Sürdürülebilirlik Adımları Derneği İle Röportaj
Ocak 3, 2020
Telefonun Senin Her Şeyin!
Şubat 3, 2020

Zuhal Floria İle Röportaj -Bana Bi Yer Söyle

Beni tamamıyla heyecanlandıran ve İstanbul hakkında kıymetli bilgilerle dolu paylaşımları ile merakımı gideren, heybemi dolduran; neşesi ve enerjisiyle günlük sosyal medyada geçirdiğimiz o süreye değerli dakikalar katan Zuhal Floria Hanım ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdim. İstanbul’u sevenler İstanbul’a hayran olanlar için İstanbul ile dolu her satır. Hadi gelin İstanbul’u Zuhal Hanım’dan dinleyelim.

 

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba Pınar Hanım. Öncelikle size teşekkür etmek isterim. Bu benimle yapılan ilk söyleşi. Dolayısıyla heyecanım büyük. Siz beni, Instagram’da yaptığım İstanbul paylaşımlarıyla keşfettiniz. Evet, adım Zuhal Floria. Ne olduğuma gelince, ben bir flanörüm aslında. Buck-Morss’un flanör tanımına göre, “entelektüel avare”’yim diyebilirim. Bu avareliği de doğup büyüdüğüm şehir, İstanbul’da yapıyorum. Gördüklerimi, öğrendiklerimi, sosyal medya hesabımda paylaşıyorum. Bir bloğum var Banabiyersoyle.com ve beni tanıdığınız Instagram hesabım @banabiyersoyle.

 

Paylaşımlarınız bize büyük keyif veriyor. Sizi henüz keşfetmemiş olanlar için sayfanızda neler paylaştığınızdan bahsedebilir misiniz?

Aslında İstanbul’da yaşayan herkesin sokağa çıktığında gördüklerini paylaşıyorum. Bazıları bakıyor ama görmüyor. Bense, bakmak ile görmek arasındaki farkı hissettiriyorum.

 

Bir örnek verebilir misiniz?

Elbette.

Bir vapura biniyorsunuz diyelim. Vapurun ismi ne, bakar mısınız? Ben bakarım. Vapura isim olmuş o şahsiyeti -hele de tanımıyorsam- Google’dan öğrendiğim biyografisini hemen oracıkta Instagram hikâyelerime koyarım. Beni bir kıtadan bir kıtaya taşıyan o vapur, böylelikle hem beni hem de siz takipçilerimi bir zamanlar İstanbul’da yaşamış olan önemli bir şahsiyetin hayatına doğru ışınlar, varsa eserleri ile buluşturur. Ve böylelikle karşıya geçilen o 20 dakikalık deniz yolculuğunda, İstanbul’un hafızasına doğru derin bir yolculuk başlar. Bu dünyadaki görevini tamamlayarak hafızalardan uçmuş olan o şahsiyet aniden yaşama geri döner. Bu tatlı anımı da vapurun peşinden koşan aç martılar yakalar. Vapurların ismi olur da martıların neden olmasın. Birini Şakir, birini Cevat, birini Cavit, birini Şirin olarak adlandırır, hepsini hikâyelerime koyarım. Ve böylece, iki kıta arasında yapılan deniz yolculuğunda İstanbul’un o hiçlik hali tümüyle gider, yerine haz alacağın nefes kesici bir İstanbul gelir.

 

Vapur sadece bir örnek… Sokağa çıkıp, tüm gün özgürce gezerek gördüğüm binaları, anıtları, mekânları, insanları, şairleri, şiirleri, hikâyeleri, efsaneleri, camileri, kiliseleri, sinagogları bir rehber gibi anlatırım sayfamda. Bu şehri vareden, gördüğünüz/görmediğiniz, bildiğiniz/bilmediğiniz her şeyi bir cep ekranına sığdırmaya çalışırım.

Ya da şöyle söyleyeyim: Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul’da, bir semtteyken başka bir semtin özlendiğini söyler…

Severim bu yorumu. Ve ekler:

“Bu ani özleyiş ve firarların arkasında tabiat güzelliği, sanat eseri, hayat şekilleri ve bir yığın hatıra çalışır.”

Tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar gibi, ben de semtten semte firarlar yaparım. İçinde doğa da olur… Sanat da… İnsanlar da… Apartmanlar da… İçindeki hayatlar/hatıralar da! Ve gün içinde tüm yakaladıklarım IG sayfamda herkesle buluşur.

 

Instagram sayfanızı ne zaman oluşturdunuz?

Sayfamın doğum tarihi, 1 Mayıs 2017’dir. Anlamlı bir gün; Emekçiler Bayramı. Emek deyince de Şennur Sezer’i anmasam olmaz. Ne diyordu güzel şairimiz:

“Bir sözle kuruldu dünya… Ve hep o sözü aradım… Ve buldum: EMEK!”

Dolayısıyla @banabiyersoyle mahlaslı instagram sayfam, benim büyük emeğim ve İstanbul’a duyduğum aşkın, tutkunun sizlere yasıma hali.

 

Instagram sayfanızdan para kazanabiliyor musunuz?

Para kazandığımı sananlar olabilir, inanın kuruş kazancım yok. Para kazanan sayfalar kolaylıkla anlaşılır zaten. Dolu dolu reklam olur. Bendeki kazanç ise, maneviyat; yüzlerce, binlerce kişiye İstanbul’u sevdirebilmenin büyülü hazzı oluyor.

 

İstanbul’a olan bu merakınızı ve hayranlığınızı nasıl tanımlarsınız?

İstanbul’a hep meraklıydım ben. Bu belki doğumumdan itibaren başlayarak gelişen, büyüyen bir sevgiyle ilişiklidir. İstanbul’u hep sevdim, hiç vazgeçmedim. Dedem de çok severdi bu şehri, babam da öyle. Annem de çok sever. Onların İstanbul sevgisi genlerime işlemiş olmalı ki, gülümseyerek doğmuşum ben. İstanbul’da dünyaya gelmek benim şansım olmuş belli ki. Bir yerde okumuştum, Sunay Akın ise, İstanbul’da doğmamayı şans olarak görürmüş! Dışarıdan değerinin daha iyi anlaşıldığını düşündüğü için.

Yaşadığımız şu düzensiz, tarihi ve doğası azaltılmış İstanbul’a baktığımızda, Sunay Akın gibi düşünmüyorum ben.

İstanbul’u kimler bu hale getirdi?

Sadece iki örnekle, Adnan Menderes İstanbul’da doğmamıştı!

Bedrettin Dalan da.

Hayranlığıma gelince…

Şehrin konumu, zengin tarihi ve enerjisiyle ilgili.

Bu dünyada kaç şehir vardır iki kıta üzerine kurulu?

Ya da Kudüs dışında dünyanın başka hangi şehrinde üç ilahi dinin ibadetleri yan yana, şehrin dokusunda!

Roma’ya, Bizans’a, Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, dokuz ayrı lisanda otuz üç ayrı isme sahip olmuş başka bir kent var mıdır bu dünyada!

Cenevizlilerden kalan, dünyanın en güzel kulesi olduğunu düşündüğüm Galata Kulesi’ne bir bakın. Bu kente gelen farklı uygarlıklarla her çağda nasıl güzel şekillenmiş öyle.

Her gelenin giderken geride bıraktıklarını, keyifle harmanlayan İstanbul’a nasıl hayran olunmaz!

Şunu da rahatlıkla söylemek isterim:

Evren ile dünya arasında mutlu kaldığım tek yerdir İstanbul.

Eşimin yabancı olmasından dolayı bir dönem gurbette yaşamıştım. Bir kenti sevmenin o kenti terk etmekten geçtiğini yaşayarak öğrenen birçok kişi olmuştur muhakkak, ama bende gurbet, çok tılsımlı bir şey yarattı; Gurbetteyken İstanbul’a sırılsıklam âşık oldum!

Bazı insanlar, “İstanbul’dan başka bir kentte yaşayamam” der ya; Bende derim ki: İstanbul’dan başka bir kentte elbette yaşanır, ama eksik yaşanır. Nereye gidersek gidelim bu böyle; İstanbul’suz, bir yanımız eksik, bir türlü tam olamaz.

Diğer yandan İstanbul, fazla düzene alışmış bir yabancı için de çok dağınıktır, karmaşıktır. Bunu eşimden de biliyorum. İstanbul bazen sarsıyor onu. Fakat her şey bu kentin ruhunu yakalayana kadar. İstanbul’u diğer şehirlerden benzersiz kılan bence ruhudur. Bu şehre bir kere ayak basan, bir daha kopamaz. Zor!

 

Gün içerisinde birden fazla yere gidiyorsunuz, enerjinizi neye borçlusunuz?

Bu sorunun cevabı, Aşk!

İstanbul benim sevgilim. Bir sevgili ile buluşacak gibi heyecanla çıkıyorum evden sabahları. Akşama kadar sevgilimleyim sanki. Bir gün görmesem özlüyorum onu!

İstanbul’da, İstanbul’la yaşamaktan büyük mutluluk duyuyorum. Bazen düşünüyorum, İstanbul güzel bir şehir olduğu için mi güzel, yoksa ben ona âşık olduğum için mi?

İstanbul’u güzel yapan biraz da benim büyük sevgim galiba. Onu okumayı da seviyorum. Bu da bana enerji veriyor elbette…

“Okumayı seviyorum” derken, çoğunluk sadece kitap okumayı algılamasın. Okumayı seviyorum derken, gördüğüm her şeyi okumaktan bahsediyorum size. Bir metin okumak gibi görselleri de okumamız gerek bizim. İstanbul büyük bir kitap aslında. Bize düşen, İstanbul’un içinden bir bölüm seçip okumak.

Diyelim ki Beyoğlu’nu seçtiniz bugün. Beyoğlu’na gidin. Sadece bakıp geçmeyin, sokaklarına dalın, yürürken göğe bakın, karşınıza çıkan duvarları, binaları, anıtları, kiliseleri, camileri, insanları her şeyi okuyun. Gördüklerinizle zamanın büyüsünü hissedin. Aynısını farklı bir günde, başka bir semt için yapın. Semt semt, sokak sokak…

Her gün öğrendikleriniz size farklı tatlarda enerjiler sunacak ve belki de (İstanbul’dan sıkılanlara) şifa olacak.

 

İstanbul’u gezerken ziyaret edeceğiniz yerler de sizi oraya götüren şey ne oluyor?

İstanbul benim sevgilimse onun hakkında her şeyi bilmeliyim, öğrenmeliyim.

 

Sizce İstanbul’u diğer dünya şehirlerinden ayıran özellik nedir?

O kadar çok ki!

Konumu, zengin tarihi, 24 saat yaşayan şehir olması.

Her semtinde başka bir ülkeye gitmişçesine keşfedilecek binlerce zenginlik olması. İngiltere’de nereye giderseniz gidin aynıdır. Aynı yeşillik, aynı mimari, aynı mağazalar, aynı markalar, aynı tipler, tarzlar ve aynı hava! Bu monotonluk sıkıcılık yaratır. İstanbul’da ise gördüğünüz tüm tezatlıklar enerji verir.

Bir Balat, bir Beyoğlu, bir Kadıköy, bir Sultanahmet… Bu semtlerimizi düşünün tek tek. Hepsi birbirinden ne kadar farklı değil mi? Başka hiçbir şehirde böylesine zenginliği bulamazsınız. Asla!

 

Instagram hesabınızda yüksek sayıda takipçi kitleniz mevcut ve takipçileriniz ile aranızdaki ilişki oldukça iyi bunu sağlayan sizce nedir?

Özgün ve samimi olduğumu söyleyen çok sıcak mesajlar alıyorum. Beni evladı gibi gören ya da aileden biri gibi gören takipçilerim var. Yazılarımla kalplerinde güzel bir yer edinmişim bu apaçık belli. Gelen mesajları okurken ilk başlarda bu sevgi karşısında gözlerime mutluluktan yaşlar konuyordu. Bu yeni oluşan hislerime zamanla alıştım. Takipçilerim genelde ailecek beni takip ediyor. Bir evde anne baba farklı yaşta çocuklar var diyelim, hepsi takip ediyor. Akrabaları, yakın çevreleri de öyle. Ya da aynı eğitim kurumunda, öğretmen, öğrenciler, okul müdürü, müdür yardımcıları hepsi takip ediyor. Her yaşın ilgisini çekiyor paylaştıklarım. Tarihi yapıları incelemeyi sevdiğim için, mimarlık ve sanat tarihi öğrencileri de takip ediyor. İstanbul’u sevenler/özleyenler, mimarlar, restoratörler, öğretmenler, akademisyenler, sokak fotoğrafçıları takipçi kitlemin büyük çoğunluğu aslında.

 

İstanbul’u tanıtacak olsanız nasıl tanıtırdınız?

İstanbul’u en iyi Türk dizileri tanıtıyor bence. Ama ben edebiyatımızla da tanıtılsın isterdim doğrusu. Ben olsam kesin edebiyatla tanıtırdım. İstanbul’u en iyi anlatan Türk edebiyatı olmuştur çünkü…

Refik Halit, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yakup Kadri, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Kerime Nadir, Hüseyin Rahmi… Say say bitmez.

Sermet Muhtar Alus, Salah Birsel, Halide Edip, Samiha Ayverdi, Reşat Ekrem Koçu, Mehmet Rauf, Haldun Taner, Oktay Rifat, Nazım Hikmet, Bedri Rahmi, Orhan Veli…

Yüzlerce yazarla, şairle İstanbul’u dünyaya tanıtırdım.

Avrupa’daki kitapçılara gittiğinizde Türk Edebiyatı rafları olsun isterdim ve o raflarda dizi dizi bu saydığım edebiyatçılarımızın İngilizce’ye Fransızca’ya, Almanca’ya, Yunanca’ya çevrilmiş eserlerini görmek isterdim.

Bir İngiliz Londra’da kitapçıya gittiğinde, Türk edebiyatından sadece Orhan Pamuk’u görüyor!!! Neden?

Neden Ahmet Hamdi Tanpınar dünya çapında okunan bir yazar olmasın! Neden Salah Birsel, neden Yahya Kemal!

 

Sizce İstanbul bir şiir olsaydı hangi şiir olurdu?

Şiirlerle aram iyidir. Benim için şiirler matematikten daha değerlidir. Bu sorunuzu Cahit Irgat’ın çok sevdiğim dizeleriyle cevaplamak isterim:

İstanbul’da ne var deme,

İstanbul’da ne mi var?

İstanbul’da İstanbul var.



Paylaşmak Güzeldir:

Pınar Dereli
Pınar Dereli
Marmara Üniversitesi’nde Gazetecilik okuyan Pınar için kalem ve kâğıt asla vazgeçemeyeceği derin bir tutkunun olmazsa olmazları; sanata düşkün, hareketli, enerjisi yüksek biri. Enteresan düşüncelerle aklı hep meşgul. Yeni yerler görmek, gezmek, keşfetmek heyecanı ile dolu. Sohbet etmekten zevk alan, umudun insanı ayakta tuttuğuna inanan ve o da umuda sarılan biri. Fazlaca kitaplarda, birazcık şarkılarda, pek az da hayatta yaşayan biri.