuyu da araya sıkıştırmaya çalışırsam konuya girmem bir sonraki yıla uzanabilir. Ve henüz başlamış bir senenin vazgeçişi için pek de makul bir sebep olmayacak. Tüm bu sorgulama ve zihin akışı içerisinde hem mitolojik hem de dini konular üzerinden yeni yıl kavramına ne kadar hakim olup olmadığımı düşünmeye başladım. Çünkü zaman için kurduğum tüm fikirler, çabalarım, anlama gayretim bile tam oturmamışken zamanı yenileyerek bize umut pompalayan yılbaşı ritüelinin ne kadar samimi olduğuna daha da şüphe duymaya başladım.

Bireyin kendisiyle kurduğu hemen hemen tüm ilişkilerin hem fiziksel hem ruhsal olarak bu kadar sorunlu olduğu bir dönemde -ki en iyi dönemi diyebiliriz- yılbaşının bize hatırlatması gereken en önemli şeyin zaman olduğunu sürekli unutuyoruz sanırım. -ya da sadece sen.- Yıl sonu sadece şirketlerde, kurumlarda bilançoyu ortaya koymak için kullanılırken; yılbaşı. kavramı hep yenilik ve planlama masasında kendine yer buluyor. Üstelik bilançolar henüz hazır değilken, yenisi için hazır olduğumuzu zannederek daha da büyük bir bilançoya doğru hunharca adım atıyoruz. Zamana olan inancımızın kendimize olan inançtan sürekli daha fazla oluşuyla pek de fazla ilgilenmiyoruz. Bize iyi gelen şeyin yaptıklarımız, ürettiklerimiz, hatalarımız, denemelerimiz olduğu gerçeği yerine sürekli sözde daha iyi olan yeniler üzerine bir benlik inşası içindeyiz. -son birkaç yılın kısaca.- Peki çözümü var mı? İnsan kendisinden emin olmadığı ömrü içerisinde geçmişinden gerçekten dersler çıkarabilir mi? Ya da yeni diye adlandırdığı her kavramın o günkü şartlarının daha iyi olduğunu umduğu ama bunun için pek de adım atmadığı versiyonları olduğunu anlayabilir mi? -sen kahin misin?-

Alıntının bıraktığı etki beni uzun zamandır tetikliyor. Hem anlamlandırdığım versiyonlarına kendimce anlamsızlık yükleyerek hem de anladığım hallerinin pek de umutlu olmayışından. İnsanın kurtuluş olarak gördüğü gelecek ile kurduğu bağın bugünden başladığını anlaması için uzun bir geçmiş ile güçlenmesi, üzerine düşünmesi, koşturmacadan farksız olan yaşamı içinde bir süre kuyuda kalması gerekiyor. Gündelik büyüme ve gün başı kavramları ne kadar uzak olursa o kadar gelecekle olan bağından kayıp yaşayacağı bir evreye adım atmış oluyor. Neye anlam yüklersek ondan etkilendiğimiz, kendimizi onlarla var ettiğimiz düzende ne denli güne, o anki eylem ya da eylemsizliğimize anlam yükleme gayretindeyiz? Sorularla bunaltan kötü bir metin yazarı olmak değil niyetim ama kendime sorduğum soruların cevaplarına ulaşana kadar sana da biraz iş düşüyor sevgili okur. -lütfettin.- Geleceğimin geçmişimle müsemma olmasına üzülür müyüm? sorusuna verebileceğim yanıt hayır olsa da bundan sonrasında yaşayacağımı umduğum gelecek için ne kadar uğraşıyorum demekten de kendimi alamıyorum. Üstelik ne kadar başarmış, atlatmış, öğrenmiş olursam olayım. -hiç.-

Kara kışın ortasında nihayet gördüm ki içimde yenilmez bir yaz var.
Yabancı – Albert Camus

Pek çok inanışta toplumun yeni yılla olan bağı temizlik ve arınma olsa da güncel toplumlar için umuttan öteye gidemiyor. Dünyanın son döneminde yaşadığı değişim ve hızın getirileri ile insanların farkındalığı düşmüş olsa da tüm bu getirilerle birlikte kendisine ayırdığı total zamanın artmış olması onun gelişiminde ne kadar etkili oldukça belirsiz. Toplum olarak hareket etmekten bireyin farkındalığına geçişin günden güne artışı beraber üretme, eğlenme, üzülme isteğimizi de köreltmiş gibi görünüyor. Yeni yıla toplum-lar olarak yüklediğimiz anlamlar her geçen yıl biraz daha olumsuza döndü. Toplumu değil ama çoğunluğun tepkisini yönlendiren tüm paylaşım, içerik ve yapımlarda geçen yılın ne kadar zarar verdiği, tükettiği, savaşlara, kıtlığa, ekonomik sorunlara yol açtığı konuşulurken bunu ölçmeyi başaranların tüm bu sorunları ortaya koyan insanlıktan çok da söz etmemesi nefretle yönetilen bir geçen yıl algısı oturtmaya başladı. Son birkaç yılımızdan hangisini kendi deneyimlerimizin güzelliği ve kalitesi ile hatırlıyoruz mesela. Ya da yılın son birkaç gününde önümüze düşen negatif içeriklere kadar aklımızda neler kalmıştı? Yeni yıla girerken yüzleşmekten korktuğumuz her an, hata ya da başarısızlıkların yeni yıla taşınması kadar doğal ne var? -üç soru sıfır cevap.. tşk.-

Umut kavramının gerçekliğin ve kendimizle yüzleşme isteğimizin önüne geçtiği anlarda ne kadar faydalı olduğu bence oldukça bulanık. Kişinin umutlu olması için kendisiyle kurduğu bağ ve çevresine olan inancının belli seviyelerde olması; geleceğine karşı duyduğu inanç için eylemde olduğunu bilmesi ve her güne bu eylemli umudu sürdürmesi gerekli. Yazın geleceğini bilmek ile ona ne olursa olsun ulaşacağını düşünmek arasındaki fark o kış gecesini çok daha soğuk ve çekilmez hale getirebilir. Yarını yaşamak için motivasyon arayışına kadar yarın ne yapacağımıza hakim olmamızın yeterli olacağını keşfetmek; bu noktaya gelene kadar da yarınki planımızı hangi önceliklerimize göre belirlediğimizi ve sanırım en önemlisi de önceliklerimizin neye, kime, nasıl hizmet ettiğini cevaplanırmamız gerekli. Kişinin aslında yeni bir güne başlaması için bile kendisini hazırlaması oldukça uzun ve yorucu bir süreçken önceliğini yıllara göre belirlemesi büyük bir engel olarak beliriyor. Bizi fiziksel ve zihinsel olarak besleyen ve oluşturan hem iç hem dış etkenlere olan duyarsızlığımız bir yılı oluşturan saat, gün, hafta, ay kavramlarına karşı daha da uzaklaştırmış görünüyor.

Elbette büyük büyük konuşup yol çizmek oldukça kolay; insan en çok hayalinde hazırlanırken rahattır sonuçta. Ama söylediğimiz ve yazdığımız her şeye olan sorumluluğumuza biraz daha saygımız olduğu düşüncesindeyim. -umarım.- Kendime karşı kurduğum cümleleri sürekli törpülerken içimdeki sesin daha da acımasız oluşuna karşı kurduğum düzenek bu büyük yollara bağlı. İnsanın umudunu sürdürüyor oluşu yaşam için yeterli bir sebep yoksa. Bunun için ufak bir gülümseme, kendisine iyi gelen bir söz, destek yeterli üstelik. Fakat buhranın içinde olduğunu bilmeden umutlanmak sonrasında büyük düşüşlerin de habercisi, sadece bunu unutturmama gayreti benimkisi. -saağol.-

Toplumsal olarak hareket etmenin getirdiği eylemsizlik ve düşünmeye ihtiyaç duymama toplumlar, inanışlar boyunca umudu çok dar ve sıkışık bir alanda tutmuş. Tüm inançlıların aynı uğurda gülmesi, mutlu olması, eğlenmesi ve tüm bu sebeplerin yaşamı için yeterli olduğuna inanması aslında gerçekten yetmiş. Hem de uzunca bir süre. Hatta halen yetiyor da kimileri için. Fakat inançtan uzağa giden bireyin tutunacağı tek nokta kendisi oluyor. Dün henüz eleştirdiği hatta belki bir süre nefret ettiği kendisi. Var olmayana duyulan inanç bu yüzden gelecek için daha mükemmel bir umut kaynağı. Eksikliğini gördüğümüz hemen her şeyden çok hızlı vazgeçebilirken kendi eksikliğimize olan sabrımız bu yılın anahtarı olabilir. – herhangi bir yılın ya da.-

Geçen yılın kelimeleri geçen yılın diline aittir. Gelecek yılın kelimeleri ise başka bir sesi bekler. Ve bir son yapmak, aslında bir başlangıç yapmaktır. Little Gidding – T. S. Elliot

Alıntıya birkaç parçaya bölerek değerlendirmek istiyorum. -so?- İlk bölümde benim için sorun olan noktaya gelmeden önce sonun keyfini biraz sürelim.

Tüm bu alıntıda olumlu bağlarla dizilen kelimeleri, besleyici unsurları görsem de sürekli yaptığım gibi rahatsız eden ve niyetini çok iyi bilsem de sırf biraz şeytanın avukatı olmak adına takıldığım yerler oluyor. Sonun başlangıç kabulü için ihtiyaç bir son oluşu. Bunu herhangi bir ikili ilişki, iş akdi, öğrencilik için ifade edebilir ve gerçek bir sondan bahsedebiliriz. Ve tüm bu sonların da her zaman için getirisi daha iyi olmasa da yeni üzerine kurulu oluyor. Ki insan yeniyle olan ilişkisini her zaman sağlıklı tutabilmiş bir ırk. Yeni fikirler pek nasiplenmemiş olsa da toplu kabuller ile birlikte aslında her yeni insanlığı daha modern bir noktaya getirdi. Bu kadar makro ölçekten insana nasıl etkilediğine dönmek zor olsa da yine genellikle yeni bir ortam ve adımın getirisi bireyin kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkiye bağlı olarak olumlu ilerlemeye daha açık. Sosyal bir varlığın sürekli aynı çemberde dönmek yerine yeniliği denemesi onun deneyimi açısından iyiye götürmeye zaten daha da yakın.

Ama asıl sorun bu “yeni” kavramının çok hızlı şekilde bir ihtiyaç haline dönmesi. Deneyimlerimiz, iletişimimiz, çabamız tamamlanmadan sürekli yeniye olan hayranlık ve hatta açlık hali bir yaşam filminden çok fragmanlardan oluşan bir seçki haline geliyor. Elbette bunun enerjisi, keyfini yadsımamak gerekli böyle ifade edildiğinde. Fakat kişinin öğretilerle kurduğu bağ yeni olanları hayatına almasıyla aslında sonlanıyor. Alan açtığı öğrenme alanı yerine sürekli deneyimin ve açlığın akıntısı ile sürüklenen, kendisinin değil de gördüklerinin rengini üzerinde görmek isteyen, kendiyle olan iletişimini sürekli öteleyen bir yavru kuş haline geliyor. Yaşam için kısır ve kısıtlı bir alan düşü yapmaya çalışmıyorum; hani sürekli yaptıklarımızla baş başa kalıp sorgulayalım, dersler çıkaralım, doğrusuna ulaşalım gibi bir çaba değil benimkisi. Yalnızca kişinin kendiyle olan iletişimi bu denli azaldıkça ve bireysel inancı toplumdaki başka bireylerin kimi gerçekleşmiş kimi yalandan ibaret olan inançlarıyla yarışır hale geldikçe içinden çıkılması zaman alacak bir noktaya gelmesi kolaylaşabilir. Yeniyle aldığımız yaşama hissini gerçekleştiren şey o “yeniyi” bizim yapıyor oluşumuz mu yoksa “bizim” yapıyor oluşumuz mu? -soruyla biten bir paragraf daha..-

“Gelecek yılın kelimeleri ise başka bir sesi bekler.” Alıntının bu bölümü benim adıma en besleyici taraf oldu. Yeni değil başka kavramı ile doldurulması sanırım biraz içimi de rahatlattığı için çok daha çabuk benimseyebildim. Bir de”kelimeler” mi yoksa “başka ses” mi olacağımız belirtilmemiş. Bu daha da çekici kısmı. İnsanın değişimine açık çek veriyor; ister yeni kelimeleri başkasıyla-başka ortamda dinle, istersen yeni kelimelere can veren ses ol. Değişimin her fırsatta mümkünlüğüne dair oluşu bu denli etkiledi. Çünkü değişen kişi fiziksel olarak, geçmiş olarak, başarı-başarısızlık, yapamadıkları noktasında aynı kişi. Geleceğe karşı alınabilecek en doğru cepheyi alarak değişimi tercih edebilen yerde. Her kelime yüklediğimiz anlamlar ile güçlenir elbette ama değişim ve yeni bu bölümde çok daha net ayrışmış gibi hissettiriyor. Değişimin tüm düşünce, eylem, adım atma ve yorumlama gücüne karşılık yeninin daha çabuk ulaşılabilirliği yenilgiye daha yakın. Fakat aynı ölçüde yorucu olduklarından yeni halen daha “ulaşılabilir” bir tatmin aracı.

Yaptığın veya yapacağını hayal ettiğin her ne varsa, şimdi başla. Cesarette her zaman güç ve sihir vardır.
Johann Wolfgang von Goethe

Güne başlarken kullandığımız ilk cümleden o cümlenin saatine kadar her şey bir değişimin parçası olabilir. Yeniyle olan ilişkimiz, değişime karşı gözümüzün korkusu, bugünü yarından kuramayacağımız gerçeğiyle ufak bir çember kurabiliriz kendimize. İnsanlar inanmış, nefret etmiş, ağaç süslemiş, süs bozmuş ve birbirinin hayatını mahvetmiş olabilir. Sen de bir insansın ve süsleyeceğin ağacı bozacak kişi yine sen olabilirsin. Ya da sürekli büyüyen ve süslenecek yeni dalları uzayan bir ağaç.

Çok metaforik ve sıkıcı bir son ile karşı karşıya bıraktım, kusura bakma. Sevmem böyle umut besleyen, aforizma kasan kafaları. Ama bazen yeni bir dal uzatabilmek de lazım.

Evet yine yaptım. Çünkü bir sona hazırlıklı değildim. Kendimle olan konuşmalarım gibi kapı çalacak ya da telefon, aklıma henüz yapmadığım bir görevim gelecek ya da uykumdan uyanacağım diye düşünmüştüm. Ve tüm bunlar olurken de düşüncelerimin kimseye ulaşamayacağını. Fakat bugün bir değişiklik yapıldı, parçası olduğun için teşekkürler.



Paylaşmak Güzeldir:

Mehmet Antep
Mehmet Antep
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okusa da; hayatında sanatın siyasete yenik düşmemesi için fotoğraf, şiir, sinema ve tiyatro ile ilgileniyor. Spor yayıncılığına bir şekilde başladığı dönemde, hayatını bu şekilde idame edeceğini planlamıyordu. Fotoğraf-edebiyat ilişkisinin gücüne inanmakta ve bunun için sanatsal içerikler sunma çabasında. Yaşamın kısa hayallerin uzun soluklu olmasından dolayı fazla köşeli, yıldız olmak için çokça topraktan.