Hikâye Kariyerden Üstündür
Nisan 3, 2019
Ortam İnsanı Mı? Prensip İnsanı Mı?
Mayıs 3, 2019

Kaplumbağaların Ölümü

Fatma Nur Kaptanoğlu İle Söyleşi – Kaplumbağaların Ölümü

Hızla değişen çağımızın içerisinde her an sosyal medyada vaktimizi öldürürken öte yandan hala yazın dünyası da varlığını sürdürüyor. Okumaya ve yazmaya dönmeye çalışıyoruz. Kimilerimiz bu konuda daha başarılı. Bu ay sizler için gerçekleştirdiğimiz söyleşide Fatma Nur Kaptanoğlu bizlerle birlikte. Henüz 26 yaşında ve çok genç olmasına rağmen, tüm yoğunluklarının arasında bir öykü kitabı çıkarmış ve çok kısa bir süre içerisinde de ikinci kitabını yayınlayacak. Keyifle okuduğumuz “Kaplumbağaların Ölümü” kitabı da bizi buralara getirdi. Sizler için sorduk o cevapladı:

 

  1. Kaplumbağaların Ölümü ’nü yazan Fatma Nur Kaptanoğlu sana göre 3 kelime ile kimdir?
    Cevap:
    Arayan, hisseden ve biraz da karmaşık biri.
  2. Neden bir kitap yazma ihtiyacı hissetin? Yazın dünyasındaki hangi boşluğu doldurmak istedin?
    Cevap:
    Kitabımın olması bir ihtiyaçtan ziyade yazma eylemiyle geçen yılların doğal bir sonucuydu. Kendimi bildim bileli her zaman yazdım ama öylesine değil, yazmayı bir disiplin sürecine sokarak. Çünkü yazmak “acılar içinde uyandım ve bir anda yazmaya başladım” dan çok daha fazlası, en azından olmalı. Her insanın hayattaki yegâne amacı bir şekilde kendini ifade etmek. Kötü ve etik olmayan eylemlerin bile bu duygunun dışavurumu olduğunu düşünüyorum. Ben de kendimi tanımaya başladığım ilk andan itibaren kendi adıma en doğru ifade biçiminin yazmak olduğunu keşfettim.
    İkinci soruya gelirsek, aslında yazın dünyasında hiç boşluk yok ve bir o kadar da çok boşluk var. (Gülümsüyor) Ciddi bir tezatlık söz konusu. Bu ancak yazarın bakış açısıyla kendince netleşecek bir durum. Hiçbir zaman “yazın dünyasında şuralarda, hatta mümkünse xyz yazarın yanında bir yerim olsun” derdim olmadı. Bana kalırsa hiçbir yazar da bu amaçla yola çıkmamalı. Yazma eylemini ciddiye alır ve tüm hayatınızı ona göre kurgularsanız, yazmaya özveriyle, dostane ve çabayla yaklaşırsanız sizi her zaman beklediğinizden çok daha iyi noktalara taşıyacaktır. Hem de kendiliğinden. Kısacası yazmak amaç olursa yeriniz çok, ancak onu mevkiiler için bir araç olarak görürseniz, yazın dünyasındaki boşlukları doldurmayı geçin onları görmeniz bile neredeyse imkânsız olur.
  3. Kitabında tam altı öykü var, senin için en anlamlısı ve önemlisi hangisi, neden?
    Cevap:
    Kesinlikle Perde öyküm. Perde öykümün içindeki gizlilik, izlenme, izletme duygularını tüm öykülerimin içinde kullanmaya çalıştım. Nitekim hayat tam olarak da bu. Birileri bizi izliyorsa, izlendiğimizden heyecan duyuyorsak ve bu bizi daha çok kendimizi izletmeye yönlendiriyorsa, tüm bu süreçlerde hem kendimiz hem de bir o kadar kendimiz değilsek – çünkü biri sizi izlemeye başladığı anda kendinizi kontrol etmeye başlarsınız, hareketleriniz yalnız olduğunuz zamanki samimiyetinden uzaklaşır – bunların temeldeki en önemli sebebi duyduğumuz derin yalnızlık. Yalnızlık, bir yabancıya dahi kapılarınızı sonuna kadar açtırabilir, ben kapılar yerine perdelerin açılmasını istedim. Çünkü öykülerini yazdığım her şey ve herkes perdelerini açık bıraktıkça ulaşılabilirdir, gözlemlenebilirdir. Perdeler arada da kapanmalıdır. İnsanız çünkü, heyecan ve tutku, gizem ve ulaşma telaşı bizi harekete geçiren, hayatı hissetmemizi sağlayan duygular. Bunların hepsine sadece bir perde ile ulaşmak ne tuhaf değil mi?
  4. Kaplumbağaların Ölümü öyküsündeki İsmet ile kendini ne kadar yakın buluyorsun?
    Cevap:
    İsmet hem en yakın arkadaşım hem hiçbir zaman bir arada olmak istemediğim ikinci dereceden akrabam, hem bambaşka hayatlarda ve imkanlardaki ben, hem de olmaktan korktuğum kişi. İsmet’i sevip sevmediğim konusunda net bir yanıt veremem ama birbirimize yakın olduğumuzu söyleyebilirim. Ama bu yakınlık sevgi ya da bağlılıktan kaynaklı bir yakınlık değil. Konuşulmamış bir anlaşma var aramızda. O zavallılığı, korkaklığı, telaşı ve bir türlü harekete geçemeyen haliyle benim bir travma halinde dönüşebileceğim karakteri net bir şekilde bana gösteriyor. Bu onun en önemli görevi. O nedenle İsmet benim çekirdeğim diyebilirim. Hem aynıyız hem de bambaşkayız. Ve bu his muhteşem. (Bu esnada gözleri parlıyor ve enerjisi bana da geçiyor)
  5. Sence yazmayı düşünmek mi daha güzel yoksa düşündüğünü yazmak mı?
    Cevap:
    Şöyle diyebilirim buna: Bir gün harika bir metni yazabilme ihtimalinin varlığı ve bunun için devamlı yolda olmak çok güzel. Nitekim o harika metinlere o anlık, o dönemlik, o ruh haliyle tamamen kendince ulaşıyorsun ve her zaman daha iyisi olduğunu bildiğin için yine yola çıkıyorsun. Sürekli kendini doğuran bir süreç.
  6. Yazım sürecin ile ilgili ele aldığını bir fanzin yazında “Kendim ile tanışabildiğim için mutluyum.” derken neyi ifade etmek istedin? Yazma sürecinde kendini ne yönlerden keşfettin?
    Cevap:
    Her insan gibi yaşam boyu en çok kendimi merak ettim, etmeye devam ediyorum. Sadece yazmak ile attığım her adım bana bir ayna tutuyor. Metinlerimde, seçtiğim konularda, karakterlerimde ben ve benim deneyimlerimin, o deneyimlerden çıkardığım sonuçların, sonuçların bana verdiği zararların/sağladığı faydaların ya da hiçbir şey yapmamalarının izleri var. Benim en insan hallerim de orada en korkunç hallerim de. Açıklarımı, kendimi, iyi ve kötü taraflarımı yazarak keşfetmek; sonucunu deli gibi merak ettiğin ama bitirmek için de asla acele etmediğin yorucu, üzücü kimi zaman da neşeli bir oyun. Yoldayım, kendimi ve insanları keşfediyorum.
  7. Çağımızda okumak ve anlatmak için kimse zaman bulamıyor. Giderek zamanın kısaldığı anlamların ise genişlediği bir geleceğe gidiyoruz. Sence kitap hayatımızda olmaya devam edecek mi? Yoksa kitaplar giderek kısalacak ve ele almayı unuttuğumuz bir tarih mi olacak?
    Cevap:
    Tabii ki olacak. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin insanlar, aynı duyguları yaşayan kişilerle bir şekilde yolunun kesişmesini isteyecek. İçgüdüsel bir tavır bu. Şekli değişebilir, adı değişebilir ama kitap, edebiyat, yazın, metin artık ona ne dememiz gerekiyorsa, yaşamaya devam edecek.
  8. Peki kitap haricinde neler yapmayı seviyorsun, neler yapıyorsun?
    Cevap:
    (Cumhuriyeti ilan edeceğiz beklemede kalın diyor ve gülerek eğlenceli bir açılış yapıyoruz)
    Birleşmiş Milletlere bağlı olan bir STK olan JCI Derneğinin JCI
    Culture şubesinde sosyal sorumluluk projeleri yapıyorum. Uzun süredir çalıştığım şubemizde 2020’de şube başkanı olacağım. Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Belirli bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra öğretmenliği bırakarak reklam yazarlığı ve içerik editörlüğü yapmaya başladım. (Birlikte çalıştığı arkadaşı Elif’i sevgi ile anarak devam ediyor) Yazarlık atölyesi gibi olaylara fazla inancım yok ama şöyle bir şey söyleyebilirim. Böyle yazarlık yapılır ahkamı kesemem ama sadece insanları doğru yönlendirmek ve bir kitle oluşturmak için atölye çalışmalarının eğlenceli olabileceğini düşünüyorum. Edebiyat çalışmalarının yapıldığı bir atölye güzel olabilir. Böyle bir atölyenin parçası olmak veya sahibi olmak isterim. Ancak altını çiziyorum çıkışında yazar olacaksınız gibi net vaatler sunan bir atölye istemem.
  9. Yazılarında gerçeğe mi yoksa kurguya mı daha yakınsın?
    Cevap:
    Yazarken gerçekçiyim izlerken ise hem gerçekçi hem kurgucu olabilirim ama okurken gerçekçiyim yine. Kurguyu özellikle fantastikte şu yüzden seviyorum: Çok kuvvetli olmadığım fantastik bir alanda görselle desteklenmiş eserlerin insanlar tarafından üretiliyor olması beni çok etkiliyor.
  10. Bir kitap yazmak için seyahat eder misin?
    Cevap:
    Ben bunu çok komik buluyorum. Ben kitap yazmak için Paris’e gitmem çünkü gezmekten yazamam. Daha doğrusu tarihsel ve araştırma içeriği olmadıkça yazamam. Bence üreten insanların huzurlu olma şansı yok. Biraz huzursuz bir insanım ve bundan beslendiğim için daha sakin bir yerde yazmayı tercih ederim. Sorunlu ülkelerde daha sanatsal içeriklerin üretildiğine inanıyorum.
  11. Yazarken deneysellikten yararlanıyorum demiştin, kastın nedir?
    Cevap:
    Her yazarın bir derdi vardır benim de derdim dil. Dile doğru yaklaşmaya çalışıyorum. Bir noktada kelimeler yetmiyor ve onu aşmaya çalışıyorum. Farklı kelimeler kurgular deneyerek bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Sadece yazmak için değil buna ihtiyaç duyduğum için de bunu yapıyorum. Konu olarak yine herkesin yaşadığı sıradan olayları anlatıyorum.
  12. Alt metni zenginleştirmek için hayatta deneyselliği düşünür müsün?
    Cevap:
    Düşündüğüm bir karakter var ve onun için deneyimlemeliyimden ziyade zaten deneyimlenmiş olaylar var. Onları yazmayı seviyorum. İnsanların zaten çok fazla şey yaşadığına inanıyorum. Çünkü insanın içinde derin ve enteresan taraflar var. Bu tarafları kucaklarsak ortaya kaliteli çıktılar oluşacağına inanıyorum. Ancak karakter için de deneyimlemem demiyorum.Neyi anlattığın değil nasıl anlattığın benim için daha önemli. Bu yüzden bir olay beni ilerleyişi ile çekerse muhtemelen peşine de düşebilirim. Bazen kurgu olarak yazdığın bir olayı gerçek hayatta yaşayabiliyorsun. Her öykümde kurgu var. Onlar benim deneyimlediğim ve keşfettiğim insanlar aslında.
  13. Kitap yazmak isteyen gençlere söylemek istediklerin?
    Cevap:
    Bunun için uzun laflar etmenin anlamlı olmadığını düşünüyorum çünkü en başta da dediğim gibi kitap amaca hizmet etmemeli, amaca giden yolda basamak olmalı. Kişinin ilk amacı yazmaksa kitap doğal bir sonuç olarak karşısına çıkıyor zaten. O yüzden cesaret edin ve yazın. Cesaret bir yazarın en çok ihtiyacı olan duygudur. Her yaşta kitap çıkarılabilir ancak yazıldığı yaşta iyice emin olunması gerekiyor. Ben yazarken okuyucuyu düşünmeye başladığım anda koparım. Ben ne istiyorsam ve neye ihtiyaç duyuyorsam onu yazarım. Bir eser oluşturup yayınlandığında sonrasında onunla vedalaşabilmen gerekiyor. Bir kez yayınlandıktan sonra okuyucuların tüm tepkilerine teslim oluyorsunuz. Bu tepkilere de tepki göstermemek gerekiyor. Çünkü zaten yayınladığında sen bu riski almış oluyorsun. Genç yazar adaylarına da bunlardan geri durmamalarını tavsiye edebilirim.
  14. Bildiğimiz kadarı ile ikinci kitabının eli kulağında. Ne zaman yayınlanacak ve nasıl bir içerik olacak bizimle paylaşabilir misin?
    Cevap:
    Evet, sonbahar diyebiliriz ikinci kitap için. Yine bir öykü kitabı olacak. Bu seferki öykülerim daha deneysel. Yine insan temelli. İçime çok sinen bir ikinci kitap oldu. Mevsimler bir geçsin, üzerine uzun uzun konuşuruz. (Keyifle gülüyor ve çaylarımızı yudumlayıp söyleşimizi bitiriyoruz.)

Sıkı tembihler ile birlikte sıradaki kitap hakkında birkaç ipucu aldım. Beni çok heyecanlandırdı. Çünkü hepimizin hayatında olan ancak koşuşturmacalarımızın arasında unuttuğumuz detayları gördüm. Okuduğunuzda sizlerin de keyif alacağını düşünüyorum. Sıradaki kitabı hep birlikte bekleyelim 😉



Paylaşmak Güzeldir:

M. Haluk Ovacık
M. Haluk Ovacık
Simurg Derneği kurucularından olan M. Haluk Ovacık kendi Kaf Dağı yolculuğunu sürdürmektedir. Hayallerini gerçekleştirmek için arkadaşlarının ideallerinin bir parçası olmaya özen gösterir. Tiyatro ve sinemayı takip etmek en sevdiği aktivitelerdir. Hedefi, sevdiği alanlarda yetkin bir birey olmaktır. Kendisini çalışırken veya toplumsal analizler üzerinden tavsiyeler verirken bulabilirsiniz.