Veda
Mart 3, 2021
Bulgur
Nisan 3, 2021

Azra Kohen ile Röportaj

Hazırlayanlar:

Pınar Dereli

Sena Sarıvaz


Zümrüdüanka Röportaj Köşesinde bu ay Azra Kohen’i ağırlıyoruz. Kendisini yazmış olduğu kitaplardan tanıyor olmalısınız. “Birlikte aynı soruları sormaya başladığında gelişirsin.” diyen Kohen’e ben Pınar Dereli ve arkadaşım Sena Sarıvaz ile sekiz soru hazırladık. Hypatia Okuma Kulübü’nden son eseri Gör Beni’ye, insanın zaaf ve hatalarından Türk toplum yapısına kadar farklı konular üzerinden dolu dolu içeriğiyle sizleri sorular ile baş başa bırakıyorum.

“Sonuçta ben aşk kitapları yazmadığım, her hikayemde, her zaman bir sorunu çözmeye -soruna değil, çözüme- odaklandığım için sorunun kaynağına inerken nasıl da güzel, verimli, anlamlı bir hayat yaşamak varken nasıl da tüketime adanmış, verimsiz ve anlamsız bir hayatımız olduğunu sadece analiz etmek değil yaşamak da zorunda kalıyorum.”

 

  1. ‘Akilah’ ne demek? Mahlas olarak bu kelimeyi seçmenizin sebebi nedir?

Akeelah, eşimin en çok sevdiği isim. İlk kitabımda adımı koymadan sadece bu mahlas ile kitabı yazmıştım ta ki ikici yayınevi adımı koymayı şart koşana kadar. Ortalara çıkmayı planlamıyordum ama kul plan yaparmış Allah gülermiş…

 

  1. Geçen ay bir okuma kulübüne başlamıştınız. Hypatia Okuma Kulübü nasıl gidiyor?

Resmi rakam 8200 kişi ile Türkiye’nin en büyük okuma kulübünde, Jules Payot’nun İrade Terbiyesi kitabını; irade geliştirmek üzerine bir sürü seminer, araştırma ve teknikleri de inceleyerek, sayfa sayfa analiz ederek okuduk. Türkiye’de bir rekor kırdık. Umarım okuma kulüpleri çoğalsın ve bizimkisi bu anlamda herkese ilham versin.

“Hatalarımızdaki öğretileri alabilelim diye doğduğumuz bir gerçeklikte en şeytanca şey hata yapan insanların toplum tarafından hor görülmesi.”

 

  1. Sizce insanın zaaflarını keşfedebilmesinin yolu, kişinin zaaflarına bir kez olsun yenik düşmesinden mi geçer?

Hata basamak gibidir. Basmadan merdiveni tırmanamazsın / çıkamazsın. Problem asla hata yapmakta değildir. Hatalar kutsaldır, problem aynı hatayı inatla tekrarlamak ve bu hatanın öğretisini görmemeyi seçmektir. Hatalarımızdaki öğretileri alabilelim diye doğduğumuz bir gerçeklikte en şeytanca şey hata yapan insanların toplum tarafından hor görülmesi. İyi bir toplum iyi bir aile gibidir, aile bireyleri ne hata yapmış olurlarsa olsunlar sabırla desteklemeye, yanlarında olmaya devam ederler. Bizim toplumumuzun, birbirini kıskandığı için, sürekli dedikodu yapan bir yapıdan birbirini destekleyen bir yapıya geçmesi gerek, aksi halde hayat bu topraklarda giderek daha da zorlaşacak. En büyük toplumsal zaafımız bu. Fırsatını bulduğumuzda herkes ile ilgili söyleyeceğimiz negatif bir şeylerimizin olması normalize edilmemesi gereken ‘küflü bir hal’.

 

  1. “Gör Beni” kitabınızı kaleme alma sebebiniz olarak Türkiye konjonktürünün artık böyle bir bilgi araştırmasına ihtiyacı olduğuna inandığınızı söylüyorsunuz. Tarihin yanlış bilgilerle saptırılması üzerine yaptığınız araştırmalar var. Bu araştırmaların sonucunda gençlere tarihini ve Atatürk’ü öğretmeniz gerektiği sorumluluğunu üstünüzde hissettiğinizi biliyoruz. Bu gayenizden hareket ile günümüzde anayasa ve laiklik tartışmaları yaşanırken bu konu için yine bizlere söylemek istediğiniz bir şeyler var mıdır?

Bu konuları araştırıp, analiz edip bilmek vatandaşlık görevidir. Vatandaşlık görevini yerine getirmeye gönüllü olmayan bireylerin vatanları zaten var olamaz. Köklü ve her bilgisi delillerle raporlanmış bir araştırma sonucu Gör Beni’yi yazdım ama değerli Jules Payot’nun da dediği gibi sinek beyinli bir toplumuz, içerikleri kulaktan dolma bilgilerle, kestirme düşüncelerle biliyormuş gibi yaparak ömrümüzü geçiriyoruz. Bilgiden bilgiye acele eğilimler geçiştirdiğimiz öğrenme hayatımızı daha ciddiye almalıyız. Bugüne kadar bizden önce vatan topraklarında yaşamış dehaların kurduğu sistemin meyvelerini yedik ama bugün artık o sistem yok. Siyaset artık zekâ seviyesi ortalamanın altındaki kişilerce iş edinilmiş durumda, tüm dünyada bu böyle. Bu sorunun cevabı Gör Beni kitabında, kestirmeden verilen cevapların cevap değil var olan sorunların kaynağı olduğunu öğretti bana, kestirmeden bir cevabı yok bu sorunun. Okunması bedava olan, internette PDF’i bulunan bir kitabı var. Sadece ülkemizle ilgili soruları değil insanlık tarihiyle ilgili sorulması gereken çok önemli soruları da kapsıyor. Birlikte aynı soruları sormaya başladığında gelişirsin.

 

  1. Duygularınıza, hislerinize güvenir misiniz? Yalnızca hislerinize güvenerek hareket ettiğiniz ya da karar aldığınız hiç olur mu?

Oldu, her seferinde pişman olduğumu analiz ettikten sonra zaten büyümüştüm, ikisini dengelemeyi öğrendim. İkisini dengelemeden insan olunmuyor.

 

  1. Kitaplarınız sayesinde özellikle genç kesimler tarafından tanınır oldunuz. Kitabınızın diziye uyarlanması ile isminiz birçok kimseler tarafından duyuldu. Ün sahibi oyuncular ile isminiz yan yana geçer oldu. Bununla birlikte gelen popülerlik/ünlülük hayatınıza ve sizin kimliğinize ne gibi değişikliklere sebebiyet verdi ya da verdi mi?

Negatif etki dışında bir şey getirmedi, dizinin kitaptaki karakterleri alıp bambaşka bir hikâye anlatması ile Fi, Çi, Pi serisinin tüm içeriği alt üst oldu. Yazmadığım bir hikâyeyi pazarladılar. Mahkemedeyiz, yapılan yanlışın bedelini ödemek zorunda kalacaklar. Ün toksik bir şey, insanların sizi görmesini engelleyen bir yapısı var. Dizi olmadan önce zaten kitaplarım milyon satmıştı ama öyle bir kitle ile tanışmama neden oldu ki bu kitle ülkemizin sorunlarının görünenden çok daha büyük olduğunu anlamama aracı oldu.

 

  1. Kitaplarınızdaki senaryo akışı her zaman çok sürükleyici oluyor. Tıpkı gerçek hayat gibi zamanın akışı okurken hissediliyor ya da kitaplarınızdaki neredeyse her bir karakter geçmişindeki acılardan gelecek arzularına, zaaflarına kadar detaylı ve derinlemesine oluşturulmuş oluyor. Yazarlar için çokça tartışılan bir konu vardır; tanrısallık. Bu kadar gerçekçi karakterler yaratmak, onları senaryo içinde yaşatmak, öldürmek, acı çektirmek, bir kimlik vermek sizi de kudretli hissettiriyor mu?

Üzgün hissettiriyor. Yazdığım her şey köklerini gerçeklerden aldığı için yazarken bir kez daha yaşamak zorunda kalıyorum. Sonuçta ben aşk kitapları yazmadığım, her hikâyemde, her zaman bir sorunu çözmeye -soruna değil, çözüme- odaklandığım için sorunun kaynağına inerken nasıl da güzel, verimli, anlamlı bir hayat yaşamak varken nasıl da tüketime adanmış, verimsiz ve anlamsız bir hayatımız olduğunu sadece analiz etmek değil yaşamak da zorunda kalıyorum. Dikkatli bakarsanız, dünyada insanlar tarafından kurulmuş bu sistem ne adaletli ne de anlamlı.

 

  1. Türk toplum yapısının bazı konulara bakış açısında yeterince açık olmadığını biliyoruz, kitaplarınızda değindiğiniz konular aslında ‘cesur biri’ olduğunuzu gösteriyor, sizin ele aldığınız bu konulara geri dönüşler nasıl oldu? Kendinizi cesur olarak tanımlar mısınız?

Cesaret ile açık yürekliliği karıştırıyoruz. Açık yürekli biriyim, birilerinden çekindiğim için düşündüklerimi paylaşmamazlık hiç etmedim. İncitmemek için ya da henüz zamanı gelmediği için paylaşmadığım zamanlar oldu ama çok değil. Cesaret, en sıkıcı işi bile özenli yapabilmek için sıkılsanız da emek vermekti, diğerlerinin kapatmaya çalıştığı konuları açmak cesaret değil, açık yürekliliktir. Toplumu algı yöneticilerinin planlarına uygun olmayan, toplumu gütmek istedikleri yer dışında bir yerlere işaret eden bilgiler paylaşıyorsanız açık yüreklilikle, açık yürekliliğiniz cezalandırılabilir. Açık yüreği cezalandırılmış çok değerli bir sürü insan var tarihte, insanlığı doğuranlar diyorum ben onlara, açık yürekliyseniz başka seçeneğiniz yoktur, paylaşmak için tasarlanmışsınızdır ve bu artık göreviniz olur. Cesaret hissedip hissetmemek konu olmaz. Açık yüreği olmayanlar, bunu cesaret zannedebilirler. Çünkü oradaki duyguyu deneyimlemedikleri için bilemezler. Zihnimi alt üste eden ve yalanların altında örtülü kalmış bir bilgi bulduğumda, bunu paylaşmak benim yaradılışımın bir uzantısı. Bedendeki hücreler gibiyiz. Benim türüm insanlığın sinir sistemi gibi çalışır, insan organizması var olduğundan beri, insanlığa veri vererek insan organizmasının insanlığını var edebilmeyi hedefler… Tüketim otoritesi benim türümden çok hazzetmese de giderek çoğalıyoruz. Sinir sistemi iyi çalışan bir organizma gelişir.



Paylaşmak Güzeldir:

Pınar Dereli
Pınar Dereli
Marmara Üniversitesinde Gazetecilik okuyan Pınar için kalem ve kâğıt asla vazgeçemeyeceği derin bir tutkunun olmazsa olmazları. Sanata düşkün, hareketli, enerjisi yüksek biri. Enteresan düşüncelerle aklı hep meşgul. Yeni yerler görmek, gezmek, keşfetmek heyecanı ile dolu. Sohbet etmekten zevk alan, umudun insanı ayakta tuttuğuna inanan ve o da umuda sarılan biri. Fazlaca kitaplarda, birazcık şarkılarda, pek az da hayatta yaşayan biri.