Birey, Toplum ve Etkileşim – Durkheim Öldü
Nisan 3, 2021
Feda Kaidesi
Nisan 3, 2021

Süper Kahraman Olma Yanılgısı Üzerine

Öğrenmenin en güzel yanlarından biri, öğrendikçe aslında ne kadar da çok şeyi bilmediğimizi idrak edebilmektir. Bu, beraberinde “Hiçbir şey bilmiyorum, ben bir hiçim, eziğim.” anksiyetesini de getirebilir. Çünkü mevcut ekosistemlerin içerisinde hakkını vererek “bilen ve başaran” çok kuvvetli oyuncular var. Hakkını vermeyen, -mış gibi yapanları şimdilik kenara bırakalım zaten. Birçok konuda anlamlı ve farklı bakış açılarından katma değer oluşturarak ve hizmetler sunarak bir güç konumunda olan bu üst lig oyuncuları, zamanla gözümüzde süper kahramanlara dönüşebiliyorlar. İnsan faktörlerini zamanla göz ardı ederek, varlıklarına kutsaliyet atfetmeye meğilli oluyoruz. Çünkü aslında toplumun geneline oranla azınlık olarak büyük etkiye sahip işlere imza atıyorlar. Onlarla kendimizi kıyasladığımız zaman ise ‘eksikmişim’ yanılgıları oluşabiliyor.

Kendi dünyamda sorguladığım zaman her şeyi bilemeyeceğimin farkındayım. Ancak bilme eyleminin hakkını vererek belli konularda yetkin olmak hâlâ elimde olan bir olgu. Bu yaşamda insan olarak belirli sınırlarımın olduğunu idrak edebiliyorum. Yine de öğrenilmesi ve tamamlanması gereken çok şey var. Bazen tüm dünyanın dert ve sorunları omuzlarımızdaymış gibi âdeta. Sanki bir süper kahraman olup her şeyi mükemmel başarmalıymışım ya da bir süper kahraman gelecekmiş de bizim için yapılması gereken tüm durumları halledecekmiş zannedebiliyoruz. Halbuki ne biz her şeyi halledebileceğiz ne de o süper kahraman çıkıp gelecek.

 

Öncelikle söylemeliyim ki bu yazı karamsar bir sonuçtan beslenmemektedir. Işığın içinde karanlık yoktur, karanlığın içerisinde ışık var olur. Işığa hayat vererek onu görmenin ve göstermenin bizim elimizde olduğunu düşünüyorum. Şimdi, toplumun gözünde süper kahraman haline gelmiş ekosistem oyuncularını bir ele alalım. Bu bir siyasetçi, girişimci, oyuncu ya da yazar olabilir. Doğuştan gelen ve yetiştirme koşullarına bağlı olarak gelişen özellikler ile ön plana çıkabilmiş, alanında söz söyleyerek ve icraatta bulunarak bir kabul gördüklerini varsayalım. İyi bir eğitim, her açıdan farkındalığı yüksek bilişsel ve duygusal zeka, fırsatları doğru şekilde değerlendirebilmek gibi etmenler algısal anlamdaki süper kahramanlık basamaklarını bu insanlara çıkartmış. Şimdi tam burada, o basamakların tırmanmış insanlar ile kendimizi kıyaslayarak düştüğümüz yanılgıyı ve aslında kıyaslamanın hiç de doğru bir ölçüm mekanizması olmadığını bir sorgulayalım. Acaba süper kahramanlık, yapılan eylemin büyüklüğü ile alakalı değil de anlamı ile alakalı olabilir mi?

Örneğin çevresel kirlilik alanında sürdürülebilir şekilde çözümler üreten bir şirketin CEO’sunu hayal edelim. Yarattığı etki ve sağladığı katkı hem takdire şayan hem de imrenilecek cinsten. Bu onu algısal noktada hem bir süper kahraman yapabilir hem de insan olma sorumluluğunun bir parçasını kapsamaktadır. Hayat şartları, aldığı eğitim, çevresel ve genetik faktörler kendi biricik senaryosunda bu kahramanımızı bu konuma getirmiştir. Şimdi bu insana bakıp “Neden ben bu kişi değilim?” demek ne kadar mantıklıdır? Hayat senaryolarınızın, başlangıç ve süreç akışlarınızın tamamen farklı olduğu bu kişi ile rasyonel ölçeklerde yarışmak pek izah edilebilir gibi değil. O halde anlamsal ölçekleri bir değerlendirelim: Birey olarak sen de evinde çıkardığın çöpleri ayrıştırıyor, plastik tüketimini düşük tutuyor, organik atıklarını kompost yaparak çevreye katkı sağlama amacı güdüyorsan yaptığın süper kahramanlığın anlamsal olarak örnekteki CEO’dan pek de bir farkı yok. Çünkü kendi senaryonun biricik kahramanı olarak o anda üzerine düşen sorumluluğu ve başarı hikayesini aslında tamamlıyorsun.

Dünyayı kurtaracağız derken öz yaşamlarımızı ve kendi mahallemizi kurtarmaktan aciziz aslında. Büyük resmi gördüğümüzü zannedip bir anda heyecana gelip içten yansak da bir anda sönüyor ve yüklerin altında eziliyoruz. Kendi içimizdeki kahramanı keşfetmeden başka kahramanların yaptıklarından ilham aldığımızı zannedip vicdan mastürbasyonlarında bulunuyoruz. Elbette anlamlı ve kıymetli tüm eylemlerden esinlenerek kendimizde uyarlamalıyız. İçimizdeki süper kahramanı da ancak bu şekilde besleyip büyütebiliriz. Kıyasların ve -mış gibi yapmışlıkların kahramanlıkları öldürmesine izin vermemeliyiz. Burada mevzuyu anlatabilmek adına “Herkes kendi evinin önünü temizlese sokaklar hiç pis kalmaz.” sözünün özet gücünü kullanabiliriz.

Her ne konuda olursa olsun; ihtiyaçlarımızı ve çözümsel yaklaşımlarımızı büyük tufanlarda kaybetmektense önce kendimizin, ardından yakın çevremizin, sonra mahallemizin süper kahramanı olmak için adımlar atabilmeliyiz. Büyük konferans salonlarında konuşmalar yaparak, medyatik içeriklerde yer alarak herkesin konuştuğu bir süper kahraman olmak olasılıklar evreninde herkese nasip olacak bir yaşantı değil. Burada esas soru şu: Kimse görmese de seni takdir etmese de süper kahraman olmak ister miydin? Yalnızca kendin olarak, kıyaslardan uzak ve anlamı öncelikleyerek salt iyi eylemde bulunabilir misin? Popülerin peşinden gitmektense gerçekten süper kahramanlığı içselleştirip hiç kimsenin seni görmediği yerde de mert şekilde davranmanın gururunu keşfetmek, güçlü bir erdem olmalı.

 

Elbette burada kendi süper kahramanlığını keşfedememiş insanlar için yanılgılardan biri de bir süper kahramanın çıkıp gelerek her şeyi yoluna koyacağına olan inançtır. Halbuki o kahraman muhtemelen hiç gelmeyecek. Gelse bile, yine yaşadığımız kısa süreli yaşamın içerisinde küçük dokunuşlarda bulunacak ve kısmi şekilde bir şeyler düzene girmiş olacak. Sınırlı algımız ve ömrümüz içerisinde bu küçük dokunuşu yere göğe sığdıramayarak yanılgının bir parçası olmamalıyız.

Sahip olduğumuz yaşamlarımızda kimse yardım etmeyecekmiş ve her şey her an yanlış gidebilecekmiş gibi düşünerek önlemler almaktan her birey olarak sorumluyuz. Birisinin elimizden tutacağı inancı, süper kahramanlık yanılgısı ile eş değerdir. Elbette hayatta mucize olarak adlandırabileceğimiz şeyler oluyor. Hiç beklenmedik anda ummadığımız bir kolaylık veya yardım bizi rahatlatıyor. Bunun mucize olarak tanımlanması da zaten içkin olarak “beklenmeyen” kökenli olmasındandır. Mucizeler, beklenen bir mekanizmaya evrildiğinde anlamını yitiren ve bizlerin de dopamin dengesini bozan bir eyleme dönüşür. Her gün her an şaşırabilmemiz insan formu gerçekliğimizde tam anlamıyla imkânsız. Bazı şeyler hayatımızda sıradan olacak ve ülfet peyda edecek ki belli heyecan noktaları aralıklarda oluşabilsin. Burada üzerine düşünmemiz gereken şey beklentilerle dolu bir hayatı hayal kırıklıkları ile yaşamak yerine anlamlı şekilde hayallerimizi gerçek kılma çabamız olabilir.

 

Süper kahraman deyince aklımızda eksiksiz kusursuz bir form beliriyor; müthiş bir zekâ, sonsuz bir yürek, düzgün burun, kemikli çene, ultra gelişmiş kaslar ve mucizevi eylemler. Peki hayatın organikliğinde bu özellikler mümkün mü? Evet zeki, çok yakışıklı ve güzel insanların varlığı mümkün. Ama bu onların süper kahraman formunu reel kılabilmesini sağlıyor mu, yoksa hali hazırdaki yanılsamaların devamlılığına hizmet mi ediyor? Konumuz burada modern alfa algıların etkilerini tartışmak değil. Ama yine de insanın içinde biricik var olan “kusursuzluk” aşkı ne yazık ki şekiller itibariyle düşünme sistemindeki kahraman algısını yanılsamalı şekilde beslemeye devam ediyor. Kendi dünyamda ne zaman bu yanılgalara düşsem kendime küçük hatırlatmalar yapmaya gayret ediyorum. Örneğin hepimiz için ortak bir özellik olan ‘nefes almak’ bana inanılmaz derecede ayrıştırıcı ve mucizevi gelen bir özellik olarak geliyor. Her gün nefes alabilme becerisine sahip bir kahraman olarak an’ıma temaşa etmeye devam edebilirsem, normlardan ve kıyaslardan uzak bir mucizevi hayat yaşadığıma inanıyorum.

 

Attığımız her adımda, aldığımız her nefeste, oluşturduğumuz her eylemde tüm yaşamla iletişim halindeyiz. İnsanlar olarak irademiz ise niyetlerimizle bezeli. Her an, bir canın ve yaşam formunun varlığıyla bütünsel bir yolculuk içerisindeyiz. İsterim ki kendimize iyi bakarak, özne olarak etrafımızdaki nesnelerle anlamlı ilişkiler kurarak, yüzeysel saçmalıklarla ilgilenmekten ziyade büyük resmin altında ezilmeden üstümüze düşen küçük görevleri tamamlayarak bu hayatta yol almanın haklı gururunu yaşayalım. Hiçbir zümreye veya olguya “yüce anlamlar” yüklemeden kendi süper kahramanlık yolculuğumuzun senaryosunu yazmanın biricik hazzını yaşayabilelim.



Paylaşmak Güzeldir:

Furkan Çankırı
Furkan Çankırı
Boğaziçi Üniversitesi'nde Eğitim Bilimci olma sürecinde. Hikaye koleksiyonerliği, psikoloji ve yürüme eylemiyle hemhal olarak kırılgan gerçekliğinde şaşkınlıkla yol almaktadır. Vazgeçilmez tutkusu Eurovision olan yazarımız, dünya vatandaşlığı hayali gütse de fazlasıyla Çanakkale sevdalısı. Biraz hayatı anlama çabası, biraz beşerî kültür, biraz da ne yaşıyorsa işte. Peki ya anlatmasa? Öylesini hiç sevmedi.