2025 Günlüğüm: Enler, Anılar ve Başarısızlıklar
Ocak 3, 2026
Ulaşmak Yetmedi.
Şubat 3, 2026

Şefkat Tokadı

Derin bir iç çekti. Sağ eliyle kapı kolunu sıkıca kavramış, yaklaşık beş dakikadır sabit bir şekilde orada duruyordu. Aylar süren ikna sürecinin ardından bugün burada bir fırsatı vardı. Bir şeyleri düzeltebilirdi. Artık hissettiği suçluluğu ve pişmanlığı kalbinden def edebilirdi. Elbette hayat, öğretilerle doluydu. Devam etmeyi bilmeliydi. Fakat bazen geçmişin kendisine de dokunmak gerekmez miydi? En azından bugüne gelmesini sağlayan motivasyon bununla alakalıydı. Çünkü bugün, geçmişi değiştirmeliydi.

Kavradığı kolu çevirip kapıyı hiddetle itti. Karşısında, sinek kaydı tıraşıyla, açılan kapıya doğru bakan bir adam vardı. Kapıdan yüksek bir ses çıkmış olacak ki, “Biraz sakin!” dercesine mimikleriyle tepki gösteriyordu. Adamın altında kumaş pantolon, üzerinde ütülü gömleği ve boynunda binada çalıştığını belli eden bir görevli kartı vardı. Kendisine doğru yaklaştı. Yüz ifadesi yeniden bir amaca odaklanmış gibi gözüküyordu.

“Hazır mısın?” diye sordu.

Kemal, “Hazırım amca!” dedi.

İkisi birlikte binanın içlerine doğru ihtiyatlı bir şekilde yürümeye başladılar. Adımları kararlı bir tempoyla ilerliyordu. Kemal, heyecanla birlikte inanılmaz bir gerginlik hissediyordu. Her şeye rağmen kararlıydı. Bugün geçmişi değiştirecekti. Aylardır bu konuda düşünüyor ve amcasının ayarladığı eğitimleri alıyordu. “Hazırım” demişti ve hazır da olmalıydı. Amcasının kendisine söylediği anahtar bilgileri aklında tekrar edip duruyordu.

“Kemal, zaman yolculuğunun şakası yoktur. Bugünden devam edemeyeceğini bil. Geçmişteki benliğin, yeni bir gelecek versiyonuna doğru yola çıkacak.”

“Kemal, eğer seni etkileyecek hiçbir şey yapmazsan geçmişteki benliğin halen şu anki gelecek benliğine doğru yol alabilir. Ancak geri döndüğünde geçmişi hatırlayamazsın.”

“Kemal, geçmiş benliğinle görüşmek son derece risklidir. Şoka girmemek ve benliğinin travmatize olmadan devam edebilmesi için çok şiddetli bir uyaran bulmalısın.”

“Kemal, bu anlattıklarımın hepsi biraz teorik. Emin misin oğlum?”

Evet, emindi. Ya bu suçluluk hissinden bir gün uyanamaz olacaktı. Ya da pişmanlık hissiyle ömrünü kısaltan alışkanlıkların kölesi olmaya devam edecekti. Yaklaşık on yılın ardından artık böyle yaşamak istemiyordu. Aklından, “İşler nasıl buraya geldi?” diye çok sık soruyordu. Cevap ise her gün değişiyordu. Yıllar öncesinde yaptıklarının sonucunda kaybettiği aşkının acısını neden aşamıyordu? Bir gün, “Kalbimde kocaman bir sevgi var.” diyordu. Bir diğer gün ise, “Bence kafadan takıntılıyım çünkü bu kadar zaman sonra halen böyle hissetmem normal değil.” diyordu. En sonunda nedenleri sorgulamayı bıraktı. Olduğu hali kabullendi ve harekete geçmeye karar verdi. Kemal, amcasına ulaştı. Başta, “Asla olmaz.” dedi amcası. Sonra Kemal’in ısrarları yıllarca durmayınca, “Acaba başka bir yol mu düşünsek?” diye çözümler aradı. Ne yaparsa yapsın Kemal’i düşüncesinden vazgeçiremedi. Çalıştığı laboratuvarda bulunan ve henüz sonuçlarından emin olamadıkları cihazı kullanmayı kabul etti. Amcalık samimiyetiyle yeğenine, yıllardır üzerinde çalıştıkları bu cihazdan bahsettiği için çok suçlu hissediyordu. Daha devlet yetkilileriyle bile cihazın potansiyelini paylaşmaktan çekinirken nasıl olmuştu da yeğenine anlatma gafletine düşmüştü? Bir şekilde kader ağlarını örmüştü. Halbuki sadece, gözünün önünde üzüntüden eriyen yeğeninin dikkatini çekebilmek istemişti. Sonuçta teorik fiziğe dair deneylerden bahsetmek başına ne kadar bela olabilirdi ki? Yeğeninin direkt olarak deneye katılmayı istemesi dışında…

Sonunda bir odanın önüne geldiler. Önce Kemal’in amcası içeri girdi. Kısa bir sürenin ardından kapıyı açıp Kemal’e de içeri girmesini işaret etti. Girdikleri yer kocaman boş bir odaydı. Sadece odanın ortasında bir masa ve üzerinde de bir hesap makinesi bulunuyordu. Duvarlar biraz tuhaf görünüyordu. Sanki tuğla duvar değil de jelatinden yapılma bir yüzey gibi duruyorlardı. Kemal merakla duvara yaklaştı ve yavaşça elini uzattı. Aniden amcası arkadan bağırdı, “Sakın dokunma! Duvarlar elektromanyetik panellerden yapılma. Hatta Kemal, sana bir şey diyeyim. Hiçbir şeye dokunma ve sadece ayakta beni bekle.” 

Kemal, odanın yüksek sıcaklığından olsa gerek terlemeye başlamıştı. O sırada amcası odanın çeşitli noktalarına gidiyor ve zemindeki panelleri açıp çeşitli aksamları kontrol ediyordu. Yaklaşık altmış yaşında olmalıydı. Bu yaşına kadar hiç evlenmemiş ve tek kardeşinin tek oğlunu kendi evladı gibi sevmişti. O yüzden amcası onun için baba yarısıydı. Ona ve zekasına güveniyordu. Bir yandan ise böylesine riskli bir konuda kendisine yardım etmeye ikna olmuş olmasına inanamıyordu. Şimdiye kadar amcası açısından olayları hiç düşünmediğini fark etti. 

“Amca.” dedi Kemal sesini çocuksu bir yerden yumuşatarak.

“Ne oldu?” dedi amcası.

“Neden bana yardım ediyorsun?” diye sordu.

Amcası önce sakince güldü. Sonra açıklamaya başladı, “Hergeleye bak. Yıllardır yavaş yavaş gözümün önünde kendini yok etmeye çalışmamış gibi şimdi gelmiş bana neden diyor. Çünkü seni anlıyorum oğlum. Yaşadığın duyguyu da acıyı da biliyorum ama maalesef benim kadar akıllı değilsin. Kalbin geçmişte yaşamaya devam ediyor.” Bir yandan da aksamları kontrol etmeye devam ediyordu. “O yüzden ikna oldum; yavaş yavaş yok olacağına, bugün tek seferde ya mutlu ol ya da yok ol. Artık seni böyle görmeye sabrım kalmadı. Ne olacaksa olsun artık.” diye ekledi.

“Peki amca…” diye bir soruya daha yeltendi.

“Ne var Kemal? Şu an oldukça gerginim lütfen beni yorma.” dedi amcası ama aslında çok üzgün hissediyordu. Gözleri neredeyse dolacaktı. Yeğenine kötü bir şey olmasından korkuyordu. Bu korkusuna rağmen dikkatle kontrollerini tamamlamaya çalışıyordu. Artık duramayacaklarını kabul etmişti.

“Peki ben geçmişe gidersem. Yani gidebilirsem ve bir şeyleri değiştirmeyi de başarırsam. Sana ne olacak?” dedi Kemal kaygılı bir tonla.

“Muhtemelen başka bir ben olacağım. Bak Kemal, bu cihazın çalışma prensipleri gibi bu tür konuları da öylece anlatıp, anlamanı sağlayamayacağım için yeterince sana izah edemem. Eğitimler kadarını bil. Anahtar bilgileri hatırla. Özellikle şiddetli bir uyaran bulmayı unutma. Bu kadar yeterli.” dedi ve kontrollerini tamamladı. Odanın merkezindeki hesap makinesine doğru ilerledi. Cihazı biraz inceleyip, “Çalışıyor, hazırız.” dedi. Kemal’e, “Yanıma gel.” deyip hesap makinesini gösterdi. “Bak oğlum, bu cihaz seni istediğin tarihe götürecek. En azından teoride öyle ve şimdiye kadarki deneylerde de öyle çalıştığını varsayıyoruz. Ancak henüz deneyimlerimizde, geçmişi unutmadan buraya geri gelmeyi çözemediğimiz için, cihaz başarılı çalışıyor mu çalışmıyor mu anlayamıyoruz. Yani sen başarılı olsan da olmasan da ben seni hesap makinesinde sadece bir işlem yapmış gibi göreceğim. Ancak sen, muhtemelen bir baş ağrısı hissedeceksin ve odada sadece ölçüm aletlerinin fark edebileceği bir manyetik dalgalanma olacak. İşte bu da bizim kanıtlarımız. Daha doğrusu geçmişe gidilebildiğine dair varsayımımız.”

“Tamam.” dedi Kemal. Gözleriyle hesap makinesine kitlenmişti. Her şeyin bu kadar düz gözükmesini kafasında oturtamıyordu. “Nasıl çalıştıracağım?” diye sordu. Amcası gözleriyle “Emin misin?” diye bakıyordu ama ağzından sadece talimatlar döküldü, “Basit bir çıkarma işlemi yapacaksın. Bugünün tarihini girip geriye gitmek istediğin gün sayısını ondan çıkartacaksın. Ardından sonucu orada kalmak istediğin dakika sayısı ile çarpacaksın. Fakat şunu unutma, en fazla 3 dakika ile çarpabilirsin. Daha fazlasını denediğimizde ne baş ağrısı gözlemledik ne de manyetik bir dalga ölçümü gerçekleştirebildik. Anladın mı?”

“Galiba.” dedi Kemal ve özetledi, “Bugünün tarihi eksi geriye gitmek istediğim süre eşittir sonucu al üçle çarp. Tamam. Tamam tamam hazırım. Hazırım. Hadi amca.” Doğru anlamıştı. Amcası işlemi yapmasına dair son bir bilgi verdi ve odadan çıktı. Kemal, hesaplamalarını yapmıştı. Önce bugünün tarihini girdi. 2030 yılı Ocak ayının ilk günündeydiler ve laboratuvar, tatil nedeniyle oldukça boştu. Ardından daha önce hesapladığı geriye dönüş gün sayısını girdi. Tam 3478 gün. Artık yıllar ve saat farkı da düşünüldüğünde, tam aynı saate gitmek için yaklaşık 2 dakika sonra işlemi tamamlaması gerekiyordu. Saniyeleri tek tek saymaya başladı. Bir yandan da kol saatini takip ediyordu. Zamanı geldiğinde işlemi tamamlamak için eşittir tuşuna bastı ve sonucu 3 ile çarptı.

Geçmişteki o gün.

Güneş batalı çok olmamıştı. Hava hala kararmaya devam ediyordu. Kemal, çevresine baktı. Bir sokağın kenarında ayakta dikilmiş karşıya bakıyordu. Çevrede yürüyen insanların bazıları yüzlerine maske takıyordu. Nerede olduğunu anlamak için birkaç dükkanın tabelasını hızlıca okumaya çalıştı. Doğru yerdeydi. Kendine yani genç haline de yakın bir yerde olmalıydı. İnsanları süzmeye başlayacaktı ki kendisini gördü. Tek başına yürüyor ve arkadaşlarının yanına dönüyordu. “Başardım!” diye bağırdı bir anda. Ardından çevresindekilerin bakışını umursamadan kendisine doğru koşar adımlarla ilerlemeye başladı. Çok fazla vakti yoktu. Hızlıca genç halini bir köşeye çekip söyleceklerini aktarmalıydı. Yıllardır düşündüğü o cümleler sonunda adresine teslim olabilecekti. 

Genç Kemal’in sol kolunu yakalamasıyla hemen oracıktaki ara sokağa savurması bir oldu. Yıllardır bu anı bekliyordu. Tüm o suçluluk ve pişmanlık hissi… Bunun bedelini ödemesi gerekiyordu. Genç halinin, “Ne oluyor birader?!” demesine izin vermeden Kemal, okkalı bir tokadı genç haline yapıştırıverdi. Öylesine sertti ki bu tokat, genç hali göz açıp kapayana kadar yere kapaklanmıştı. Uykusuz geceleri, döktüğü gözyaşları ve hissettiği tüm ıstırabı yüklemek istercesine yapıştırmıştı tokadı. Amcasının, “Güçlü bir uyaran bulmalısın.” tavsiyesini bu şekilde çözmeye karar vermişti. Ancak yetmemişti. Yerdeki haline tekmeler atmak ve onu ölesiye dövmek istiyordu. “Keşke biraz daha zamanım olsaydı.” diye düşündü. Zamanı azalıyordu. Genç hali hafifçe kafasını yukarı doğrulttu. Burnu kanıyor ve yüzünde kızarıklık şeklinde tokat izi ortaya çıkmaya başlamıştı bile. Genç hali konuşamıyordu çünkü ne yaşadığını anlayamamıştı. 

Daha fazla zaman kaybetmeden genç haline konuşmaya başladı, “Kemal, bu dediklerime şu an inanmak zorunda değilsin. Ancak biliyorum ki inanacaksın. Beni, aldığın salakça kararların sonucu olarak görebilir ve kabul edebilirsin. Sen de benim için nefret ettiğim ama aynı zamanda kaybolduğunu bildiğim bir gençsin. Şimdi kulaklarını aç ve beni dinle. Dinleyeceklerin, sevdiğin kadın Asya hakkında.”

Genç Kemal’in aniden gözleri açılmıştı. Ne olduğunu idrak edemiyordu. Kendisine benzeyen bu kaba saba adam kimdi? Asya’yı nereden biliyordu? Bu tokat, neyin nesiydi? Yanağı zonkluyordu. Asya’nın adını duyunca konuşmak istedi ama dudaklarını hareket ettiremedi. Sadece adamı izliyordu. Adam konuşmaya devam etti.

“Kemal, onu kontrol etmeye çalışma. Ne kadar sevdiğini kabul et ve eşlik etmeyi bil. Çünkü sevgi tanıklığın sanatıdır. Lütfen sanatçı olma hayaline bunu monte et!”

Ne demişti adam? Sanatçı olma hayaline sevdiğini tanık etmek mi? Sevdiğini kabul edip buna tanık olmak demişti galiba. Hala aklını toplamaya çalışıyordu.

“Bazı yaralar iyileşmez ama seni olman gereken insana dönüştürür. Odada bir fil var düşüncesiyle her şeyi hemen çözmeye çalışma. Bu kibirden sıyrıl ve onunla büyü!”

Adam giderek daha sesli bir şekilde konuşuyordu. Sanki kendisini azarlıyordu. Büyük büyük cümlelerle ara bir sokağın ortasında birisi kendisine nutuk çekiyordu. Nefesini toplamayı başardı. Ancak araya giremeden adam konuşmasını sürdürdü.

“Kendini affetmeyi öğren. Yoksa sevdiğin kadının ölümüne sebep olacaksın. Suçlu hissederek boğulacağına veya af bekleyerek zehirleneceğine; kendine merhamet et. Şefkatinle arın, dönüş ve yeniden başla. Unutma. Sevmeyi sen de hak ediyorsun!”

Hak mı ediyordu? Sevdiği kadının ölümüne sebep olacak olması da neyin nesiydi. Birden Asya’yı düşündü. Yoksa bu adam ona da bir şey mi yapmış olabilir miydi?

Adam son kez konuştu, “Git ve ona sarıl. Düşünmeden duygularını ifade et. Onunla bir gelecek inşa et.” ve arkasını dönüp koşarak uzaklaştı. Kemal, yerde kanayan burnunu tutuyor ve ne yaşadığını idrak etmeye çalışıyordu. Ayağa kalkıp sokağa çıktığında çevrede birilerini göremedi. Sanki yer yarılmıştı da az önceki adam içine girip yok olmuştu. Önce polisi aramayı düşündü. Sonra ne anlatacağını bilemedi. “Bizimkilerin yanına döneyim de beraber karar veririz.” diye düşündü. Arkadaşlarının yanına doğru yürümeye başladı.

Kemal, Asya’nın yanına gittiğinde yaşadıklarını anlatmaya çalıştı.

Asya, kanayan burnu için endişelenmekten Kemal’in ne anlattığını dinleyemedi.

Kemal, sonradan yaşadıklarını daha net hatırlasa da bir daha olduğu gibi anlatmaya cesaret edemedi.

Duyduğu o nutuk tadındaki nasihatler sürekli zihninde yer etti.

Kendini daha az suçladı. Daha az sorunlara takıldı. Ve hiçbir şeyi kontrol etmemeye özen gösterdi.

Bir başka gelecek mümkün olmuştu.

Kemal ve Asya ilerleyen yıllarda, bu sefer mutlu bir evliliğe de imza atabilmişlerdi.

Ancak bir gün Kemal, Asya’nın yanına giderken talihsiz bir kazada vefat etti.

Bunun üzerine Asya öylesine çok üzüldü ki, günün sonunda kendini suçlamaya başladı.

Kemal’in hayatına girdiği için onun bu kazayı yaşamasına neden olduğunu düşünmeye başladı.

Pişmanlık hissiyle kendini affedemez oldu.

Bir şeyler değişmeliydi veya değiştirilmeliydi.

Ve bir gün zamanı geldi.

Derin bir iç çekti. Sağ eliyle kapı kolunu sıkıca kavramış, yaklaşık beş dakikadır sabit bir şekilde orada duruyordu. Aylar süren ikna sürecinin ardından bugün burada bir fırsatı vardı. Bir şeyleri düzeltebilirdi. Artık hissettiği suçluluğu ve pişmanlığı kalbinden def edebilirdi. Elbette hayat, öğretilerle doluydu. Devam etmeyi bilmeliydi. Fakat bazen geçmişin kendisine de dokunmak gerekmez miydi? En azından bugüne gelmesini sağlayan motivasyon bununla alakalıydı. Çünkü bugün, geçmişi değiştirmeliydi.

Kavradığı kolu çevirip kapıyı hiddetle itti. Karşısında, sinek kaydı tıraşıyla, açılan kapıya doğru bakan bir adam vardı. Kapıdan yüksek bir ses çıkmış olacak ki, “Biraz sakin!” dercesine mimikleriyle tepki gösteriyordu. Adamın altında kumaş pantolon, üzerinde ütülü gömleği ve boynunda binada çalıştığını belli eden bir görevli kartı vardı. Kendisine doğru yaklaştı. Yüz ifadesi yeniden bir amaca odaklanmış gibi gözüküyordu.

“Hazır mısın?” diye sordu.

Asya, kendinden emin bir şekilde cevapladı, “Hazırım amca!”





Paylaşmak Güzeldir:

M. Haluk Ovacık
M. Haluk Ovacık
Tutkusu hikayeler olan ve öğrenip gelişmek için yaşayan bir etki girişimcisidir. Hayallerini gerçekleştirmek için arkadaşlarının ideallerinin bir parçası olmaya özen gösterir. Hedefi davranışsal iktisat alanında uzmanlık geliştirerek ekolojik sürdürülebilirliğe katkı sağlamaktır. Kendisini toplumsal etkiyi hızlandırmak için gençliğe bulaşmış bir halde veya Simurg'u anlatırken bulabilirsiniz.