Rollerin Çeşitliliği – Orkestra Şefi
Kasım 3, 2021
Anjina Pektoris
Kasım 3, 2021

Bergman, Kış Işığı ve “…”

Saat üçe doğru İsa yüksek sesle “Tanrı’m, Tanrı’m, beni neden terk ettin?” diye bağırdı.

                                   Matta İncili (27:46)

Birçok başyapıta imza atmış İsveçli yönetmen Ingmar Bergman’ın bir filmi vardır ki sadeliğiyle diğerlerinin ihtişamından sıyrılır, yönetmenin hem kendi hayatındaki hem de sinemasındaki bir kırılma noktasını açığa vurur. Katı bir papazın oğlu olan Bergman’ın önceki filmlerinde sıklıkla karşılaştığımız Tanrı sorgulaması Kış Işığı’nda doruğa çıkar ve nihayetinde çözüme ulaşır. Yönetmen de filmin baş karakteri olan rahip de “Tanrı neden sessizdir?” sorusuna cevap bulur. Aslında yönetmenin bu kırılma noktası, insanlık için de tarihî bir âna denk düşmektedir. 

Bergman, Kış Işığı

Film, İsveç ikliminin iç karartıcılığına sahip bir kilisede baş karakterimiz olan Tomas adlı rahibin verdiği ayinle başlıyor. Az kişinin katıldığı bu ayinde rahip, İsa heykeline bakarak dua ederken -ki dua Tanrı’yla iletişim kurmanın bir yoludur- acı dolu bir şekilde bakmaktadır, çünkü Tanrı’yla iletişim kuramamaktadır. Zaten Bergman iletişimsizlik temasını işlemeyi çok sever. İlahi çalarken bir adamın sevimsiz bir şekilde öksürürken verdiği komik görüntü ayinin ciddiyetini bozuyor, öte yandan da bir kadın çocuğuna düzgün oturmasını söylüyor, saygıdan. Saatine bakan ve bitse de gitsek modunda çalan müzisyen üzerinden Bergman bizi ayine iyice yabancılaştırıyor. 

Bergman, Kış Işığı

Başka bir sahnede bir kadının, kocasını Tomas’a getirdiğini görüyoruz. Kadın, Jonas adlı kocasının kafayı Çin’in atom bombası atma tehdidine taktığını anlatıyor. Bu kaygı şu an kulağa absürt gelse de bu filmin geçtiği Soğuk Savaş atmosferinde makul bir kaygıydı. Rahip, Jonas’ın endişesini anladığını ama Tanrı’ya inanmaları gerektiğini söylüyor ancak bu dediğine kendisi bile inanmıyor gibidir. Çaresizce devam ediyor rahip Tomas: “Biz basit, sıradan hayatımızı yaşarken zulüm güvenli dünyamızı parçalıyor. Bu, çok ezici ve Tanrı bayağı uzakta duruyor… Kendimi çok aciz hissediyorum… Izdırabınızı anlıyorum ama yaşamaya devam etmelisiniz.” Jonas’ın neden yaşamaya devam etmeleri gerektiği sorusuna ise rahip cevap veremiyor.

Bergman, Kış Işığı

“Ne kadar saçma bir görüntü!” der rahip kendi kendine, kilisedeki İsa heykeline bakarak. Gerçekten de saçmalığı aşikârdır bu görüntünün. Rahip, ölmüş karısının fotoğraflarına özlemle bakar ve eski sevgilisi Marta’nın birkaç gün önce bırakmış olduğu mektubu okumaya başlar. Sahnede Marta’nın yüzü belirir ve mektubu bizzat ondan dinleriz. Bergman, insan yüzünü çok iyi kullanmaktadır, özellikle de kadın yüzünü. Mektupta kadınla Tomas’ın arasında sevgi yoksunluğundan ötürü başarısızlığa uğramış bir ilişki yaşandığını öğreniyoruz. Kadında zührevi hastalıkların ortaya çıkışı rahibi ondan iyice soğutmuş. Marta, ayrıca hayatına bir anlam katılmasına yönelik ettiği duaların gerçekleştiğini söylüyor, tabii bunun duayla olduğuna inanmıyor çünkü Tanrı’ya inanmayan Marta’ya göre “Hayat doğaüstü olayları içermeden de yeterince karmaşık.”. Tomas’a artık onun için yaşamayı hayatın anlamı olarak gördüğünü çünkü onu sevdiğini söylüyor Marta. Rahip ise karısı ölmeden önce “Tanrı sevgidir, sevgi Tanrı’dır.” mottosuyla yaşarken artık ruhen ölmektedir. Marta’nın sevgisine kayıtsızdır çünkü rahip Tomas’ın varlığı sevginin dışındadır.

Kış Işığı

Bir süre sonra Jonas belirir rahibin karşısında. Çin meselesinden dolayı uzun süredir intihar etmeyi düşünen Jonas’a rahip çok sevdiği karısı öldükten sonra her şeye rağmen dayandığını belirtir. Eskiden her şeyi Tanrı’sı üzerinden anlamlandıran rahip, “İmanımı inanılmaz ve özel bir Baba-Tanrı figürüne adadım, bütün insanları ve bilhassa beni seven bir Tanrı.” der. Bu iyi huylu sahte Tanrı’ya iman etmekle nasıl çürümüş bir rahibe dönüştüğünü, İspanyol İç Savaşı’nda bir papaz olarak görev aldığında gerçekleri görmeyi reddettiğini anlatır. Tanrı sevgidir, diyordu önceden; halbuki tanık olduğu tüm gerçeklerde Tanrı iğrenç bir mahluka, canavara dönüşmüştü. Adını da örümcek Tanrı koyarak Bergman’ın bir önceki filmi Aynadaki Gibi’ye göndermede bulunulur. Jonas odadan çıktıktan sonra rahibin dehşete kapılmış yüzüne kış ışığı vurur ve rahip “Tanrı’m, beni neden terk ettin?” diye sorgular. Kilisede tekrar Marta ile karşılaştığında uzaktan çan sesleri duyuluyordur ve Marta’ya “Sonunda özgürüm.” dedikten sonra öksürmekten yere kapaklanır. Hâlâ acı çekmektedir, gerçeği kabullenememektedir. Sonra bir kadın gelip Jonas’ın kendini kafasından tüfekle vurduğunu bildirir. Rahip Tomas olay yerine vardıktan sonra bir süreliğine cesetle baş başa kalır. O cesette kendini görür, olanca çıplaklığıyla. Tomas, o cesetten bir farkı olmadığının bilincindedir ve farkındalığı acısını artırmaktadır.

Kış Işığı

Tomas başka bir ayin töreni için kiliseye vardığında zangoç onunla konuşmak ister. Bu basit konuşma sahnesinin beklenmedik çarpıcılığı, oldukça iddialı bir İncil yorumuyla harmanlanmıştır. Topallayan bu Quasimodovari zangoç, geceleri onu uyutmayan ağrılarını bastırmak için rahibin bir şeyler okuyarak dikkatini dağıtmasını önerdiğini anımsatır. Zangoç, bu öneriye uyup İncilleri okumaya yönelmiştir ve ona göre gerçek bir uyku iksiridirler. “İsa’nın Tutkusu” bölümünde fiziksel acılara odaklanmanın yanlış olduğunu düşünmektedir. “O kadar da kötü olamaz. Küstahça konuşuyormuş gibi olabilirim ama mütevazı olmam gerekirse en az İsa kadar fiziksel acı çektim. Ve onun çektiği işkence nispeten kısaydı.” Hakikaten zangocun yıllardır çektiği fiziksel acı, İsa’nın dört saat boyunca çektiği acıdan daha büyüktür. Zangoca göre İsa’nın çektiği acı başka türlü olmalıdır. Son akşam yemeğinin önemini kavrayamayan ve İsa’yı tutuklamaya geldiklerinde kaçan havarileri hatırlatır. Üstüne üstlük, en yakını Petrus, kendini kurtarmak için İsa’yı reddetmişti. “İsa havarilerini üç yıldır tanıyordu. Her anlarını beraber geçirdiler ama onun ne demek istediğini anlayamadılar. En son kişiye kadar onu yalnız bıraktılar. Ve İsa tek başına kaldı. Bu, acı vermiş olmalı. Kimsenin anlamadığını fark etmiş olmak, güvenebileceğin birilerini ararken terk edilmek… Gerçekten ıstırap verici olmalı. Ama en kötüsü daha gelmemişti. İsa çarmıha gerilip asılı kaldığında acılar içinde haykırdı: ‘Tanrı’m! Tanrı’m! Beni neden terk ettin?’ Bütün gücüyle bağırdı. Cennetteki babasının onu terk ettiğini düşünüyordu. Vaaz verdiği her şeyin yalan olduğunu düşündü. Ölmeden önceki ânında İsa şüphe içerisinde kaldı. Kesinlikle bu, onun en büyük sıkıntısı olsa gerek… Tanrı’nın sessizliği!” Evet, dedi Tomas. Dehşet dolu bakışından İsa’yı çok iyi anladığı görülüyordu. Artık, rahibin şüphesi kalmamıştı. Tanrı sessizdi, çünkü rahibin zihnindeki bir hayalden ibaretti.

Sonra rahibin onayıyla zangoç, törenin başladığını haber vermek için çanları çalmaya gitti. Ardından çan sesleri yankılanmaya başladı. Törenin başlayışını haber veren bu çanlar, aslında hem rahip için hem Bergman için çok daha önemli bir şeyi haber veriyorlardı: ölümü, “…”nın ölümünü. Bunlar ölüm çanlarıydı, TANRININ ÖLÜMÜNÜ haber veren.  Henüz Marta dışında kimsenin gelmediği bu tören cenazeden farksızdı. Bu ayin törenine -hatta cenaze törenine- kimsenin gelmemiş olması ironikti: Tanrı, hem terk eden hem de terk edilen konumuna düşmüştü. Belki bir delinin çıkıp “Tanrı öldü!” diye bağırması gerekiyordur, belki de onun katilinin/katillerinin tarih sahnesinde yargılanışı daha kalabalık olacaktır. Yine de rahip görevine devam ederek kilise görevlileri dışında sadece Marta’dan oluşan topluluğa vaaz vermeye başlar çünkü Tanrı’nın ölümü sevginin ölümü demek değildir. Bergman’a göre komünyon ne olursa olsun devam etmelidir (Bergman, 1999: 182). 

Kış Işığı

Bergman Kış Işığı için bizzat şunları demiştir: “Benim için bu film, kendimi bildim bileli yaşamımda irinli bir yara gibi süregelmiş travmatik bir çatışmanın mezar taşıdır. Çünkü bu filmde hem Tanrı imgeleri parçalanıyor, hem de benim insanı kutsal amacın taşıyıcısı olarak gören duygum yok olmaksızın parçalanıyor. Ameliyat en sonunda tamamlanmıştı.” (Bergman, 1999: 23).

Bergman’ın bir sonraki filminin adı Sessizlik olacaktır, çünkü bu ölüm çanlarından sonra Tanrı artık Bergman sinemasında tamamen sessizdir.

 

“Havada kan kokusu vardı. Ve tabii çöküyordu sis bulutları şehrin üstüne, ölüyü selamlarcasına. Çanlar çaldı, birçok defa, sanki ahalinin kulaklarında… ” 


Kaynakça

Ingmar Bergman, İmgeler (1999). İstanbul: Nisan Yayınları.

Kutsal Kitap. https://incil.info/

Victor Hugo, Notre Dame’ın Kamburu (2019). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

https://zumruduankadergisi.org/2021/08/nin-olumu/

 



Paylaşmak Güzeldir:

Fatih Uyar
Fatih Uyar
Boğaziçi Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisi. Kendini geliştirme ve fotoğrafçılık meraklısı. Keşke dünyayı biraz daha gezse. Otantikliği çok önemseyip sorgulamanın şart olduğunu düşünür hep. Sosyal bilimler ve edebiyat sevdalısı olup sinema, felsefe ve klasik müziğin kesişimine bayıldığını yazılarında da görebilirsiniz.