Daha Cahil Bir Dünya Mümkün
Ekim 3, 2021
Döküntüler
Ekim 3, 2021

Elimizdeki Kristaller – I

Hayatta yol aldıkça deneyimlerin daha da eşsiz hâle geldiğine inanıyorum. Bugünün an’ına gelmiş olan ben, geçmişteki an’ların kümülatif birikimiyle yolculuğuna devam ediyor. Eğer bir an bir şekilde var olmuşsa ve beynimiz her ne kadar bizi geçmişi hatırlamaya çalıştığımızda yanıltsa da bir ışık hüzmesi gibi an’lara ait kodların evrende saklı kaldığını düşünüyorum. Hatırlamaya çalıştığımızda betimlemeler, karakterler, söylemler, renkler değişebilir. Ancak koda ait duygu ve his değişmiyor.

Ne demiştik, deneyimlerin eşsizliği. Bu eşsizlik, deneyim bize ait olduğu için bu kadar kıymetli. Yani bizim his kutumuzu oluşturan olay ve olgulardan meydana geldiği için bir anlamı var. Kimin his kutusu daha anlamlı yarışına girmek ise tam bir ahmaklık. Kişinin ihtiyacı oymuş ki, bu yaşamdaki kontratı buymuş ki, ona verilenler ve onun almak istedikleri onlarmış ki öyle ya da böyle kendi biricik deneyimlerini kurgulamış.

His kutularımızda ortak temalı duygular yer alabilir. İnsanlığın ortak konuları: Yalnızlık, sevinç, ölüm, mutluluk, başarı, mutluluk, acı, keder… Bu ortak duyguların herkes kendince ne olduğunu biliyor. Ancak senaryosuna uygun şekilde o duygudan alması gereken dersi alıyor. Ya da ihtiyacına uygun şekilde duygunun içerisinde kalıp yoğunluğunu yaşıyor. Örneğin ben çok sevdiğim hiçbir yakınımı henüz kaybetmedim. Etrafımda ölen insanlar oldu, öldüğü için ağladığım insanlar da oldu. Ölüm ne demek hissettim. O küçük hissedişle hayatımda yol almaya devam ettim. Ancak hayatımı değiştiren bir tema asla olmadı.  Belki bir gün olur, bunu da bilemem.

Hadi farklı bir örnek verelim: Aynı üniversite ve bölümden mezun olmuş iki kişi düşünelim. Bunlardan birisi için başarı, kendi girişimini kurmak ve çok büyük paralar kazanmasa da özgürce yol almak olabilir. Diğer kişi için ise büyük bir şirketin mülakatlarını geçerek önemli bir pozisyonda çalışmaya başlamak ve iyi bir maaş almak; bir başarı hissi olabilir. Öznel yargılarımıza binaen o kişiler için bir kıyas yapabilir ve kendi açımızdan onlara “Doğru yaptı… Yanlış yaptı…” gibi söylemlerde bulunabiliriz. Halbuki hayır! O insanlar ihtiyaçları ölçüsünde yol almayı seçtiler. Bilen tarafları, olması gerekeni seçti. Olması gerekenin olması için seçimler yaptılar ve çabaladılar. Belki de seçimlerinden kısa veya uzun vadede vazgeçecekler, pişman olacaklar veya dönüştürmek isteyecekler. Ne güzel. Kişi tercih ettiği ile öyle ya da böyle bir deneyim yaşadı, ona anlamlar bahşedildi. Bu anlamları cebine koyup yoluna yeni rotalardan devam edecek.

Bu hayatta olması gereken olarak atadığımız, daha doğrusu hissettiğimiz, konular aslında bizim niyetlerimiz. Normlar ya da sistemler değil, özümüzden kazıp bulmaya çalıştığımız değerler hayat yolculuğunun ta kendisi. Yaşananlara, duygulara ve an’lara yüklediğimiz anlamlarla birlikte bugünkü bizi inşa ediyoruz. Bu sebeple his kutumuzun kıymetini es geçmeden ve daima onu muhafaza ederek bu yolculuğu devam ettirmemizin önemine inanıyorum. Burada ise sorum şu: “Peki senin bu hayattaki niyetin/niyetlerin ne?” Başlangıçta hemen cevabı olmayan bir soru olabilir. Ancak bu soruyu mühürlüyorum. Kendine bunu sordukça, anlamların birer birer açıldığını göreceksin. Çünkü hayatta yol almak aslında özüne doğru keşfe çıkmaktır. His kutumuzda dünya yaşamındaki dualite icabı iyi ve kötü olarak ayırdığımız her bir duyguyu sonsuz ve sınırsız evrende saf sevgi ile dönüştürdüğümüzde özümüzü anlamak bir o kadar kolay olabilecek. Eğer buna inanıyorsak, böyle oldu bile. 

Oldu bilmek, olmanın kendisidir. Çünkü oluş seninle ilgilidir. Dünya yaşamında niyetlerimizin somut karşılığını zaman olgusu çerçevesinde biraz gecikmeli görebiliyoruz. Ya da niyetlerimizdeki detaylar sebebiyle gecikmeye tabi tutuluyoruz. Veya farkında olmadan niyetimizin başka özgür iradelerle çakıştığını, bu sebeple tıkanıklık yaşadığımızı anlıyoruz. Zaman zaman niyetlerinin değersiz veya işlevsiz olduğunu da düşünebiliriz.  Ben bu noktada “Vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi.” yasasını kendime ışık belirliyorum. Tüm acizliğim ve fakirliğimle hem bir hiç hem de her şey olarak sonsuz ve sınırsız evrende özüme ulaşmak için tüm cüretim ve sevgimle istemekten gocunmuyorum. Dervişin fikri neyse, zikri de o olur derler. Niyetlerimi gözden geçirerek, bütünün hayrına ve benim dönüşümüme katkı olacak her bir an’ı seçiyorum. An’ı sorgulamıyorum, an’a sorular soruyorum. Çünkü sorular yeni anlamları beraberinde getiriyor. Sorgular ise bulunduğumuz noktada patinaj atıp çukurumuzu derinleştirmekten başka bir fayda sağlamıyor.

Bulduğumuz her anlam, idrak ettiğimiz her konu, deneyimlediğimiz her yol, sevgiye dönüştürdüğümüz her olay bir apolet gibi omuzlarımıza asılıyor. Ellerimle üzerlerine dokunuyorum. Bir sim misali renkleri ve değerleri kristallere dönüşerek elime bulaşıyor. Elimde bir güç hissi var. Tüm bedenime sürmek, dokunduğum her şeye bulaştırmak istiyorum. Yetmiyor. İnsanlara “Ellerime bak!” diye haykırmak istiyorum. Tam o sırada hayal kırıklığına uğruyorum. Çünkü insanlar benim gördüğüm şeyi görmüyorlar. Beni deli zannediyorlar. Yine de üzüntüm çok sürmüyor zira başka delilerin de var olduğunu gösteriyor hayat.

Elimdeki kristalleri muhafaza etmem, herkese göstermemem ve paylaşmamam gerektiğini anlıyorum. Nasıl mı? Hadi onu da gelecek ayki yazımızda konuşalım.



Paylaşmak Güzeldir:

Furkan Çankırı
Furkan Çankırı
Boğaziçi Üniversitesi'nde Eğitim Bilimci olma sürecinde. Hikaye koleksiyonerliği, psikoloji ve yürüme eylemiyle hemhal olarak kırılgan gerçekliğinde şaşkınlıkla yol almaktadır. Vazgeçilmez tutkusu Eurovision olan yazarımız, dünya vatandaşlığı hayali gütse de fazlasıyla Çanakkale sevdalısı. Biraz hayatı anlama çabası, biraz beşerî kültür, biraz da ne yaşıyorsa işte. Peki ya anlatmasa? Öylesini hiç sevmedi.