Kimlik
Nisan 3, 2020
Anahtar
Nisan 3, 2020

IMG_0092.CR2

Coğrafya, Mikroplar ve Kurumlar

Bir coğrafyacı ve biyofizikçi olan Jared Diamond, halklar arasındaki eşitsizliklerin kaynaklarını açıklamak için Tüfek, Mikrop ve Çelik’i yazmıştır. Bu kitap, “Neden Amerikalılar Avrasya’yı keşfedemedi de Avrupalılar Amerika’yı keşfetti?” gibi sorulara cevap verir ve coğrafi keşiflerden önceki kıtalar arası eşitsizliği açıklamakta gayet başarılıdır. Diamond, eserinde tarihin genel seyrini belirleyen etmenlerin başında kıtaların uzanış yönünü sayar. Doğu-Batı doğrultusunda uzanan Avrasya kıtası kuzey-güney doğrultusunda uzanan Amerika ve Afrika kıtalarından daha avantajlıdır, çünkü iklim doğudan batıya gidildiğinde kuzey-güneye nazaran daha az farklılık gösterir ve bu durum daha fazla toplumlar arası etkileşim demektir. Ayrıca Amerika’daki Amazon ormanları ve Afrika’daki Sahra çölü kuzey-güney arasındaki etkileşimi ciddi oranda kısıtlamıştır.

Diamond, ikinci temel neden olarak ise evcilleştirilebilir bitki ve hayvan türlerinin varlığını sayar.

 

 

 

 

 

 

 

Tablolarda görüldüğü gibi en büyük kara parçası olan Avrasya, bunda da diğer kıtalardan daha avantajlıdır. Bu üstünlük, Avrasya’daki tahıl ve baklagiller (buğday, arpa, pirinç, nohut, mercimek, bezelye, fasulye vb.) Amerika’nınkilerle (mısır, fasulye vb.) kıyaslandığında görülebilir. Bereketli Hilal bölgesinde buğday ve arpa varken Orta Amerika’nın tahılı, evcilleştirilmesi uzun süren mısırdı. Büyük evcil memeli olarak Amerika’da sadece lama bulunurken Avrasya koyun, keçi, inek, domuz, at ve daha nicelerine sahipti. Hayvan üstünlüğü sadece hayvansal gıda üretimini ve ulaşımı etkilemedi. Saban sürmekte kullanılan hayvanların varlığı Avrasyalılara daha fazla tarımsal üretim yapma olanağı sundu. Ayrıca hayvanları evcilleştiren insanlar; hayvanlardan çiçek, kızamık, grip gibi bulaşıcı hastalıklara yol açan mutasyona uğramış mikropları aldılar ve birçok ölümden sonra önemli ölçüde bağışıklık kazandılar. Avrupalılar Amerika’ya, Güney Afrika’ya, Avustralya’ya gittiğinde çıkan salgın hastalıklar, daha önce bu mikropları almamış yerlilerin %99’a varan oranlarda ölümüne yol açtı. Üstüne üstlük, Avrasya’nın doğu-batı eksenli olması, zaten fazla olan bitki ve hayvan türlerinin kıta içerisinde kolayca yayılmasını sağladı.

Tarımsal üretimin beraberinde getirdiği yiyecek fazlası ve bunun depolanması ile korunması ihtiyacı; katmanlı, büyük, kalabalık, yerleşik toplumları ortaya çıkardı. Siyasal örgütlenme ve yazı da bu toplumların gereği olarak geliştiler. Bu süreç Avrasya’da bahsettiğim avantajlardan ötürü daha hızlı gelişti ve Avrasya teknoloji konusunda diğer kıtalarla arayı açtı. Okyanus aşabilen gemileri yapmaları diğer kıtalara gidebilmelerini sağladı. Geliştirdikleri tüfek ve çelik kılıçlar, sahip oldukları atlar ve bulaştırdıkları mikroplar da onları o kıtalardaki yerli halklar üstünde egemen kıldı.

Peki, coğrafi keşifleri yapan Avrasyalılar neden Hintler veya Moğollar değil de Avrupalılardı? Kıta içi eşitsizliği anlamak ve aynı zamanda günümüzdeki ülkeler arasındaki eşitsizliğin kaynağını bulmak için coğrafyadan fazlasını, kurumları, hesaba katmak gerekir. Diamond da kurumların rolünü yadsımaz.

Daron Acemoğlu ve James Robinson’un yazdığı Ulusların Düşüşü’nde, dünyadaki eşitsizliğin kökeninde coğrafyanın değil kurumların yattığı savunulur. Diamond’ın coğrafya tezine karşılık Nogales köyü örneği verilir. Bu köy ABD-Meksika sınırıyla ortadan ikiye bölünmüştür ve aynı coğrafyayı paylaşmalarına rağmen ABD’de kalan kuzey bölgesinin refah düzeyi güneydekinden daha yüksektir. Bir diğer örnek de Güney Kore ile Kuzey Kore arasındaki malum karşıtlıktır. Yazarlara göre bunların sebebi, Güney Kore ile ABD kapsayıcı ekonomik ve siyasal kurumlara sahipken Kuzey Kore ile Meksika’nın sömürücü kurumlara sahip olmasıdır. Bu kurumları anlatmak gerekirse:

Kapsayıcı ekonomik kurumların var olduğu ülkelerde bireylerin girişimciliği teşvik edilir, özel mülkiyet güvence altındadır, hukuk sistemi tarafsızdır ve kamu hizmetleri mübadele ve sözleşmeler için herkese eşit şartlar sağlamalıdır. Bu kurumların sonucu olarak kapsayıcı piyasaların yaratılması, yatırımın ve teknolojik gelişmenin teşvik edilmesi sürdürülebilir ekonomik büyüme için elzemdir. Kapsayıcı ekonomik kurumlara sahip olmayan Çin, ekonomik büyümesini sürdüremezse yazarlar haklı çıkmış olacak.

Sömürücü ekonomik kurumlar toplumun belli bir kesiminin çıkarları için başka bir kesiminin gelir ve zenginliğini sömürürler. Bu kurumlar da ekonomik büyüme yaratabilir, sonuçta sömürmek için sömürülecek bir zenginlik yaratmaları gerekir. Ancak bu büyüme halihazırda var olan teknolojilere dayanır ve sürdürülemez.

Kapsayıcı siyasal kurumlar ise yeterince merkezileşmiş, güçlü bir devletin varlığı ile gücü toplumun geniş kesimlerine dağıtan ve onu sınırlayan kurumlar demektir.

Güçlü merkezi devlet yoksa (Somali’deki gibi) veya güç toplumun elit sınıfında yoğunlaşmışsa o ülkede sömürücü siyasal kurumlar vardır.

Diamond Ulusların Düşüşü’nü övdü, ancak kurumların var olan eşitsizliklerin belki %50’sini açıklayabileceğini ve tek başına yeterli olmadığını savundu. Örnek olarak da Afrika’yı verir; tropikal kuşakta kalan ülkeler tropikal kuşağın dışında kalan kuzey ve güney uçlardaki ülkelerden daha yoksuldur, haritada görüldüğü gibi. Bunun sebebi de tropikal kuşakta tropikal hastalıkların (paraziter hastalıklar, sıtma vb.) görülmesi ve tarımsal verimin düşük olmasıdır.

Kişi başı milli gelir (dolar cinsinden)

Diğer bir nokta; Acemoğlu ile Robinson Peru ve Avustralya’dan bahseder. Koloniciler Peru’ya gittiklerinde zengin kaynaklarla ve yoğun bir nüfusla karşılaştıkları için var olan kaynakları ve insanları sömürmeye odaklandılar, ama Avustralya yoksul ve seyrek nüfuslu olduğundan buraya gelen koloniciler sömürecek varlık olmadığından kendileri çalışmak zorundaydılar ve kapsayıcı kurumlar inşa ettiler. Evet; verdikleri bu örnek, iyi kurumların Avustralya’yı Peru’dan daha müreffeh bir yer yaptığını gösteriyor. Ama aynı zamanda bazen coğrafyanın (bu durumda doğal kaynaklar) kurumlar üzerinde belirleyici rol oynayabileceğini gösteriyor.

Diamond’ın %50-50 olarak varsaydığı coğrafya-kurum etkisinin konum ve zamana göre değiştiğini söylemek mümkün. Gelişmiş ülkelerde bu oran kurumlar lehine kayarken gelişmekte olan ülkelerde bu oran coğrafya lehine kaymaktadır. Aynı şekilde, zamanda eski çağlara doğru gittikçe coğrafya kader haline gelirken, günümüzde kurumlar eskiye nazaran daha belirleyicidir, gelecekte görece olarak daha da belirleyici olmasını bekleyebiliriz. Çünkü teknoloji geliştikçe kötü coğrafi koşulların üstesinden gelme kabiliyetimiz artar. Örneğin, tropikal hastalıklar bir ülkenin elini kolunu bağlayabilir, ama o ülke iyi kurumlar inşa ederek, gelişen teknoloji ve tıptan yararlanarak o hastalıkların yaydığı mikropları yenerek refah seviyesini yükseltebilir.


Kaynakça

Acemoğlu, D. & Robinson, J. A. (2013). Why Nations Fail. London: Profile Books Ltd.

Diamond, J. (2002). Tüfek, Mikrop ve Çelik. Ankara: TÜBİTAK.

Diamond, J. (2012). What Makes Countries Rich or Poor?. The New York Review of Books. https://www.nybooks.com/articles/2012/06/07/what-makes-countries-rich-or-poor/



Paylaşmak Güzeldir: