Eleştiri 1.2: Küreselleşme
Kasım 8, 2018
Pedofi-li
Kasım 8, 2018

Bermuda Uyumsuzlar Üçgeni

Daha yolun çok başında olan genç bir bireyim. Ancak şunu anlayabiliyorum. Sorunlar, ulaştığımız noktalara göre bizimle buluşmuyor. Kimimiz daha ilk yaşına varamadan sevdiklerini kaybediyor, kimilerimiz ise otuzlarında aslında halen kimliğini bulamadığını fark ediyor. Yaşam bir şekilde bize dokunmayı seviyor. Bazen de ağlayan küçük bir bebek sayesinde onlarcasını gülümsetiyor. Güldürüyor, şaşırtıyor ve korkutuyor. Sanki bizlere mimiklerimizi nasıl kullanacağımızı öğretiyor. Bir heykeltıraş gibi bakışlarımıza yaşanmışlıkları işliyor. Ondandır, kiminin sesi kiminin tek bir bakışı koca bir hayatı özetler. Yıllarca aldığımız onca eğitimlere rağmen aslında omzumuza eğilip, “tiyatro izle” diyen o sesin peşine takılırız. Çünkü yuva bulmuş acıları ve mutlulukları duyar, benimseriz. Modellerin getirdiklerine adapte olmaya çalışırız. Aykırı kalmaktan geri durur, uyumlu bireyler olmak, kabul görmek isteriz. İşte tam da bu noktada paylaşmak istediklerim var!

 

Ne mutlu, ben bir bireyim ve uyumsuzum diyebilenlere. Hiçbir insan diğeri ile eş değildir. Her birimizin doğasında ve gördüklerinde farklılıklar vardır. Mutluluk bir ile on arasında değerlendirilebilecek bir program da değildir. Belki de milyarlarca farklı mutluluk birimi vardır ve ayrı ayrı insanlarda veya günlerde bunlar değişiyordur. Bu da insanı olağanüstü bir canlı yapmaz mı? Peki neden böyle büyüleyici bir çeşitlilik potansiyeli yıpratılıyor. Gerek aldığımız eğitimlerde gerekse toplumun getirdiklerinde bize model seçmeyi dayatıyorlar. Neden bu dayatmalar ile mücadele edecekken modelleri seçmek için birbirimizi eziyoruz? Sorulabilecek yüzlerce sorudan birkaç tanesini sormak istiyorum:

 

Nasıl oluyor da isteklerimi keşfetmek için yıllarca bekliyorum?

Neden hepimiz farklı iken aynı eğitimi alıyor ve aynı hedefler için çalışıyoruz?

Niçin para kazanmak istiyorum?

Hayat yaşam ihtiyaçlarımdan fazlası değil mi?

Herkesin beğendiği o modele sahip olmak beni mutlu edecek mi?

Attığım her adımı göstererek bir model olduğumu mu anlatmak istiyorum? Yoksa onaya mı ihtiyacım var? Kendimi onaylayacak ve tatmin olacak kadar yeterli bulmuyor muyum? Yeterli olmak benim için ne demek? Benim için. Ben. Sahi, ben kimim? Neyi seviyorum? Bana dayatılanları bir kenara koyduğumda ve görecekler kaygılarından kurtulduğumda aslında saf olarak neyden ibaretim? Seçimlerim neler?

 

Eminim birçoğunuza bu kalıplar tanıdık geldi. Bana özel kaygılar değil bunlar. İnsanın kendini keşfetme süreci, bu ve benzeri yüzlerce sorunun zihnimizde canlanması ile gerçekleşiyor. Öyle bir süreç ki bu, içine giren herkesi savuruyor. Kimisi çakılıyor kimisini ise teğet geçiyor. Sanırsınız Bermuda Şeytan Üçgeni. Ancak çok da uzak değil bu kavrama. Bu hikayenin her köşesi bir seçenek. Kendimizi keşfetmek için savrulabilir, çılgın sorular ile bunaltabiliriz. Saf benliğimizi bulmak ve oturtmak için ne var ne yok yırtınabiliriz. Gülümsemeye devam eder ama içimizdeki tüm gemileri dalgalara boğarız. Bu üçgenimizin ilk köşesi. Ya diğer köşe? Dayatılanları öpüp başımızın üstüne koyabilir, modelleri örnek alabiliriz. Sağ cebimizde parlak bir elma, öğretmenimizin masasına tatlı bırakabiliriz. Değerlendirmelere tabii tutulur, değerlendiren olmak için çalışırız. Bırakın kendine has seçimlerimizi bilmeyi sorgulamayı bile hatırlamayız. Gelelim son köşeye. Araftakiler. Üzülsem mi sevinsem mi hiç bilemedim bu boşlukta kalanlara. Anlamların süslediği her bir kenara saygı duyduğum kadar bu köşede oturanları da saygı ile selamlıyorum. Kendini sorgulamaktan korkan ama modelleri benimsemekten de çekinen ara dostlarımız. Modellere sorduklarını içinde harmanlayan ve yorum katarak sonuç çıkartan kardeşlerimiz. Sevdiğinin favorisini beğenen ama kendi favorilerini de beğendirmeyi ihmal etmeyen profesyonel arkadaşlarımız. Bitirdik mi üçüncü köşeyi de. Sorgulayıp kendini bulanlar, danışıp bireysel profilini inşaa edenler ve modelini seçip onun yolunda gidenleri. Bu üç yol da ne doğru ne yanlış. Her biri kendimizi konumlandırdığımız seçeneklerden ibaret. Onlar olmadan ne bir üçgen oluruz ne de bir toplum. Sonuçta nokta olmayı yüzyıllar önce çizgiler çizerek bırakmadık mı?

 

Gelelim sonuca. Ben tercihimi sorgulayıp kendini bulmak isteyenlerden yana kullandım. Tabi direkt bu kararı alamadım. Aşama aşama kavradım. Öncesinde yıllarca modelleri takip eden biri oldum. Kimi zaman özendim kimi zaman bir başka başarının yansımasını gölgem gibi gösterdim. Başkasının hakkını elbette yemedim ama kendi hakkımı yedim. Var olması gereken ben, her zaman yarım kaldı. Kabul görmek için aradığım onaylar beni tamamlamadı. Dönüp baktığımda adımlarımı sorgular oldum. Arafta kaldım, Araf’ı yoldaş olarak yanıma aldım. Modelleri sorgulayıp kendime göre harmanladım. Uyumlu olmaya çalıştım. Fark ettim ki halen kendimi yıpratıyordum. Fırtınadan kaçmaktan vazgeçip darmaduman olmayı kabul ettim. Sorgu ve keşif rüzgarına kapıldım. Hiçbir zaman tamamlandığımı iddia edemeyeceğim. Çünkü bu hikaye son nefesle bitiyor. Ancak anladım ki bundan sonra hikayemde bir uyumsuz olacağım. Bence her insanın olması gerektiği gibi. Nefes almaya başladığımız andan itibaren hak ettiğimiz farklılığa yakışır biçimde!

 

Bermuda Uyumsuzlar Üçgenine hoşgeldiniz. Sevgi ile kalın.

 

Deneysel Kaf Yazı Serisi
Deneysel Kaf Yazı Serisi ile Simurg Derneği kurucularından olan M. Haluk Ovacık kendi Kaf Dağı yolculuğunu felsefi yönüyle ele almaya çalışıyor. Seri, efsanevi Simurg mitolojisindeki gibi çeşitli vadileri kavramsal açılardan aşarak Kaf Dağı’na yani kendini bulmaya yönelik amaç ediniyor. Yedi vadi ve kaf dağı olmak üzere toplamda 8 aşamadan oluşan yazıda aynı zamanda Simurg’un harflerine biçilmiş anlamlar da ele alınıyor. Buna göre serinin sekiz aşaması kurulum, *sorgulayan, *idealist, *mücadeleci, *uyumlu, *realist, *gençlik ve son olarak metodolojidir. Serinin yazıları:

1) Kaf Dağı’ndan Sevgilerle
2) Sorgula Dostum
3) Botanik İdealler
4) Asılsız Kadim Mücadeleler
5) Bermuda Uyumsuzlar Üçgeni
6) Ruhsatsız Gerçeklik
7) Genç Dimağ
8) Deneysel Kaf Metodolojisi



Paylaşmak Güzeldir:

M. Haluk Ovacık
M. Haluk Ovacık
Simurg Derneği kurucularından olan M. Haluk Ovacık kendi Kaf Dağı yolculuğunu sürdürmektedir. Hayallerini gerçekleştirmek için arkadaşlarının ideallerinin bir parçası olmaya özen gösterir. Tiyatro ve sinemayı takip etmek en sevdiği aktivitelerdir. Hedefi, sevdiği alanlarda yetkin bir birey olmaktır. Kendisini çalışırken veya toplumsal analizler üzerinden tavsiyeler verirken bulabilirsiniz.