Algoritmik Finans 102
Şubat 8, 2019
Başarı”sızlık”
Şubat 8, 2019

Kısmen Orta Çağ ve Büyük Ölçüde Cadılık Hakkında Loş Bir Sohbet -2

Selam olsun sana ey sevgili okur, nasılsın? Umarım yorgun değilsindir, zira senin de bildiğin üzere yarım da kalmaktan ziyade sadece üçte birini bitirebildiğimiz bir hesabımız var seninle. Geçen yazı biraz uzundu farkındayım ve hatalarımdan ders çıkarmayan birisi olduğumu bilmeni istiyorum senden. Fakat okurken sıkılmadığını ve bu konuya ilgili olduğunu varsayıyorum; yoksa zaten aynı şeyin devam yazısını okumak için bu sevimli ama bir o kadar da mütevazı sayfada olmazdın değil mi ? Şimdi git ve kendine sıcak bir kedi veya örümcek kanı çay koy (cadı şakası, hani konumuz cadılık ya)  ve arkana yaslan. Çünkü şimdi seninle karanlık ve ürkütücü yolculuğumuzun ikinci kilometre taşından itibaren uzun ve sancılı bir yürüyüşe çıkıyoruz. Geçen ay yazdıklarımı şöyle bir kontrol ettiğimde cadılığın ne olduğunu ve ne olmadığını artık bildiğini varsayıyorum. Sebepleri anlatmaya başlamışken hakem düdüğünü çalmış ve yarıda kesmek zorunda kalmışız. Öyleyse buradan devam edelim.

Cadı Avlarının sebebi olarak şu ana kadar cadıların varlığına yönelik inançları ve hava koşullarındaki olumsuz değişikliklerini ele aldık ve elimizden geldiğince de inceledik. Sıradaki mesele diğerlerine göre daha saldırgan ve doğrudan bir suçlama içermekte: Kadının acizliği. Bu durumu aslında Türkçe ’ye böyle çevirmek hoş değil fakat bütün bu cadı avları boyunca, çeşitli kaynaklarda kadının güçsüzlüğüne ve düşkünlüğüne yönelik ithamlar duyuyoruz. Geçen yazıda adı geçen Cadı Avcılarının el kitabı “Malleus Maleficurum” çok net bir şekilde toplumun çöküşünü kadına bağlar. Hadi biraz daha ileriye gidelim ve kitabın başlığına tekrardan bir göz atalım. Kitap Türkçe ‘ye “Cadı Çekici” olarak çevrilir. Öte yandan “Maleficurum” kelimesi Cadı demek ile birlikte, dişil bir anlam içermektedir. Şayet yazar cadılığın hem erkek hem de kadına ait bir vasıf olabileceğini düşünseydi bu sefer “Maleficorum” yazması gerekirdi. Daha baştan kadının bu kötülüğün gerçek sebebi olduğuna dair inancı seziyoruz. Devam edelim. Kitabın yazarları Heinrich Kramer ve Jacob Spranger, kadının şehvetli bir yaratık olduğunu ve şeytan tarafından kolayca ayartılabileceklerini savlıyorlardı. Bu iddiaya göre kadınlar rasyonellikten uzaklardı, duyguları tarafından yönlendiriliyorlardı ve hatta Âdem’i de Havva ayartmıştı sonuçta. Bu, kadına yönelik suçlamaların birinci kısmını teşkil ediyordu. Geçelim ikinci kısma.

Antik çağlardan beri patriarkal toplum her zaman vardı. Erkek dışarda para kazanacak, eve ekmek getirecek ve ailesini koruyacaktır. Kadın ise çocuklara bakacak, evin düzenini sağlayacaktır. Bunun gerçekleşmesi içinse erkek ile kadın bir aile kurmalıydı; yani evlenmeliydi. Fakat Erken Modern Periyotta, aslında diğer dönemlerde de olduğu gibi evlenmeyen, bir şekilde bekâr kalmayı tercih eden kadınlar vardı. Bu açık bir şekilde dönemin hiyerarşisine ve ataerkil düzenine karşı çıkmak demekti. Bu kadınların bir kocası yoktu. Olmaları gerekenden daha da özgür idiler. Hatta bu mantığa göre gittikleri herhangi bir yerde köylerinin adının çıkmasına sebep olacak bir hareket dahi yapabilirdiler. Sonuç olarak bu kadınların bir şekilde sınırlandırılmaları ve gerekirse de cezalandırılmaları lazımdı. Bu sebeplerden ötürü cadılıkla suçlanan kadınların sayısı aynı suçlama ile yargılanan erkeklerinkinden katbekat daha fazlaydı. Radikal Feministler bu olguyu bir çeşit gendercide (cinskırım) olarak kabul etmektedirler. İstatistikler İskoçya ve İsviçre’de cadılıkla suçlananların %80;  İngiltere’de ise %95 ila %100 kadarının kadın olduğun göstermektedir. Gerçekten de kadınlara yönelik bir çeşit savaş ilanı var ortada. Üçüncü, fakat diğerlerine nazaran çok daha az etkisi olan bir başka sebep ise söz konusu dönemde kadınların aybaşı kanlarının zehirli olduğuna yönelik düşüncedir. İnsanlar kadınların o kadar şeytani ve tehlikeli olduklarına inanıyorlardı ki, onlardan çıkan herhangi bir maddenin iğrenç ve büyük ihtimalle de son derece ölümcül olduğunu düşünüyorlardı.

Geldik meselenin sosyolojik ve fonksiyonel kısımlarına. Sizin mevzubahis dönemde, Avrupa’nın sakin bir köyünde 2 koyunu 1 ineği olan, derme çatma evinde, kendi halinde bir köylü olduğunuzu düşünelim hadi. Yaşadığınız ev zaten ev demeye şahit ister; bir de komşunuz ile aranızda bir veya iki adımlık bir mesafe var. Metroya birkaç yüzyıllık mesafede, belediye çalışmalarının yaklaşan bir seçim de olmaması sebebiyle hiç gerçekleşmediğini düşünürsek; en ufak bir problemde komşunuz ile aranızın bozulması işten bile değil. Komşunuz da çok kötü ve anlaşılması güç birisi diyelim. İşte şimdi laciverte boyandınız: Komşunuz sizin cadı olduğunuzu yetkililere haber verdi. Mahkemedesiniz ve iki seçeneğiniz var: 1) Bu suçlamayı kabul et, 2) Bu suçlamayı reddet. Kabul edersen sen bir cadısın sayın okur üzgünüm. Reddersen sen yalancı bir cadısın sayın okur üzgünüm. İki durumda da kaçarın olmayacaktı, oyun sonunda diğer hikâye tercihlerine bakabilirsin. Kısaca herhangi bir gerilim anında bu suçlama bir silah olarak kullanılabilirdi. Yazıyı uzun tutmamak adına devam ediyoruz. Mahkemenin sizi bu kadar suçlu ilan etme isteğinin peşinde bir sebep daha var. Sen cadılığın yüzünden asıldıktan sonra malının üçte ikisi mahkeme heyetine ve celladına gidecek. Yani bu sebep bile senin Şeytan’ın dostu ilan edilmene sebep olabilir. Devam edelim. Sen bir köylü de olmayabilirdin, bu durum elit tabakayı da içermekte aslında. Belki de bir düşkün yahut fakir bir çeşit mahlûksun diyelim. İnsan statüsüne konulacak değilsin bu halinle sonuçta. Bir işe yaramıyorsun halkın ve daha tam oluşamamış olsa da devletin gözünde. Düşkünün yararı yok zararı vardır. O zaman senin ortadan kaldırılman lazım. Peki, bunu nasıl yapacağız? Senin cadı olduğunu söyleyelim ve bu meşru dayanak noktasından yola çıkarak senin gereksizliğini kanıtlayalım. Aslına bakarsan bu fikrin arkasında bir mesele daha var ki insanın kanını donduruyor. Şeytan’la işbirliği yapacak kişi elinde kaybedecek hiçbir şey olmayacak kişidir değil mi? Ayrıca bu insanların gözü makam ve para hırsıyla daha kolay döndürülebilir. Öyleyse bu düşkünler aslında toplumu en tedirgin etmesi gereken kişiler idi. Yani fakirliğiniz ve yeteneksizliğiniz sizin potansiyel tehlikeniz için gayet yeterli kanıtlardı.  Sonuç: Tebrikler siz henüz kendinizin bile haberi yokken bir cadı oldunuz ve Şeytan ile işbirliği yaptınız. Ödülünüzü bilmeseniz daha iyi olur ama.

İşte böyle sayın okur. Şayet Erken Modern Avrupa’sında bir garip köylü de olsan, bir soylu da olsan; kötü bir tanıdığının ya da sosyolojik bir olgunun kurbanı olabilirdin. Belki de dönemin paranoyası haline gelmiş bu mesele, senin çok fazla kadınlığını sergilediğin fikrinden ya da geçen hafta bütün tarlaları yok etmiş bir fırtınadan kaynaklanıyor olabilir, birkaç gün sonra kendini alevli çıralar arasında asılı halde; yahut buz gibi suyun dibinde; yahut vücuduna çivilerin saplandığı bir işkence odasında bulmana sebep olabilirdi. Avrupa bu korkunç felaketle çalkalanırken, aynı dönemde Osmanlı Devleti, Afrika ve Asya’da bu olayların benzerine bile rastlanılmaması aslında bir yere kadar da düşündürücü. Bu aylık burada keselim öyleyse. Eğer bu seri gerçekten ilgini çekiyorsa bana lütfen söyle. Gidişata göre ucundan azıcık bahsettiğimiz cadılara uygulanan işkence yöntemlerinden, Salem Olayı gibi durumlardan bahsedebiliriz. Şimdilik burada bırakabiliriz öyleyse.

Kendine iyi bak, Şeytan’dan uzak dur.

 

Bibliografya:

Sister Trinity, ‘Gynocide : The Holocaust of Women’,     http://passtheflamingsword.wordpress.com/2013/01/31/gynocide-the-holocaust-of-women/

Gronich, Amanda, writer. Witch Hunter’s Bible. National Geographic. May 9, 2010.

  1. Scarre & John Callow, Witchcraft and Magic in 16th-and-17th-Century Europe,p.41

Brian P. Levack, The Oxford Handbook of Witchcraft.

Collard, Franck, and Deborah Nelson-Campbell. The Crime of Poison in the Middle Ages. Westport, CT: Praeger, 2008.

Helbing, Franz. Die Tortur Geschichte Der Folter Im Kriminalverfahren Aller Völker Und Zeiten. Berlin: Gnadenfeld, 1902.



Paylaşmak Güzeldir:

Alperen Onatkan Yılmaz
Alperen Onatkan Yılmaz
Boğaziçi Üniversitesi’nde Tarih bölümü öğrencisi. Okumayı, gezmeyi ve dinlenebilecek her müziği dinlemeyi çok sever. Tarih muhabbetleri yaparak insanları büyülemek en büyük hobilerinden. Bütün dünyayı gezmek isteyen, insanları dinlemeyi seven, sergiden sergiye ve tiyatrodan tiyatroya koşan ama koşamazsa da Kadıköy vapuruyla giden birisi. Akademisyen olmak isteyen yazarımızı tarih ve sanat dallarında yazarken bulabilirsiniz.